Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Böyle antrenörler varken çocuğunuza spor yaptırır mısınız?

<B>HÜRRİYET'</B>te akla ziyan bir röportaj yer aldı pazar günü. Son derece başarılı sporcumuz <B>Süreyya Ayhan </B>ile yapılan bir röportaj.

Süreyya Ayhan, antrenörü Yücel Kop'la arasında bir aşk ilişkisi olduğu yolundaki iddialara da açıklık getiriyor.

Hem de ne açıklık:

‘‘Hoca benim hem antrenörüm, hem sevgilim, hem arkadaşım, hem de babam. Hepsi iç içe. 13 yaşımdan beri 10 yıldır böyle yaşıyoruz.’’

Yücel Kop
ile Süreyya Ayhan 10 yıldır böyle yaşıyormuş.

Süreyya Ayhan 13 yaşındayken başlamış bu ilişki.

Vaziyete bakar mısınız!

Kızı yaşındaki talebesiyle, 13 yaşından beri aşk yaşayan bir antrenör.

Bilemiyorum ama bana biraz garip geliyor.

Takıldığım olay yaş farkı falan değil. Kız 19 yaşında olur, adam da hangi yaştaysa o yaşta.

Kime ne.

Ama burada olay o değil.

Küçücük, gencecik bir kızı, daha doğrusu bir çocuğu, bir adama emanet ediyorlar.

Antrenör ya, spor yaptırsın diye. Ama adam ‘‘çocuğa’’ sporla beraber başka şeyler de yaptırıyor.

Hayli garip bir durum.

Süreyya'nın kafası belli ki biraz karışık. Ya da karıştırılmış.

Hocası, babası, sevgilisi hepsi bir arada. Belli ki, Yücel Kop kıza bir baba şefkatiyle yaklaşmış. Sonra da sevgilisi oluvermiş. Arada da atletizm.

Bunun bu kadar afişe olması, bu kadar aleni olması ise spora vurulmuş bir darbe.

Şimdi siz baba olsanız, kızınızı spor yapmaya gönül rahatlığı içinde yollar mısınız? Antrenörü babası yaşında bile olsa!

Atatürk sporcunun zeki, çevik ve ahlaklı olanını severdi.

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü de bu sözleri bütün spor alanlarına yazardı.

Anlaşılan Yücel Kop'un Süreyya Ayhan'la antrenman yaptığı sahaya yazmayı unutmuşlar.

Sakın sigara içme, yürü ya kulum


DÜNYACA ünlü kardiyolog Murat Tuzcu dün Hürriyet'i ziyarete gelmişti.

Bizim ‘‘yaşlılar’’la yazı işlerinde muhabbet ediyordu.

Eskiden doktorların yüz metre yanına yaklaşmayan ben de bir baktım ki, ‘‘yaşlılar’’ arasındayım.

Oturmuş dinliyorum.

Dinleyip öğrenince yazmamak olmaz. Hatta şöyle demek gerekir:

‘‘Dünyaca ünlü kardiyolog yalnızca bana anlattı.’’

Şaka bir yana önemli şeyler söyledi Dr. Tuzcu.

Kalp ve damar hastalıklarında tedavide atılan büyük adımları anlattı.

Ama en çarpıcı sözü şuydu bence:

‘‘Ne olursa olsun bizim yaptığımız testiyi onarmak. Ama kırık testi ne kadar onarırsan onar eskisi kadar iyi olmuyor. Artık asıl olan testiyi kırmamak. Ya da mümkün olduğunca geç kırmak.’’

Murat Tuzcu'
ya göre kalp ve damar hastalıkları ABD'de 1990'lı yıllarda ‘‘peak’’ yapmış yani en yüksek noktaya ulaşmış. Şimdi yılda 400 bin civarında by pass ameliyatı oluyormuş ve sayı artık artmıyormuş.

Tuzcu bunun temel nedenini toplumun bu hastalıklarla ilgili bilinç düzeyinin artmasıyla birlikte yaşam biçimlerinde değişiklik yapmasına bağlıyor. ‘‘Önemli olan korunmak. Bir numaralı neden sigara. Bana bir hastam yılda bir sigara içebilir miyim diye sorsa bile hayır diyorum. Sigara kalp hastalıklarının bir numaralı nedeni’’ diyor Murat Tuzcu.

İkinci olarak ise beslenmeyi gösteriyor: ‘‘Hayvansal yağlar almamak lazım. Bitkisel yağlar alınmalı. Süt ürünleri mümkün olduğunca azaltılmalı. Kırmızı etten kaçınmak lazım. Beyaz et ve özellikle balık eti. Lifli gıdalar. Tahıl. Bol bol tahıl.’’

Ben gülüyorum.

‘‘Tahıl yiyen de aptallaşıyor. Osmanlı tebası tahıl yediği için çöktü’’ diyorum. ‘‘Balık yiyenin de zekası açılır’’ diyor.

En önemli etken elbette ki yaş.

Bunun çaresi ise egzersizmiş.

‘‘Spor yapın’’ diyor Dr. Tuzcu.

‘‘Yıllarca spor yaptım her yerim sakat kaldı’’ diye itiraz ediyorum. ‘‘Her gün yarım saat yürümekle kimse sakat kalmaz. Yürüyün. Mucizedir. Nasıl ki, her gün tıraş oluyorsak, giyiniyorsak, yıkanıyorsak, dişimizi fırçalıyorsak yarım saat yürüyüşü de günlük rutinimiz içine sokmalıyız. En önemlisi budur. Yağ dokusu oluşturacağınıza kas dokusu oluşturun. Yükünüzü hafifletin’’ diye akıl veriyor.

‘‘Zor değil mi?’’ diye soruyorum. O da bana soruyor:

‘‘Peki Tanrı insanı evin kapısından otomobile binsin, işinin önünde inip asansörle ofise çıksın. Akşama kadar ofiste otursun diye mi dizayn etti sizce?’’

İnsanın hangi konseptle dizayn edildiği konusunda bir fikrim yok.

‘‘Ya alkol?’’ diyorum.

‘‘Günde bir kadehi aşmayan alkollü içkinin yararı var denebilir. Ama bu klinik olarak kanıtlanmış bir şey değil. Sadece bir gözlem’’ diyor.

Benim anladığım şu:

‘‘Kırmızı et az ye. Beyaz et yiyebilirsin. Balık mutlaka ye. Meyve, sebzeden korkma. Tahıl ye. Şişmanlarım diye dert etme. Nasılsa her gün yarım saat yürüyeceksin. İçeceksen adam gibi bir, bilemedin iki kadeh iç. Yürü yürüyebildiğin kadar. Sigarayı ise aklından bile geçirme.’’

Vallahi pek de zor değil.

Sadece günde yarım saat daha olsa iyi olacak.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?


Yalancılık genel tavır halini almadığı zaman.
X