"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Boyayan adam

Boyayan adamın hikâyesi 1949'da Kilis’te başlıyor.

Boyayan adam


Babası Tekel’de memur. Baba tarafı İstanbullu, anne ise Kilis...
Baba oradan oraya tayin edildiği için, Kilis’te doğuyor.
İlkokula Elbistan’da başlıyor.
Daha alfabeyi sökmeden, babası Maraş’a tayin edilince ilkokul birinci sınıfı orada tamamlıyor.
Lise 2’ye kadar Maraş.
Üçüncü sınıf Silifke.
Sonra İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi.
Tabii ki devlet memurluğu...

AĞAÇ KESME İŞİ BANA GÖRE DEĞİL DEYİNCE BAŞKA GÖREVE

İlk görev Ilgaz Orman Müdürlüğü...
Görevin niteliği üretim...
Ormancılıkta üretim dendi mi iş belli.
Ağaçları kesip kereste haline getiriyorsunuz.
İki yıl boyunca bu işi yapıyor, ama daha fazla devam edemiyor.
Ağaç kesmek bana göre iş değil diyor ve görev değişikliği istiyor.
Tamam diyorlar ve bu defa ağaçlandırmanın başına getiriyorlar.
“Artık işim sağa sola ağaç dikmekti” diyor.
Önce Ilgaz Dağları...
Ardından Edirne... Edirne-Kapıkule yolunun ağaçlandırılması.
Ardından, Meriç kıyısında, Türkiye’nin en büyük kavak ağacı dikme projesi.

MAHALLEYE KAFE AÇINCA MERDİVENLER GÖZÜNE BATIYOR

On iki yıl görevden sonra ayrılıyor. Baba memleketi İstanbul’da, küçük bir kafe restoran... Kızı ve damadı yanına geliyor.
Yeni bir çalışma düzeni kuruluyor. Öğleye kadar işyerine o geliyor. Öğleden sonra damadı.
Damadı ile ilişkileri de ilginç. Kızının kocası ona Hüseyin Abi diye sesleniyor.
Boyayan adam Hüseyin Çetinel’in hikâyesi böyle.
Önceki güne kadar Türkiye’de onu tanıyan bilen insan sayısı çok azdı.
Şimdi herkes tanıyor.
O Boyayan adam...
Merdivenleri boyayan adam.

YAPTIĞINA BAKIP ONU GEZİ DİRENİŞÇİSİ FALAN SANMAYIN

Dün arayıp hikâyesini ağzından dinliyorum.
Neşeli, sakin, mütevazı bir insan.
Mahallenin merdivenlerini boyamasına bakıp sakın onu bir Gezi direnişçisi falan sanmayın.
Belki de mahallenin en sakin insanı.
Boyadığı merdivenleri önce silip sonra yeniden boyayan Beyoğlu Belediye Başkanı’na kızgın falan değil.
Tam aksine sahip çıkıyor, övüyor.
Yaptığı iş, bütün Türkiye’ye mal olmuş, ama öyle kitleleri peşinden sürüklemek isteyen bir sivil itaatsizlik önderi rolüne falan soyunmuş değil.

NE OLUR ELİNİZE BOYAYI ALIP SOKAKLARA ÇIKMAYIN

Tam aksine benden şunu yazmamı istiyor.
"Benim yaptığıma bakıp herkes eline boyayı alıp kamu alanlarına çıkmasın. Belediye Başkanı sanatsal uygulamalara açık bir insan, projesi olan ona gitsin" diyor.
İşte 64 yaşındaki bu harika adamla konuştum.
Renkleri nasıl seçti...
Kaça mal oldu... Neden esinlendi...
İşte o sohbet.

Gece yarısı mor boya bulamamışlar

Bu fikir nasıl geldi?

Uzun süredir mahalle nasıl güzelleşir diye kafa yoruyordum. Ağaç dikmek istedim ama toprak yok. Saksı koysam, o kadar saksıya bakmam mümkün değil. Sonunda boyamaya karar verdim.

Renkleri nasıl seçtiniz?

Kırk yıl öncesine gittim. Denize dalmaya çok meraklıyım. Öyle profesyonel değil. Şnorkelle dalıyorum. Rengârenk balıklarla karşılaşıyorum. Bir de denizin çalkantılı olduğu günlerde dalardım. Çalkantıdan dolayı ışık tayfa dönüşür. O renkler beni çok etkiledi. Denizin dibindeki kum da hareket ettikçe ışığı çeşitli renklere çevirir.

