"Nihat Demirkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nihat Demirkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nihat Demirkol

BOrusan Sözlüğü’nde ‘Quartet’ ne demek?

Malûm Türkçe bir kelime değil “Quartet...” (solo, duet, triplet, quartet, quintet, sextet, septet, octet... diye giden serinin dördüncü elemanı).

Sözlüklerde doğru dürüst bir karşılığı yok; “Bir müzik terimi / Dörtlü” deyip geçiştirilmiş. Galiba bu durumdan, biraz da “Q” harfi sorumlu. Farklı metinlerde, (-Beethoven’in yazdığı dörtlükler- diye gördüğünüzde örneğin...), “Yaylı Çalgılar Dörtlüsü” ve/ya onlar için bestelenmiş eserler şeklinde anlayacaksınız. Oda Müziği Geleneği’nin prestijli renklerinden biri olan “quartet”lere, bazı yerlerde, cümle içinde “dördül” olarak rastladıysam da, işte bu, kulağıma hiç güzel gelmedi. Müzik ansiklopedilerindeki ayrıntılı karşılıklarına ise özellikle değinmeyeceğim; çünkü işime gelmiyor... Sizi başka bir yere çekebilmeye çalışıyorum. BORUSAN’ın kitabında, daha doğrusu benim hayalhânemde canlanan sözlüğünde, “kuartet”in karşılığı olarak çok çok başka bir şeyler yazıyor çünkü...

Geçen hafta İzmir’de, Karşıyaka Opera ve Tiyatro Sahnesi’nde konuk ettiğimiz BORUSAN QUARTET, artık bende, dört kişinin müzik yapmak üzere buluşması halinden çok fazlasını çağrıştırıyor. Esen Kıvrak (1. keman), Olgu Kızılay (2. keman), Efdal Altun (viyola) ve Çağ Erçağ’dan (viyolonsel) oluşan topluluğu, burada uzun uzun anlatmaya hacet yok; her yerde yazıldı çizildi yıllardır. “Altın Madalya”lı bir Oda Müziği Topluluğu olduğunu herkes biliyor zaten. Ama bu kez soyundukları projedeki performans üzerinde “ayrıca konuşulmalı” diyorum. Önce yazılarımızda, bir seneliğine Karşıyaka’ya yerleştiğini müjdelediğimiz Beethoven’ın, bestelediği 16 dörtlük var. BORUSAN QUARTET, bunların 12 tanesini aynı sezonda seslendirecek. İlk konserlerinde, her biri erken-orta-geç dönemden seçilmiş olarak; No: 1 (Op.18/1), No:11 (Op.95) ve No: 12 (Op.127)’yi yorumladılar. BORUSAN Sözlüğü ve “kuartet”in bendeki açılımı, işte burada, “yorum” noktasında çiçeklendi.

Birkaç enstrümanın birlikte çalması, (ustası bilir) kalabalık icralardan katbekat zordur. Burada, “egolar, viztüözlük kaygıları, rol çalma gayretleri, müzikalite farkı” ayağa dolaşmak pusuda bekler. Ve hepsinden önemlisi, toplulukları birbirinden ayıran, farklı, hattâ bazen biricik kılan ve adına “yorum” dediğimiz renk, his ve iz; “uyum, birliktelik, eşzamanlılık, aynı yöne bakmak, gerektiğinde tek başına, gerektiğinde tek vücut olmak” kalitelerinden fazlasını anlatır.
Konserde, “benim gözlüğümden” fikrine, bu kez “benim koltuğumdan” bakışını da ekledim. Sahnede cereyan eden güzellik, Einstein’ın devasa görelilik teorisini, basitçe tariflemek için kullandığı, “bir şey kıpırdıyordu” tadındaydı. Sanatçıları “kare as” diye etiketlemek ucuzlatacaktı işi... Eskiler, bu kıpırtıya “hemhâl olmak, hemdem olmak...” derlerdi çünkü. Göz ucuyla izleyicilere baktım. İzmirli sanatseverler, kendilerine yaşatılan heyecanın tesiriyle, koltuklarında zevkten “dört köşe” olmuşlardı. O zaman anladım; meğer BORUSAN sözlüğünde QUARTET, “dört köşe” demekmiş. Teşekkürler... İyi ki varsınız!
(Meraklısına: Gelecek konser, 26 Kasım Salı günü...)


Beethoven diyor ki...

Kavradığım gibi ve sözcüğün gerçek anlamı ile büyük bir müzisyen olmak istiyorum. Bu yaklaşıma göre müzik, insan ruhunun en yetkin iki ya da üç ifade şeklinden biri arasında yer alır. Her ne kadar işçiliği ve ifade olanaklarından çok şey öğrensem de Mozart’a benzemek istemiyorum. Yapıtları ve öğretisi ne denli değerli olursa olsun yeni bir Bach olmayı da istemem. Beni heyecanlandıran şey Goethe ve Schiller kadar insanlara bir şeyler söyleyebilmek; hattâ daha da fazlasını... Çünkü büyülerinin bir kısmı dilin sınırları içinde kalıyor; tıpkı Kant gibi ben de ruhları temelden sarsmak istiyorum, ama o yalnız seçkin bir azınlığa sesleniyor. Oysa ben, çıkış noktasının ruhum, aracın da müziğim olması koşuluyla, binlerce ama binlerce insanı heyecanlandıran düşünceleri aktarma arzusu ile yanıp tutuşuyorum...


Az Sonra…

Yerel seçim takvimi daraldıkça, aday adayları da kartlarını açıyorlar. İzmir’de yarın Hüseyin Aslan’ın adaylık açıklaması var. Mustafa Sarııgül de “pazar gününü bekleyin” diyor. Pazartesi yazımda, bu gelişmeleri tartışmak istiyorum. ASLAN’ın, “Dost Kapısı Belediye” ve SARIGÜL’ün “Ne Bir Eksik, Ne Bir Fazla...” kitaplarına değineceğim. Yüksek sesle söyle(ne)memişleri paylaşacağım. Yani, “az sonra...”

X