"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Boşanmanın iyisi de var kötüsü de

Bu yazı zor. Kendimi ne kadar doğru anlatabilirim, emin değilim.

Her ne kadar her iki tarafın da kendi rıza ve isteğiyle karar verilip anlaşılıp boşanılırsa boşanılsın; yine de can yanar. En çok da, varsa eğer, çocukların canı yanar!
Ne olduysa olmuştur, boşanma kararı alınmıştır. O noktaya gelinmiştir. Hayat bu, olur. Bu herkesin başına gelebilir. Herkesin. Ve garip ama, bazen boşanma iyi bile gelebilir, herkes kendi mutluluğuna yelken açabilir. Bu da olur, olabilir. Hatta bazı durumlarda boşanamamak daha da fazla zarar verebilir.
Ben yine de tüm boşanmaları “çocuk varsa” ve “çocuk yoksa” diye ikiye ayırmak istiyorum. Çünkü bence çocuklu olmak, artık sen ister medyatik ol ister olma, boşanmaya başka türlü bir sorumluluk katar. Bakın bence diyorum. Derdim asla haddimi aşıp kimseye ana-babalık dersi vermek filan da değil, asla! Ama...
Çocuğun varsa artık “sen”, onun özel hayatına ve mahremiyetine ne kadar müdahil olacağın konusunda, iki kere daha fazla düşünmek zorundasındır. Çünkü olay bir tek senin özelin olmaktan çıkıp artık onun da özeli olmasına gelir dayanır.
Evinde olan bitenlerin, ana babasının başına gelenlerin, neler yaşandığının sadece kendi ailesi içinde bilinmesiyle; konu komşunun, sınıf arkadaşının da bildiğini bilerek uluorta yaşanması arasında fark vardır. Zaten yeterince aile içi dedikodu varken, bir de elalemin yorumlarını duymayı bilmem kaç çocuk ister?
Hayata ve ilişkilere dair bakışı zaten zedelenmişken, böyle bir durumda bir çocuk neler hisseder asla kestiremediğim gibi, bir çocuk bunları ne kadar kolay hazmeder, düşünemiyorum. Hiç kimse, çocukların ileride bunlardan nasıl etkileneceğini bilemez ki! Benim boşanmalara dair tek ve gerçek endişem budur.
Bir insanın çocuğuna anasını veya babasını kötülemesini de hiç içim almaz benim. Elimde değil, çok üzülürüm. Üstelik üçüncü şahısların konuşmasını geçtim, ben kendi annemin babam hakkında bana kötü konuşmasına hayatta gelemem mesela. Ha ben bugün kalkıp kendi babamdan şikayet ederim bakın o ayrı, ama annem kalkıp bana babamı şikayet ederse, işte o anda babamı deli gibi savunurum.
Çocuk olmak böyledir çünkü...
Ve insan, ana-babası söz konusu olunca, ne zaman çocukluktan çıkar bilemem bir türlü.
Yonca
“endişeli”

ışkence

Bir çocuğa sorulan en işkenceci soru!
“Hmmm söyle bakalım çocuum, en çok anneni mi seviyorsun babanı mı?”
Ben dudaklarımı parçalardım bu soruyu duyunca! “Ben ikisini de çok seviyorum!” derdim, yok kardeşim “ılla birini seç, en çok hangisi?” demezler mi hâlâ daha, iyice beter olurdum.
ınsanların neden en sevdiklerime karşı böyle “ayrımcı” bir öncelik vermemi istediklerini anlamaz, hangisini söylersem daha az üzülür diye düşüne düşüne kahrolurdum.
Bu da bir travmadır. Çocuğa ana babası arasında bir seçim yapmasını dayatmak ya da ana veya babasını bir çocuğa kötülemek ona yapılan en büyük işkencedir.
Yapmayın.
Yonca
“isyancı”

“Büyük” çocuk olmak...

Bir çocuk, ne annesi öyle dedi diye babasından nefret eder, ne de babası öyle dedi diye annesinden nefret eder. Sadece ne hissedeceğini şaşırıp acı çeker!
Keşke anne ve babalar çocuklarına sadece kendi hislerini karşı tarafı suçlamadan anlatıp çocuğa değerlendirme ve düşünme hakkı verseler. O zaman kendileri de daha az yaralanacaklar.
Hem boşanınca ana ve baba değişmiyor ki... Boşanmadan önce annen kimdiyse yine o, baban da o.
Ne düşünüyorum biliyor musunuz; insanları zıvanadan çıkaran da bu ortam. Kapılıp gitme ortamı bu çünkü. Ve herkes öyle yorgun ki, öncelikle düşünülmesi gereken hassas dengeleri düşünemez oldu. Kendimize bakacağımıza, başkasına röntgenci olduk. Sağ olasın açgözlü dünya.
Yine de, her ne olursa olsun şunu çok iyi biliyorum; analar ve babalar, her ne kadar bazen saçmalasalar da, çocuklarını çok severler.
Hayatta insan her şeyden vazgeçer de, çocuğundan ve çocuğuna olan sevgisinden asla.
Vazgeçmiş görüneni vardır, ama içinde fırtınalar kopuyordur. Çocuğunun sevgisini, saygısını, güvenini kaybetmek kayıpların en büyüğüdür.
Bunu göze alacak ana-baba da çok azdır. Ana baba çocuklaştığında “büyüklük” yapmak sırası çocuğa düşer ya... Ki bu da olur hayatta, doğaldır bu da...
Ana-babaların da büyümelerine yardım etmek lazım, o durumda.
Sabırla!
Yonca
“sağduyu”

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI