Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Borsanın ayıbı, şirketlerin ayıbıdır

Ege CANSEN

İstanbul Menkul Kıymetler Borsası, kısaca borsa, Abdurrahman Yıldırım'ın Yeni Yüzyıl'daki güzel derlemesinde gördüğümüz gibi, on iki yılda dördüncü kez çökmüş durumda. Önce bir tespit yapalım, sonra borsadaki düşüşün sebeplerini, daha da önemlisi, bir daha böyle düşmemesi için, borsa şirketlerinin yapması gerekli şeyleri söyleyelim. Borsamız, 1986'dan beri düşüp kalkmaktadır. Dolar esasına göre yaptığımız kıyaslamalara göre, bunca yıl sonra fiyat olarak başladığımız yer civarındayız. Bu bakımdan bizim borsadaki düşüşle, New York, Londra veya Frankfurt borsalarındaki düşmeleri birbirine karıştırmamak gerek. Oralarda borsa endeksleri, son günlerde bir hayli gerilemesine rağmen, değil on dört, dört yıl öncesine göre bile iyi verim sağlamış durumda. Bizim borsamız, belli kâğıtlar hariç, yatırımcısına para kazandırmamıştır. Hele hele, yatırımın maliyetine, yatırılan paranın döviz faizini de katarsak, ortalama borsa yatırımcısının, bu işten zararlı çıktığını derhal anlarız.

1. Borsa, şirket hisse senetlerinin alınıp satıldığı bir pazar yeridir. Ortada verim açısından bir defo varsa, bu defo, borsadan çok borsada kâğıtları işlem gören şirketlere aittir. Dolayısıyla, dikkatimizi şirketlere yöneltmeliyiz.

2. Pay senetleri, borsaya kote edilmiş anonim şirketlerimiz, ‘‘a-nonim’’ (adsız) değildir. Yani, bunların adı sanı belli patronları vardır. Bu şirketlerin pay senetlerini borsadan alanlar ise şirketin gözünde, bir ‘‘hiç’’tir. Yöneticiler için patron, eskiden beri bildiği, kendisini işe alan, yıllık primini takdir eden, ters düşerse işine son verecek olan ‘‘kişi’’dir. Her şey, patronun direktifiyle ve onun ‘‘yüksek çıkarları’’ için ayarlanır. Bu ayarlamalara, küçük pay sahiplerinin çıkarları da denk düşerse, ne âlâ. Yoksa, küçük hissedarların çıkarı diye bir şey, yönetimin gündeminde yer almaz.

3. Halka açık şirket yönetmek, bir patrona bağlı olarak şirket yönetmekten bambaşka bir ‘‘ahlak kodu’’ gerektirir. Halka açılan şirketlerimiz için bu yeni ahlak anlayışı, toplantılarda söylenen, şık basılı şirket broşürlerinde yer alan ama asla hayata geçirilmeyen ‘‘güzel ve çağdaş’’ sözlerdir.

4. Patronlar için halka açılmanın iki amacı vardır. Birincisi, ‘‘bedava para’’ toplamak; ikincisi, ellerindeki kâğıt servetlerin bir kısmını nakte çevirmektir. Amaç, halkla ortaklık değildir.

5. Hisse senetlerinin değer artışı, şirketin ‘‘Piyasa Değeri Artışı’’dır (Market Value Added kısaca MVA). MVA'nın artışı ise şirketin yarattığı ‘‘Ekonomik Katma Değer’’ artışının (Economic Value Added, kısaca EVA) bir sonucudur. Halka açık şirketi başarıyla yönetmek, EVA'yı ve dolayısıyla MVA'yı maksimize etmekten geçer. Halka açık şirketleri yönetenlerin yıllık maaş ve primleri, mutlaka MVA'ya ve EVA'ya bağlanmalıdır.

6. Halka kapalı şirketlerde, yani patron şirketlerinde hedef ‘‘patron menfaatini’’ maksimize etmektir. Bu menfaat, patron şirketlerinin kültürü icabı, operasyonları, iktisadi anlamda kârlı hale getirmekten çok, spekülatif pozisyon almakla sağlanır. Çünkü patron, işletmeci değil, girişimcidir. Pozisyon rizikosu alarak, servetini katlamaya çalışmak, onun yaradılışı (huyu) gereğidir. (Bu konuya devam edeceğiz.)

SON SÖZ: Yönetim, patronuna göre yönlenir.













X