Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Borsa ne diyor?

Borsanın son iki gündür söylediği şarkının ritmi değişti. Artık daha umutlu ama hala "bekledim de gelmedin" nakaratı üzerine kurulmuş bir şarkı dinliyoruz İstinye Sarayı'nın koridorlarında.

Çarşamba günü bono piyasasında rekor işlem hacmi rakamı vardı. Bu paranın kaynağı İstinye Sarayı'ndaki şarkının bestesine büyük katkıda bulundu.

Bir bakalım bu para nereden gelmiş. Çarşamba günü dolar kuru yaklaşık 20 bin lira kadar geriledi. Yani vatandaşımız, bankamız, elinde dolar tutan yatırımcımız bir miktar dolar sattı. Yeşil dolarları satıp ellerine geçen Türk Lirası'nın büyük bir kısmı ile bono alan bu güzide kalabalık, elerinde kalan TL'nin bir kısımını da "Yazık orası da sebeplensin" diye İstinye Sarayı'nın kapısından içeri taşıdı.
Ayrıca dün piyasa uzmanları sarışınların da uzun bir aradan sonra bono piyasasında arz-ı endam ettiklerini belirtti.

Bir yandan, az da olsa pek fazla mıncıklanmamış TL'nin piyasaya girdiğini gören, öte yandan sarışınların İstinye Sarayı'na komşu köşklerde gezindiğini işiten "bizimkiler" coşa geldi.

"Geçen sefer 12 bin puanın üstünden satış yapamamıştık, bu sefer Allah kerim" diyen İstinye Sarayı bezirganları, endeksi bir kere daha 12 bin puanın üzerine taşıdı. Yetmedi seans içinde 12 bin 500 puan seviyesi "hooop" denilerek aşıldı. Bu da yetmedi gün kapanışı 12 bin 687 puandan gerçekleşti.

Çok değil daha 29 Kasım'da endeks 10,961 puandaydı. Bu perşembe yaşanılan yükselişle birlikte aybaşından bu yana (yani dört gün içinde) endeks yüzde 15 oranında değer kazanmış oldu.

Şimdi sorulması gereken bir soru var. (Bu soruyu hiç sevmiyorum. Hatta bu sorudan nefret ediyorum ama nasıl olsa sorulacak. O nedenle elimi tez tutup önce ben sorayım bari:
"Borsa nereye kadar yükselecek?"

(Kişisel not: Bu sorunun cevabını bildiğini söyleyenlere inanmayın. Eğer iddia edenler bilselerdi emin olun size söyleyip kârlarını azaltmak yerine kendileri oynardı. Ben de bilmiyorum. Yapmaya çalıştığım şey beklentiyi aktarmak)

Borsacılar diyor ki:.
"Madem bu kadar iyi bir pozisyondayız, [Kıbrıs'ta durum iyi, ABD arkamızda, uzun zamandır ilk kez bir ABD dışişleri bakanı (Colin Powell) geçerken -ayıp olmasın diye- değil direkt Türkiye'ye geldi, AGSP (adı bile komik) "olayı" tamam, Hazine dışardan ne güzel borç buldu, Salı günkü ihale iyi geçti] o zaman endeks neden 13 bine çıkmasın ki!!!"

Evet neden çıkmasın ki?

Endeks büyük olasılıkla bu seviyelere çıkacak. Bunun bir nedeni de bizimkilerin sarışınlarla ticaret yapma hevesinin iyice azmış olması. Kolay değil o kadar uzun zamandır sarışın taklidi yapan bıyıklılarla flört ediliyordu ki...

Taa 7000 puanlardan mal almış, elindeki bu malı kar, kış, soğuk, tipi, kriz, dolar demeden taşımış olan bizimkiler endeks 13 bin puanın üzerindeyken sarışınlara devretmek (piyasa deyimi ile itelemek) istiyor. Bunun için de yılbaşından sonrayı beklemelerinin şart olduğunu biliyorlar. Bu kadar uzun bir süre varken de acele etmeden yavaş yavaş 13 bine gitmeyi tasarlıyor.
Aman dikkat hevesimiz kursağımızda kalmasın.

Çünkü yabancının Haloween'i var, Noel Yortusu var Yılbaşı var... Tatili, Bahaması, Fiji Adaları var...

O kadar koşturmacadan o kadar içkiden sonra 2 Ocak 2002 çarşamba sabahı kalkılacak. Bir aydır kapatılan pozisyonların hangilerinin yeniden açılacağı kararlaştırılacak. Bu arada 2002 yılı için de iç borcun çevrilebilirliği ve siyasi yapı riski taşıyan Türkiye'ye yatırım kararı verilecek...

Biraz Nasrettin Hoca Fıkrası gibi değil mi?

"Ölme borsacım ölme"


Hürriyet Gazetesi'nde bir haber:

"Rosenberg'ler suçsuzdu, asıl suçlu benim..."
Bunu söyleyen Rosenbergler davasının baş tanığı, evli çifti idama gönderen ifadenin sahibi, Ethel Rosenberg'in öz kardeşi David Greenglass.

"...Bir çift güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil
Değil bu unutulur şey değil
Apansız geliyor aklıma..."

Mc Carthy rejimi ABD tarihinin kara sayfalarından biri. Binlerce insan Sovyet Casusu oldukları iddiası ile yargılandı. Sadece ABD için değil insanlık tarihi için de karanlık bir dönem olan bu dönem tarih sayfalarına "Cadı Avı" ismiyle geçti.

"...Sevdiğim çiçek adları gibi
Sevdiğim sokak adları gibi
Sevdiklerimin adları gibi
Adınız geliyor aklıma..."

Rosenbergler suçsuzdu. Rejim muhalifi ve bu muhalefeti her uygar insan gibi ifade edecek alan aradılar. Komünisttiler ve komünist olmaları idama gönderilmeleri için yeterli sebep sayıldı.

O kadar tanıdık bir hikaye ki...

Bu binlerce yıldır kan la sulanan ama ne yazık ki kana doymayan bu coğrafyada o kadar çok Rosenberg ipe, sürgüne cezaevine gönderildi ki.

"...Neredeyse gün doğacaktı
Herkes gibi kalkacaktınız
Belki daha uykunuz da vardı
Geceniz geliyor aklıma.."

McCarthy ölmedi. Bir gitti, dünyanın başka coğrafyalarında binlerce kere geldi. Zaten o da başka bir melanetin yeniden canlanmış hali değil miydi. İnsan ırkı "dünya evrenin merkezi değil" dediği için öldürülen aydınların kanını elinden hiç yıkayamadı ki.

Ya şimdi yaşadığımız kriz.

Hayır bu kriz kesinlikle siyasi-ekonomik bir kriz değil. 70 yıldır ödemekten kaçtığımız bedelleri ödeme zamanı. İnsanlık ailesi ile gelecekteki çocuklarımızla yüzleşme zamanımız yaklaşıyor. Alnımız ak çıkabilecek miyiz bu yüzleşmeye.
Sizce?..

"...Bir çift güvercin havalansa Yanık yanık koksa karanfil Değil bu unutulur şey değil Çaresiz geliyor aklıma..."
X