Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

BÖYLE GİDERSEK 2100’DE “GELİŞMİŞ ÜLKELERİ” YAKALARIZ

Türkiye, 1960’larda Güney Kore ile neredeyse aynı kişi başına milli gelire sahipti. 1970’lerde İspanya, Yunanistan ve Portekiz ile aynı gelir grubunda değerlendirilirdi. Şimdi Güney Kore ile aramızda uçurum var. Diğer ülkeler ise birkaç defa sınıf atladılar.

Son yıllarda yaşanan ekonomik istikrar, gelişmiş ülkelere ‘yaklaşma’ olasılığımızı artırmıştı. Ancak, son 1 yıldır yaşananlar, iş dünyasını ve vatandaşı yeniden umutsuzluğa soktu. Oysa, yüksek ve istikrarlı büyüme oranları, ‘sanayileşmiş’ ülkelere yaklaşabileceğimizi son 5 yılda bize gösterdi.

Müthiş çarpıcı rakamlar

Evet, bu rakamlar gerçekten çok çarpıcı… Uzun yıllardır Türkiye’de bu tip tahminlere rastlıyoruz. Ancak, şimdiye kadar böyle kapsamlı bir çalışma görmemiştim. O nedenle şimdi paylaşacağım araştırmanın verilerini çok önemsiyorum.

Bu araştırma Dünya Bankası’nın Büyüme ve Kalkınma Komisyonu adlı birimi tarafından yapıldı. Araştırmada, Türkiye’nin de içinde olduğu ülkelerin, ‘sanayileşmiş ülkeleri’ nasıl yakalayabileceği analiz ediliyor. Analizde, çeşitli olasılıklara göre, hangi ülkenin, ne zaman OECD düzeyine gelebileceği değerlendiriliyor.

/images/100/0x0/55ead2dcf018fbb8f8990077Bazı önemli sonuçlarını tabloda görüyorsunuz. Üç önemli varsayıma göre ‘yakalama’ tahmini yapılmış. Birinci varsayım, ‘ülkenin son 10 yılda gösterdiği ortalama büyüme’ oranına dayandırılmış. İkincisinde ‘2050’de yakalama için gereken oran’, üçüncüsünde ise 2100’de yakalaması için ihtiyaç olunan büyüme oranı kullanılmış.

Türkiye’nin ihtiyacı olan zaman

‘Sanayileşmiş’ ülkeleri yakalama konusunda en az zamana ihtiyaç olan ülkeler Venezüela, Rusya, Arjantin, Çin, Romanya olarak sıralanmış.
Türkiye’nin ise son 10 yıldaki büyüme oranını tutturması halinde, 28 yıl içinde ‘sanayileşmiş ülke’ düzeyine ulaşabileceği tahmin edilmiş.
Eğer işleri daha yavaş alırsak, süre daha da uzuyor. Örneğin, yılda ortalama yüzde 5.3 büyürsek, 2050 yılında yakalama şansımız oluyor. Bugünkü istikrarsızlıkların sayısı artar ve büyüme oranı yüzde 3.5’lere gerilerse, 2100 yılında yakalayabileceğiz. Yani, büyük olasılıkla ben ve bu gazeteyi okuyanların hiçbirinin göremeyeceği bir tarih olacak.

GLOBAL KRİZDE İKİNCİ AŞAMAYA GELDİK

Tam global kredi krizinde ‘sona geldik’ havası oluşmuşken, yeniden dalgalanma başladı. Aslında Martin Feldstein ve Nouriel Rubini gibi ekonomistlerin görüşü ile kendi değerlendirmem olarak bu konuya dikkat çekmiştim.
Şimdi ABD’de, Berkeley Üniversitesi’nde ekonomist olan Prof. Barry Eichengreen’in görüşlerini paylaşmak istiyorum… Değerlendirmelerini, içinde bulunduğumuz dönemi algılama ve geleceği görmek açısından önemli buluyorum.

İki aşamalı kriz

Barry Eichengreen, kredi krizinde ilk aşamanın geride kaldığını, 2. aşamaya geçildiğini savunuyor:
‘Bence girmek üzere olduğumuz ikinci aşama, birinci aşama kadar ciddi olabilir. 2006 yazında zirvesine ulaşan ABD konut piyasasındaki çöküşün neden olduğu pubprime kredilerindeki kayıplardan kaynaklanan 1. aşama, geçen mart ayında Bearn Stearns’in kurtarılmasıyla büyük ölçüde kapatıldı. Bu ilk aşamada bankalar, kayıplarının yüzde 70’inden fazlası kadar yeni fon ekleyerek sermayelerini artırdılar.’

‘1 yıl daha krizleyiz’

Birinci aşamanın tamamlandığını ‘bir iyi haberim var’ mantığı ile veren Prof. Eichengreen, sıra ‘kötü haberde’ diyor ve ekliyor:
 ‘Ancak, konut piyasasındaki bu çöküş ve kredi sorunlarının ilk dalgası şimdilerde ticari gayri menkuller, kredi kartları ve kurumsal alacaklarla desteklenmiş varlıklarda zararlar yazılmasına neden oluyor.
Yani krizin ikinci aşaması geliyor. İlki kadar dramatik olmayabilir. Ancak, uzun süreceğini tahmin ediyorum. Ben şahsen bu kredi krizinin bizimle en az 1 yıl daha geçirmek istediğini düşünüyorum.’
Barry Eichengreen, bu ikinci aşamanın, diğer ülkeleri, Türkiye’yi de etkileyeceği görüşünde. Ancak, gelin görün ki, Türkiye’nin sorunu bu kadarla da sınırlı değil… Bir de içerideki sorunlarımız var. Bakalım işin içinden nasıl çıkacağız.

Telekom dünyası sınırları aşıyor
Türkiye’nin de hızlanması şart

Geçen haftanın birkaç gününü Köln ve Bonn’da geçirdim. T Systems Genel Müdürü Sinan Kılıçoğlu ve İnanç Erol ile birlikte, ana ortakları Deutsche Telekom’u ziyaret ettik. Ancak, etkileyici olan, Deutsche Telekom’un, geleceğin teknolojilerini anlatıldığı ‘T Gallery’ idi.
T-Gallery’de bugünün, yakın ve uzak geleceğin teknolojileri, hayatın içine yerleştirilerek sergileniyor. Günlük sıkıntılar ve siyasi çekişmelerden sonra ‘geleceğe yolculuk’ çok iyi geldi. Uzmanlardan dinlerken, iki konu aklımdan geçti:
1. Telekom dünyasında müthiş değişimler oluyor. Telekom, aklımıza gelebilecek her alana giriyor. Otomobillerden evlere kadar bütün dünyayı yeniden şekillendiriyor. Türkiye’de bu alanda fena değiliz. Ancak, yeni dünya düzeninde var olmak için daha fazlasına ihtiyaç olduğu da kesin.
2. Batı, bazı teknolojileri gelecekten, bugünkü dünyaya getirmiş bile. Hayatın her alanında yaşıyor. Türkiye’de, özellikle kamu otoritesinin yol açıp, istikrarı sağlayıp şirketlere yatırım olanağı tanıması gerekiyor. Yoksa, ‘dijital uçurum’ giderek daha fazla açılacak.

X