"Sıtkı Şükürer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sıtkı Şükürer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sıtkı Şükürer

Botoks yazı

Ağustosun son haftasından itibaren “Yaz” bayatlamaya başlar.
Eylül, bu durumu kabul etmek istemeyenlerin güzellemeleriyle geçer.
Onlara göre yazın keyfi işte şimdi gelmiştir.
Kalabalıklar azalmış, meydan onlara kalmış, rüzgarlar hafiflemiş, ekim sonuna dek sürecek bir gizli yaz başlamıştır.
Sanki, bu itiraz bana hep botokslu orta yaşlıları hatırlatır.
Yanlış anlaşılmasın, demek istediğimiz, “Bahar bahardır, yaz yaz, sonbahar da sonbahar.”
Hayatı yalın gerçekliği ile kavradığınız da herşey çok daha yerli yerine oturuyor.
Bu durum, yeşil kütür eriklerin geçmeye başladığı mayıs sonlarında, “ben bunun tatlanmışını severim” diyenlerin hallerine benziyor.
Kendimizi bir şeylerden kaçırmak, ertelemelere aşık olmak, zamanları ve hakikatleri kaydırmaya yetmiyor.
Hoş geldin sonbahar.
Tüm güzelliklerinle ve kendi gerçekliğinle.

İhvan babamızın oğlu değil

Sel gider kum kalır.
Gün gelir Ortadoğu’da bu türbülans bittiğinde dünya devletlerinin zihninde Türkiye’ye, daha doğrusu AK Parti’ye dair ne gibi bir izlenim kalacak? Müslüman Kardeşler’e bu denli derin bir sempatiyle yaklaşıldığı için, muhtemelen bu örgütün parantezine dahil gibi algılanacaksınız.
İhvan Mısır’da şu aşamada şiddete asla başvurmuyor.
Bu tutumları onları mağdur ve mazlum kılmaya devam ettiriyor.
Ama en netice bu Ortadoğulu bir yapı.
Laiklik, demokrasi gibi kritik konularda evrensel değerlerle tam bir mutabakatları yok.
Dolayısıyla hem AK Parti, hem de Türkiye’nin geri kalanı, böylesi bir ailenin üyesi gözükmekten yarar sağlamaz.
AK Parti ilkeli siyaset uğruna uluslararası topluma katı tavırlar oluşturuyor.
Ama neticede İhvan şayet bugünkü ılıman politikalarından vazgeçer ve teorisyenlerinden Seyyid Kutup’un öğretilerine yönlenirse, “şiddet” de seçeneklerine dahil olabilir, bu denli angaje bir anlayış içinde olan Türkiye’nin imajı çok daha olumsuz etkilenir.
Diyeceğimiz, devleti yönetenlerin itibar edecekleri en önemli ilke, duygusal parametrelerden ziyade çoklu dengeleri gözeten ve ülke menfaatlerini ön plana alan yaklaşımlar olduğudur.
Aksi takdirde savrulmaya başlayanların bataklığına çekilir, derdinizi anlatacak kimseleri bulamazsınız.

Esma

Biz çok katı bir toplum olmaya başladık.
Geçenlerde Sayın Başbakan’ın Mısırlı bir genç kızın ölümüyle ilgili ekran karşısında gözlerinin dolması epey speküle edildi.
Toplum bir kere kutuplaşmaya görsün, ne kadar kolay samimiyet sorgusu yapıyoruz.
Hani bu neviden değerlendirmeleri kendi içimizde biraz da muhabbet olsun diye yapsak, mesele yok.
Ama bu durumu siyasilerin ağzına dolaması çok yakışık almıyor.
Hele, “acıları yarıştırarak”, “benim ölüm, senin şehidin” kabilinden “rekabet” oluşturarak siyaset yapmak sayın parti liderlerine yarar sağlamıyor, itici oluyor.
Unutmayalım, her insanın kırılma noktası olabilir. Bu bazen pek çok birikimin neticesi herhangi bir olay ile dışa vurur. Belki “Esma” da Başbakan için böyle bir şeydi.
Zaten, meseleyi, belli belirsiz dudaklarından dökülen kelimelerle çocuklarıyla irtibatlandırması bu durumu gösteriyordu.
Sözün özü, siyasetçilerimiz dahil, hiçbir insana çok kolay “niyet okuma” yaparak, insani tepki gösterdi diye yıpratmaya kalkmamak gerekir.
Tenezzülümüz bu denli dibe vurmamalıdır.
Muhalefet yapılacak, hele mevzu AK Parti ise, geride istemediğiniz kadar malzeme var. Oralardan yürüyün herkes saygı duysun.

Don’t panik

Malum, ABD kaynaklı gelişmeler, siyasi çalkantılar derken piyasalar oldukça tedirgin olmaya başladı.
Bakın tecrübelerimiz göstermiştir ki, böylesi durumlarda aşırı kötümserlerin tahminleri çok nadiren gerçekleşir.
Türkiye’de hala üretim devam ediyor, ihracat yapılıyor, kamu finansman dengemiz iyi, döviz rezervlerimiz güçlü…
Tamam cari açık yönlü kırılgan bir yapımız var, özel sektörün döviz borcu biraz yüksek.
Ama bunlar zaten hesap edilmiş risklerdi.
Dolayısıyla lüzumdan fazla enseyi karartmaya gerek yok.
Bu ülke Karamürsel sepeti değil. Lütfen kendimize biraz güvenelim
Bu arada tedirginliği fırsata çevirmeye kalkmayalım, “ödeme namusu” kriterini hemen ihlal etmeyelim, kötümserlerin dolduruşuna gelmeyelim, hani Türk Lirası tasarrufumuz falan varsa bu seviyelerden dövize geçip zarar görmeyelim.
Bu işler geçmişte genellikle böyle oldu diye hatırlatalım istedik.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI