Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Boşver politikayı, maçın skoruna bakalım

Ağzı olan konuşuyor. Senaryolar yazılıyor ve sonuç yorumları yapılıyor. Liderler sokaklarda dolaşıyor ve politikalarını anlatıyorlar. Oysa halkın umurunda dahi değil. Kimse ekonomiymiş, politikaymış, Güneydoğu yaklaşımıymış ilgilenmiyor. Var mı yok mu, 22 Temmuz akşamı oynanacak olan maçın skoru. Kim kime ne kadar gol atacak ve maçı kim kazanacak?..

Artık son günlere girdik ya, siyasi çevrelerde bir telaştır gidiyor. İnanılmaz incelikte tartışmalar yapılıyor. Baksanıza, şu sıralarda en çok tartışılan, Cumhurbaşkanı Meclis içinden mi, yoksa dışından mı seçilsin konusu. Başbakan miting alanına çıkıyor ve uzun uzun enflasyonu nasıl düşürdüklerini anlatıyor, yabancı sermayenin Türkiye’yi nasıl tercih ettiğine, Güneydoğu’da neler yaptıklarına dikkat çekiyor. Ancak, meydanlardan çıt çıkmıyor. Ne zaman ki iş Cumhurbaşkanlığı seçimlerine geliyor, alan kıpır kıpır oluyor.

          

Şimdiye kadar böyle bir seçim yaşamadık. Şimdiye kadar, sadece sonucunun merak edildiği bir başka bir seçim görmedik.

          

Sokaklarda bir dolaşın… Mitinglerdeki konuşmalara bakın… Gazeteleri ve TV’leri izleyin… Sizler de aynı sonuca varacaksınız. İnsanlarımız politikaların ayrıntılarıyla ilgili değil. Örneğin, seçime girecek partilerin hangi ekonomik politikaları uygulayacakları, IMF ile ilişkilerin devam edip etmeyeceği, işsizlik ve yatırım politikaları hiç ilgi çekmiyor.

          

Buna karşılık, herkesin merak ettiği tek bir olay var. O da 22 Temmuz günü oynanacak büyük maç ve sonucu…

          

Kim kime ne kadar gol atacak?

          

Maçı kim kazanacak?

          

Daha da önemlisi, alınacak sonuç, karşımıza nasıl bir Türkiye getirecek ?

          

Anlaşılan haftaya Pazar günü, hepimiz günümüzü önce sandık başında geçireceğiz. Ardından da TV’lerin karşısına geçip, skoru öğreneceğiz… Dolayısıyla şimdiden kendimizi fazla sıkmayalım…

HOCAM, SİZİN TÜBA’YA İHTİYACINIZ YOK…

 

Hürriyet Gazetesi’nde (8 Temmuz) okuduğum bir haber hala kafamda. Bir türlü anlayamadım ve bir türlü de kabul edemiyorum.

          

Şu ana kadar yalanlanmadığına göre, demek ki doğru.

          

Buna göre, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA), Prof. Şerif Mardin’i üyeliğe kabul etmemiş. Zaman Gazetesi yazarı Şahin Alpay’ın yazısına göre, 2 Haziran günü yapılan genel kurul toplantısındakigizli oylamada 18 üye onaylamış, 51 TÜBA üyesi ise red oyu vermiş. Hem de bu red olayı ilk defa da değilmiş. Daha önce de bir oylama yapılmış ve yine reddedilmiş.

          

İnanılacak gibi değil.

          

Bir yanlışlık olmaması için, Prof. Şerif Mardin’in kim olduğunu tekrarlamak isterim. Dünyanın Türkiye’den önce tanıdığı, ünü önce dışarıda yeşermiş, Amerikan Stanford Üniversitesi’nde ders veren, sonradan Türkiye tarafından keşfedilince burada ünlenen, şimdi de Boğaziçi ve Sabancı üniversitelerinde öğretim üyeliği yapan üstün yetenekli değerlerimizden biridir. TÜBA’ya üye birçok değerli hocamızdan da ileri bilimsel gücü vardır.

          

Gerekçesi neymiş biliyor musunuz?

          

Said-i-Nursi hakkında bir araştırma kitabı yazması ve bazılarına göre, İslamcılar’ı korumasıymış.

          

Ne demek bu?

          

Eğer bilimsel bir çalışma bu şekilde değerlendiriliyorsa, hem de bilim yuvası olması gereken bir kuruluş tarafından bu şekilde niteleniyorsa, vah bizim halimize…

          

TÜBA’ya hiç yakışmayacak bir tutum. Demek ki, Türkiye’de bilimsel çalışmalar dahi, eski Sovyetler Birliği’ndeki gibi, ideolojik verilerle değerlendiriliyor. TÜBA’nın bu topluma bir açıklama yapması gerekmiyor mu? Bizleri ikna etmesi gerekmiyor mu? Nasıl oy vereceklerini,derin devlet kulaklarına fısıldadıysa dahi, bilmek istiyoruz.

          

Hocam sizin bunlara ihtiyacınız yok ki, sizi biz biliyoruz.

          

Dünya da biliyor.

          

Hepimizin kalbimizdesiniz.

          

TÜBA’cılar kara kara düşünsünler.

SİYASİLER, AYŞEN’E KULAK VERİN…

          

Şu sıralarda herkes konuşuyor. Politikacılarımız birbirinden uçuk vaatlerde bulunuyorlar. Gerçekleştiremeyeceklerini gayet iyi bilmelerine rağmen, hiç oralı olmuyorlar. Üstelik seçmenlerin de uçuk sözleri dinlemediklerini bilmelerine rağmen, aynen devam ediyorlar.

          

Oysa bizler, siyasilerimizden daha akıllı bir yaklaşım beklerdik.

