Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bordo şarabına Mürefte naniği

Geçtiğimiz hafta sonunu Orhan Türker’in evsahipliğinde Mürefte’de geçirdim.

Orhan Türker Gülor Şarapları’nın babası. Yeğeni Güler Sabancı’nın 1993’te bir aile yemeğinde ortaya attığı fikrin peşine düşüp kısa sürede Türkiye’nin en iyi şarapları arasında kendine yer bulacak "G" markasını yaratmışlar.

G’nin en büyük özelliği Türkiye’deki büyük şarap fabrikalarının markalarına aşık atan tek butik şarabı olması.

Yılda sadece 80 bin şişe Gülor şarabı üretilen tesisi ve bu şarapların üzümünü veren bağları gezdikten sonra akşam yemeğinde G şaraplarından üç farklı örnek tattık.

G Shiraz, G Cabernet Sauvignon-Merlot ve G Ssangiovese-Montepulciano...

G Shiraz Gülor’un yeni denemelerinden biri olduğu için henüz çok gençti. Daha en az bir yıl olgunlaşması gerekiyor.

Sangiovese-Montepulciano harmanı çok başarılıydı.

Ama gecenin yıldızı G Cabernet Sauvignon-Merlot idi. Bunda biraz da mahzende ekstradan geçirdiği iki yılın payı vardı kuşkusuz. Piyasada satılan G Cabernet’ler 2004 tarihini taşırken, bizim tattığımız 2002’ydi. Ve kendi fiyatındaki Bordo Cabernet’lerini solda sıfır bırakacak kadar mükemmeldi.

Türkiye’deki restoranlarda, en lüksleri dahil bir, ikisi dışında kendi şarap kavlarını oluşturma alışkanlığı olmadığından, bir şarabın piyasada hangi yılı satılıyorsa restoranda da sadece o yılını bulabiliyorsunuz.

Bu yüzden G Cabernet Sauvignon 2002’yi marketlerde veya restoranlarda bulabileceğinizi sanmıyorum.

Şarap listesinde 2002 yazıyor olsa bile, masanıza getirilen şarap büyük olasılıkla 2004 olacaktır.

Nedeni lüks geçinen restoranların çoğunun müşterilerine olan saygılarını, şarap mönülerini güncellemeyerek kanıtlama yarışına girmiş olması.

2002 bulamayacağınız için marketten birkaç şişe G Cabernet Sauvignon 2004 alıp birkaç yıl evde eskitmenizi tavsiye ederim.

Mahzen ya da özel şarap dolabınız yoksa bile şarapları iki yıl eskitmekten çekinmeyin. Hızlı ısı değişiklerinin olmadığı, ışık almayan, sarsıntıdan uzak bir dolap iki yıl gibi kısa süreli eskitmeler için işinizi görecektir.

Şarap mönüsünde Türkiye’nin en kaliteli butik şarabı olan G’ye yer vermeyen restoranlara ise ısrarla hesap sorun.

Sorun ki, diğer butik şarapçılarımızın da önü açılsın, kalitenin prim yaptığını görüp atılım yapmaktan kaçınmasınlar.

Gürültü dışarı medeniyet içeri

Müjde yeni bir tartışma konumuz oldu.

Gürültü kirliliği yapan eğlence mekanlarının kapatılması doğru muymuş?

Sırf bu tartışmanın yapılıyor olması bile İstanbul’un medeni bir şehir olmadığının, bizim de medeni bir ülkede yaşamadığımızın kanıtı.

Gürültü yapıp başkalarının medenice yaşama hakkına tecavüz edenleri, turizme zarar gelmesin diye savunmaya kalkışmak kadar abes bir şey olamaz.

Dünyanın hiçbir ülkesinde şehrin göbeğinde, dışarıdakileri rahatsız edecek kadar gürültülü müzik çalan açık hava kulübü yok.

Ancak Uzak Doğu’da sefaletle boğuşan bazı geri kalmış ülkelerde ve Güney Amerika’daki muz cumhuriyetlerinde rastalanabilir üç kuruş turizm geliri uğruna kendi vatandaşını eşek yerine koyan böylesi mekanlara.

Adam dingonun ahırını kendi ülkesinde bulamıyorsa, İstanbul’da da bulamasın. Bize ne.

İstanbul Valiliği’nin gece açık havada yüksek sesli müzik yayını yapan yerleri kapatma kararı, İstanbul’un medeni bir şehir olabilmesi için atılmış önemli bir adım.

Yeter ki gösteriş uğruna atılmış tek seferlik bir adım olarak kalmasın.

Valilik’in bu uygulamadaki samimiyetinin diğer kanıtları ise Boğaz’da bangır bangır müzik çalarak dolaşan teknelere de göz açtırılmaması ve her gece tekrarlanan havai fişek görgüsüzlüklerine izin verilmemesi olacaktır.

İstanbul Valiliği’nin gürültü kirliliği yapıyorlar diye gece kulüplerini kapatıp, tüm Boğaz’ı ayağa kaldıran teknelerin geçişine, bomba gibi patlayan havai fişeklerin atılmasına izin vermesi başka hesapların olduğu kuşkusunu doğurur.

Kanseri yendi güldürmeye ant içti

Erdinç Yumuşak 23 yaşında. Sekiz sene önce kemik kanserine yakalanmış ve yenmeyi başarmış.

Şimdi kendi başarısının diğer kanserli gençler için umut olmasını hedefliyor.

Kanseri yenmiş olmaktan aldığı güçle çok önemli bir sosyal sorumluluk projesine girişmiş.

Aysar Güven, Selçuk Karan, Ali Haydar Çetin ve Akın Karan’ı da yanına alarak "Hayata Gülüverin" projesini başlatmış.

Proje 20 kanser hastası gence iki ayrı dönemde birer haftalık moral kampı yapmayı amaçlıyor. Bu kamplardan ilki 9-16 Temmuz tarihleri arasında başarıyla gerçekleştirildi.

Anamur Yoğun Duvar Tesisi’nde gerçekleşen kampa katılan kanser hastası gençler, moral tazeleyerek ve en önemlisi yıllar boyu sürecek arkadaşlıkların temellerini atarak ayrıldılar kamptan.

Erdinç Yumuşak ve arkadaşları şimdi harıl harıl, sponsor destekleriyle yürüyen projenin sürekliliği için çalışıyorlar. Projeye aktifgonulluler.org adresinden ulaşılıyor.
X