Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Borsa ve vergi

Ege CANSEN

Hem vergi kanunlarında yapılan değişikliklerin yürürlüğe girişi, hem de dünyada yaşanan finansal kriz, maalesef borsanın çöküşü ile üst üste geldi. Bu yüzden zihinler karıştı. Borsadaki çöküşün sebebi, yeni vergi yükümlülükleri mi, yoksa dünyada yaşanan kriz mi diye bir tartışma başladı. Şüphe yok ki, çöküşün sebepleri arasında her iki olayın da etkisi var. Çöküşün sebepleri bunlarla da sınırlı değil. Bize göre, halka açık şirket yönetmenin ahlakına ve finansman ilkelerine uymayan şirket idarecileri ile borsayı ‘‘kumarhane’’ gibi kullanan borsa esnafı da bu çöküşten önemli derecede sorumludur. Ayrıca, borsaların karakterinde, dalgalanma hep vardır. Ne var ki, borsamızda yaşanan bir ‘‘düşme’’ değil, ‘‘çökme’’dir. Ben, bu son çöküşte en önemli sebebin, vergi kanunlarıyla getirilen değişiklikler olduğuna inananlardanım. Dolayısıyla, pazartesi günü açıklanan ‘‘vergi rahatlamalarını’’ borsa açısından iyi karşılıyorum. Tabii bu rahatlatma, borsayı mutlaka patlatacak değildir.

* * *

Hisse senedi alanlar veya daha doğru ifadesiyle hisse senetlerine yatırım yapanlar, bu yatırımlardan iki tür getiri bekler. Birincisi, her yıl alacağı ‘‘temettü’’ (kâr payı), diğeri ise hisse senedini elden çıkartırken elde edeceği ‘‘değer artışı’’dır. Bu iki kazancın toplamı ne kadar büyükse, hisse senedine yatırım, o kadar cazip olur. Hisse senetlerinin değeri (yani fiyatı) son tahlilde bir ‘‘algılama’’dır (perception). Yatırımcılar, hisse senetlerini değerli olarak algılarsa, hisse senetleri, değerli yani fiyatı yüksek olur. Değerli mal da kolay kolay elden çıkarılmaz. Bu yüzden, piyasa oluşan kanaatler (market sentiments), çöküş veya tırmanışı, iktisadi olarak ‘‘olmaz bu kadar’’ denecek noktalara çok rahatlıkla götürebilir. Ancak şunu bilmekte yarar var: Çıkışın hızı, hiçbir zaman çöküşün hızı kadar yüksek olamaz.

Gelelim işin vergi yönüne. Kâr payının, bir gelir olduğu kesindir. Dolayısıyla temettünün ‘‘gelir vergisi’’ne tabi olması doğaldır. Uygulama da üç yıldır böyledir. Buna rağmen, Özal zamanında olduğu gibi, anonim şirketlerden yüksek kurumlar vergisi alıp, temettüleri gelir vergisi dışı bırakmak da bir yöntemdir. Sermaye piyasasının gelişmesi açısından tavsiye dahi edilebilir. Buna karşılık, hisse senetlerinin satışından sağlanan değer artışları, kesinlikle gelir değildir. Gelir vergisine tabi olmamalıdır. Başka bir vergiye, mesela ‘‘Değer Artış Vergisi’’ne tabi olabilir ve mükellef tarafndan ayrıca ödenir. Tabii, bunlar bizim kanaatimiz. Maliye Bakanı'nın müellifi olduğu taslak, kanunlaştığına göre Türkiye Cumhuriyeti'nin Büyük Millet Meclisi, böyle düşünmemektedir. Servet (ki; buna gayrimenkul servetler de dahildir) değer artışlarının ‘‘gelir’’ olduğuna karar vermiştir. Gelir kavramı, bu şekilde genişletildikten sonra, ortaya bundan sonra da yeni olumsuzlukların çıkmasını beklemek gerek.

* * *

Borsa esnafının en sevmediğim yönü, ‘‘borsa endeksini, hep Ankara'ya endeksli’’ görmeleri ve göstermeleridir. Sanki borsa ve halka açık şirketler, borsanın bir türlü adam olamamasında kusursuzmuş gibi, her sıkıştıklarında hükümetten ‘‘vergi kolaylığı’’ isterler. Şirketler, dolar bazında her yıl yüzde dört temettü dağıtsa, endeks, yüksekte istikrar kazanır. Belki ara sıra yine düşer, ama borsa asla çökmez.

SON SÖZ: Doğrunun yarısını söylemek, en tehlikeli yalancılıktır.













X