Boyamaya nasıl başladınız?

Önce birkaç basamak boyadım. Sonra damadım “Güzel olacak Hüseyin Abi” dedi. O da yardıma geldi. Boyamamız bir hafta kadar sürdü. Mahalleden bazı kızlar da gelip katıldı. Boyadık işte.

BUNCA SAVAŞ, ÇİRKİNLİK İÇİMİZ KARARDI YAHU

Böyle büyük bir olay haline geleceğini düşündünüz mü?

Beğenileceğini tahmin ediyordum ama bu kadar değil.

Kaça mal oldu?

Bin beş yüz lira kadar harcadım.

Belediye gelip griye boyayınca ne hissettiniz?

Üzüldüm tabii... Güzel olmuştu. Bunca çirkinlik, bunca savaş, şu bu içimiz karardı. Renkli bir dünya güzel göründü gözüme.

Olay patlayınca ne oldu?

O gece yarısı Belediye Başkanı aradı. Bir çözüm bulmak istiyordu. “Yarın bir araya gelip bir şey bulalım” dedim.

Başkan ne dedi?

“Hüseyin Abi ne yarını, yarını bekleyecek halimiz yok” dedi. Haklı. Her tarafta “Yarın boyanı da al gel” çağrıları yapılıyor. Buradan girip Taksim’den çıkacaklar. Tabii böyle bir şey olmaz.

BAŞKAN GECE YARISI MAHALLEYE BOYAYI SORMUŞ: İSTİYOR MUSUNUZ

Sonra ne oldu?

Öğrendim ki, Beyoğlu Belediye Başkanı gece yarısı mahalleye gelmiş. Halka sormuş, istiyor musunuz diye. Onlar da istiyoruz demişler. Merdivenleri de yapmasını istemişler. O da programa aldığını söylemiş.

Onların renklerini nasıl buldunuz?

Güzel olmuş. Ama bir renk eksik. Mor yok. Başkan gece talimat vermiş, hangi rengi bulursanız bulun diye. Herhalde mor rengi bulamamışlar.

Boyayla aranız nasıl, resim falan yapar mısınız?

Yok, resim yapmam. Ben ev, duvar boyarım. Şimdi kızımla damadım seyahate gidecek, evlerini boyayacağım. Ama içinde eşya olan evi boyamak çok zordur.

Belediye merdivenleri griye boyatmış. Gri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Gri en renksiz, en karaktersiz renktir. Bir deney yapın. Kâğıdın üzerine suluboya ile renkleri sürün. Kırmızı, üstüne mavi, üstüne şu bu renk. Bir süre sonra kâğıt griye dönüşür. En ucuz boyadır. Boya imalatçıları ellerinde kalan renkleri karıştırıp gri yaparlar. Ama anlamayan gidip griye de aynı parayı verir.

Renklerin diline baktım hepsinin dili var, grinin yok

GOOGLE’da renklerin anlamlarını anlatan sitelere baktım. Hepsi kendine göre bütün renklere anlamlar vermişler.
Kırmızı ihtirası, mavi sakinliği falan birçok farklı yorum var.
Siyah var. Beyaz da var.
Hatta kahverengi bile var.
Dikkat ettim, çoğunda gri ile ilgili yorumlar yok.
Gri sanki dışlanmış bir renk.
O renk gözüme boynu bükük mazlum bir insan gibi göründü.
Üzüldüm.
Oysa Türkiye’de tutulan bir renk. Araba, elbise, duvar rengi olarak çok yerde görüyorum.
Ama renk uzmanları sevmiyor.
Ben de öyle...

Beyoğlu Belediye Başkanı çok güzel bir şey yaptı

BEYOĞLU Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan’la birkaç kez bir araya geldim.
Bende hep olumlu izler bırakan bir insan.
Bu olaydaki davranışı çok hoşuma gitti.
Medeni, sivil toplumcu bir davranış yaptı.
Vururum, kırarım tavrına girmedi.
Allah göstermesin onun yerinde Melih Gökçek gibi biri olsaydı kim bilir neler olurdu.
Böyle durumlarda, güç ve otorite gösterme telaşı ve azmi yerine, anlayışlı bir çözümü aramak hep iyi sonuçlar veriyordu.
Herkes gibi ben de düşünüyorum.
Gezi olaylarının başında hükümetin tavrı da bu olsaydı, bugün herkes daha mutlu olmaz mıydı...

X