Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Borçlu-alacaklı ilişkisine karışılmamalı

2001 Krizi’nden sonra İstanbul Yaklaşımı icat edildi. Son rakamlara göre, İstanbul Yaklaşımı’na 331 şirket girdi.

Bankacık kesimiyle şirketler arasındaki yeniden yapılandırılan toplam borç miktarı da 6 milyar dolar oldu.

Yeniden yapılandırılan borçların akıbeti konusunda rakamlar bazında fazla bir bilgimiz yok. Ama, genel olarak, şirketler İstanbul Yaklaşımı’na girdi diye durumlarını düzeltemediklerini biliyoruz. Durumlarını düzeltenler zaten İstanbul Yaklaşımı’na girmeselerdi de düzeleceklerdi. Çünkü, alacaklı bankalar zaten bu şirketlerin düzelebilecekleri hakkında izlenimleri vardı. Kısacası, İstanbul Yaklaşımı kendinden bekleneni veremedi, veremezdi de. Bazı kesimler bu yaklaşım yoluyla "koruma" almış oldular.

Alacaklı daima borçlunun mali durumunun düzelmesini ister. Bu konuda umut varsa, alacaklı zaten gereken her türlü kolaylığı gösterir. Alacaklının borçluyu yok etmek gibi bir dürtüsü olamaz. Çünkü, ortadan yok olan bir borçludan borçlarını tahsil etme olanağı yoktur. Önemli olan iktisadi kuralların işlemesi ve işletilmesidir.

ÜÇÜNCÜ TARAF

Bugünlerde yeni bir yaklaşım üzerinde çalışılıyor. Anadolu Yaklaşımı adı altında küçük ve orta ölçekli (KOBİ) çok borçlu şirketlerin bankalara olan borçlarının yeniden yapılandırılması konusunda bir çerçeve oluşturulmaya çalışılıyor.

Anadolu Yaklaşımı’nın da akıbeti İstanbul Yaklaşımı’ndan farklı olmayacaktır. Kurutulabilecekler kurutulacaklardır. Anadolu Yaklaşımı da, aynı İstanbul Yaklaşımı’nda olduğu gibi, bankalara ve şirketlere zaman kazandıracaktır. Yeniden yapılandırmanın bazı mali yükleri hafifletilecektir. Bir süre "koruma" sağlanacaktır. Ama, iktisadi anlamda, aksi taktirde yaşayamayacak şirketleri yaşatabilmek mümkün olamayacaktır.

Bu yargı bir falcılık değil, iktisadi ilkelerin bir sonucudur. Borçlu ile alacaklı arasında bulunabilecek en iyi çözüm iki tarafın başkalarının baskısı olmadan kendi aralarında bulacakları çözümdür. Bankalar yaşayabilecek borçlularını zaten yaşatabilmek için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Yaşayamayacak olanlara ise hiçbir şey yapmamaktadırlar.

Örneğin, İstanbul Yaklaşımı’na giren şirketlerin bir çoğuna bankalar ek kredi olanağı tanımamışlardır. Zaten borç batağında olan bir şirket "yaşama suyu" olmadan dönebilir mi? Belki de, İstanbul Yaklaşımı bu şirketleri daha da kötü durumlara düşürmüştür.

YENİDEN YAPILANDIRMA GEREKLİ

Devlet, medeni kanunu, borçlar kanunu, icra ve iflas kanununu hazırlar ve uygulamaya koyar
. Bu kanunların ne alacaklıyı ne de borçluyu kayırma gibi bir amaçları olmamalıdır. Devletin borçlu-alacaklı ilişkisini düzenleme konusundaki en önemli sorumluluğu burada başlar ve burada biter. Gerisi, borçluları ve alacaklıları ilgilendirir.

Borçlu ve alacaklı ilişkisine devlet gelişigüzel karışmaya başladığında, iktisadi ilkeler bir kenara atılıp ayırımcılık ve kayırıma başlar. Ayrımcılık ve kayırmanın olduğu bir ortamda, taraflardan biri mutlaka kaybeder. Halbuki, çok taraflı bir ilişkide ideal çözüm, iki tarafın da kazanması veya taraflardan hiçbirinin daha kötü duruma düşmemesidir. Devletin böyle bir rolü oynaması da, çözümü bulabilmesi de olanaksızdır.

KOBİ’ler Türkiye’nin üzerinde özenle durması gereken üretken ekonomik birimlerdir. Bu alanda yeniden yapılandırma şarttır. Ama, üzerinde çalışılması gereken yapılandırma biçimi KOBİ’lerin borçlarının yeniden yapılandırılması değil, KOBİ’lerin kendilerinin yeniden yapılandırılmasıdır.
X