          

Hiç değilse bir bölümünün, Ayşen Özyeğin’e kulak vermeleriydi. Bir defa doğru dürüst dinleselerdi, kendilerine asıl oy getirecek bir projeyi ön plana çıkarabilirlerdi. Zira çocuklar için vaatlerde bulunabileceklerdi. Çocuk denince, akan suyun dahi durduğunu hepimiz biliriz.

          

Ayşen Özyeğin’in kurduğu AÇEV (Anne ve Çocuk eğitim Vakfı), çocuklarımızın 7 yaşında okula gönderilmesinin son derece hatalı olduğunu ve asıl eğitimin 0-6 yaşlar arasında alındığını anlatıyor. Daha doğrusu, dünyanın bildiği ve uyguladığı bir sistemi ülkemizde de yaygınlaştırmaya çalışıyor. Çocuk beyni en çok 0-4 yaş arasında gelişiyor. Sünger gibi, ne verirseniz içine alıveriyor. AÇEV de işte bunu gerçekleştirme çabasında. Anneleri teşvik ediyor, olanaklar yaratıyor.

          

İlgi o kadar geniş ki, AÇEV’i yalnız bırakmamak için, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Eğitim Reformu Girişimi, Kadın Emeğini Değerlendirme, Eğitim Gönüllüleri, Türk Eğitim ve Vehbi Koç vakıfları da desteklerini ilan ettiler.

          

Siz de katkıda bulunun. Nasıl katkı yapabileceğinizi öğrenmek istiyorsanız tel 0212 213 42 20- 213 46 39, e-mail: acev@acev.org. Arayın sorun. Çocuklarımıza sahip çıkın…


HALK, ARTIKBOŞ VAATLERE KANMIYOR

 

İşin ucu kaçmaya başladı.

          

Önce Genç Parti başladı. Ardından, önüne gelen atmaya başladı.

          

En olmadık vaatler uçuşur oldu.

          

Fakir adam ne yapsın, tabii kanıyor. “Bakarsın doğru çıkar” diyor ve vaadin peşinde koşmaya başlıyor sanıyoruz değil mi ?

          

Hayır.

          

Çok saf olanlar belki koşturuyorlar, ancak büyük çoğunluk oyunun farkında.

          

Örnek vermek isterim:

          

Emekliye 1 ayda 2 maaş ikramiye vereceğiz” diyenlerin sözlerine inanmayanların oranı yüzde 79. Doğruluğuna inananlar ise yüzde 20’yi geçmiyor. Bunun bir göz boyama olduğunu görenler çoğunlukta.

          

Peki, mazot konusu acaba inandırıcı mı ?

          

Hani, mazotun 1 YTL ,hatta daha da ucuza satılacağını söyleyenler var ya

          

A ve G’nin araştırmasına göre, toplumun yüzde 86’sı bunun koskocaman bir uydurma olduğu kanısında. Bu vaade kananların oranı yüzde 14’ü geçmiyor. Hele çiftçiler, çok daha gerçekçi. Yüzde 85.7’si mazotun bu fiyata satılamayacağı görüşünde.

          

ÖSS kaldırılacağı yolundaki vaatler de, başını aldı gidiyor.

          

Peki bu konuda toplum ne diyor ?

          

Halkın yüzde 83.3’ü, bunun gerçekleşebileceğine inanmıyor. “Evet, olabilir” diyenlerin oranı ise yüzde 16.7. Öğrenciler de gerçekçi. Onların arasındaki ankette yüzde 75.7’sinin “ÖSS kaldırılamaz” sonucu çıktı.

          

Artık yepyeni bir döneme girdik. Bol keseden atanların dönemi kapandı. Onlar söyleye dursunlar, halkı arkalarından sürükleyemiyorlar.

          

Bu da, yeni Türkiye’nin yeni gerçeği…

RABİA’DAN FARKLI BİR BAKIŞ

 

Rabia farklı bir yönüyle karşımızda. Birharf(0212 245 55 10) tarafından yayınlanan “Tahran Melekleri” son derece ilginç.  Rabia Özden Kazan, İran kadınlarıyla ilgili gözlemlerini bir araya getirmiş. Romanın kahramanının gözüyle sizi,çeşitli kesimlerdeki İran’lı kadınların dünyasına sokuyor. Onlarıniçlerinde yaşadıkları ikilemi dinletiyor. Dışarı çıktıklarında çarşaflı kadınların, evlerde düzenlenen partilerde son derece modern, alkol hatta uyuşturucu alan kadınlara dönüştüklerini, “zina” nın günlük, haftalık nikahlarla yok edildiğini gösteriyor.

 

Sonuçta Rabia belki Türkiye’detürbanlı” olarak nitelenen kesimin bir insanı olarak kendisinin ne kadar şanslı olduğunu, Cumhuriyet’in ne olduğunu, ne kadar mükemmel bir ülkede, kadın olarak ne kadar büyük özgürlüklerle yaşadığının farkına varıyor.

GENÇ BESTECİLER DİKKAT…

 

Genç bestecilerin çektiği zorlukları az çok tahmin edebiliyorum. Emek emek hazırladıkları, çocukları gibi üzerlerine titredikleri bestelerini bir yandan birilerine dinletip beğendirme çabasındalar bir yandan da değişen piyasa kurallarında onları koruma telaşındalar.

 

Dağhan Baydur, 1962 yılından beri müzik endüstrisinde edindiği tecrübelerini bir kitapla genç bestecilerin hizmetine sunuyor; “Genç Besteciler İçin Korunma Yöntemleri” (Müzikotek 02123519285)Kitapta, bestecilerin bilmesi gereken her şey soru cevap şeklinde açıklanmış.Bu kitap, genç bestecilerin yürüdüğü zorlu yolda güvenilir bir kaynak olacak cinsten.

 

 

X