Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bonn'un mesajları anlayana...

Tufan TÜRENÇ

Almanya Şansölyesi Helmut Kohl, Başbakan Yılmaz'la başbaşa kaldığı zaman Türkiye'nin nasıl bir kaostan çıkıp geldiğinin bilincindeydi.

Karşısında oturan Türkiye Başbakan'ı Yılmaz'ı tanıyor, ona güveniyordu.

Bunun dışında bir zamanlar Çiller-Erbakan ikilisi yüzünden ipleri koparmayı bile göze aldığı Türkiye'yi yeniden kazanmanın sevincini yaşıyordu.

Onun için elinden gelen her şeyi yapmaya kararlı olarak ve o niyetle masaya oturdu.

Bu hava içinde diplomatik yöntemleri bir kenara itti ve içinden geldiği gibi konuştu.

Başbakan Yılmaz da Kohl'e egemen olan bu psikolojik rüzgârı yakalamakta geçikmedi.

O da aynı samimi üslubu kullandı.

Şansölye, görüşme boyunca yaptığı vaatlerden dönmeyeceğini sürekli olarak vurguladı.

Toplantının sonunda da bunu kanıtlamak için konuşulanların kâğıda dökülmesini istedi.

Görevlilerin yazıp getirdiği diplomatik üslup taşıyan metni reddetti ve alışılmışın dışında net ifadeler kullanılmasını istedi.

Kohl'ün bu içten davranışı olağandışıydı ve tarihi bir önem taşıyordu.

* * *

Oysa çok değil, altı ay önce aynı Kohl, yaptığı bir konuşmada şu mesajı veriyordu:

‘‘Türkiye ile Avrupa arasında kültür ve uygarlık farkı var. Bunun için Türkiye, Avrupa Birliği'ne tam üye olamaz.’’

O sırada Türkiye, Refahyol adlı çağdışı düşüncelere sahip bir hükümet tarafından yönetilme talihsizliğini yaşıyordu.

O sırada Türk halkı, uygar dünyadan koparılıp, çağdışı, karanlık bir sisteme sürüklenme endişesi içindeydi.

Refahyol hükümetinin Başbakanı, Batı dünyasının ciddiye almadığı, ancak sözlerini, davranışlarını endişeyle izlediği Erbakan'dı.

Aynı hükümetin Başbakan Yardımcısı ise özellikle Başbakanlığı sırasında bütün dünyaya yalan söyleyen, verdiği sözlerin bir tekini bile tutmayan, bu yüzden de aforoz edilen Çiller'di.

Kohl, Erbakan'la aynı uygarlık çizgisinde buluşamayacağını biliyordu. RP Lideri'nin Avrupa ile birlikte yürümek istemediğinden zaten emindi.

Onun için onu önemsemiyordu.

Ama uygar görünüp, Batı ile ülkesini bütünleştirmeyi bile kendi politik şovu haline getiren, sürekli yalan söyleyen ve karşısındakini aldatan Çiller'den nefret ediyordu.

Onunla el sıkışmamak için aynı ortamda olmayı bile reddediyordu.

Kohl, Çiller'i kafasında aforoz eden ilk Batılı liderdi. Onu ötekiler izledi.

* * *

Almanya Başbakanı, Yılmaz'la buluştuğu andan itibaren Erbakan ve Çiller yüzünden Türkiye'ye yaptığı haksızlığın vicdani ağırlığını taşıyordu.

Verdiği sözleri kâğıda geçirme yürekliliğini Yılmaz'ın kara kaşı, kara gözü için göstermedi.

Bunu Türkiye'ye karşı duyduğu psikolojik eziklik yüzünden yaptı.

Yaptığı haksızlığın vicdani yükünden kurtulmaya çalıştı.

Bonn'daki Kohl-Yılmaz görüşmesini Erbakan ile Çiller'in anlamasını beklemek büyük hata olur.

Kendileri yüzünden ülkelerine yapılan haksızlığın düzeltilmesinin önemini her ikisi de kabul edecek olgunluğu ve bilgeliği gösteremezler.

Şansölye Kohl, Bonn'da Türkiye gibi vazgeçilemeyecek bir ülkeyle yeniden el sıkışmanın mutluluğunu yaşadı.

Doğal olarak Erbakan ve Çiller kendileri yüzünden Kohl'ün çektiği vicdan rahatsızlığından kurtulmasının ne demek olduğunu anlayamazlar.

Zaten anlasalar, ülkelerine böyle zarar verdikleri için ikisi de şapkalarını önlerine koyup düşünürler.

Sonuçta vicdanlarında belirecek rahatsızlığı gidermek için politikadan çekilmeyi ciddi ciddi düşünmek zorunda kalırlar.

Ve o zaman belki de gereğini yaparlar.

X