Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bonn telaş içinde

Tufan TÜRENÇ

Alman Başbakan Kohl ile arkadaşlarının Yılmaz'a gösterdiği aşırı tepkiyi gazetelerde okuyunca, insan İsmet Paşa'nın unutulmaz sözlerini anımsıyor.

50’li yıllar... İsmet Paşa muhalefette...

Meclis'te ezici çoğunluğa sahip olan Demokrat Parti ise iktidarda.

İnönü, bir avuç milletvekili ile muhalefet görevini yapmaya çalışıyor.

Bir gün Paşa, Meclis kürsüsünde hükümetin icraatını eleştiriyor.

Paşa, Menderes ve bakanlarının ülkeyi yönetirken yaptıkları yanlışları, yasalara ters düşen kararlarını sert bir şekilde dile getiriyor.

DP grubu öfkeli. Paşa'yı konuşturmamak için bağırıp çağırıyorlar.

Oturumun en elektrikli anında Paşa birden konuşmasını kesiyor.

Paşa'nın ne yapmak istediğini kestiremeyen DP milletvekilleri de susmak zorunda kalıyorlar.

Bir anda Meclis derin bir sessizliğe bürünüyor.

O anı kaçırmayan İsmet Paşa ağır ağır o tarihi sözlerini söylüyor:

‘‘Sizi tarih kürsüsünden seyrediyorum. Suçluların telaşı içindesiniz.’’

Bugün Türk milleti de Kohl ve arkadaşlarını tarih kürsüsünden ibretle seyrediyor ve onların suçluların telaşı içinde olduğunu görüyor.

* * *

Peki Yılmaz'ın kullandığı bir tek sözcük, ‘‘lebensraum - yaşam alanı’’ sözcüğü Kohl ve arkadaşlarını neden çılgına çevirdi dersiniz?

Şunun için; Yılmaz'ın Hitler'in yayılmacı politikasını simgeleyen ‘‘lebensraum’’ sözünü Alman yöneticiler bugün uyguluyorlar da ondan.

Yani Hitler'in 60 yıl önce silahla yaptığını Bonn bugün ekonomik güçle yapıyor da ondan.

Ve Avrupa ülkelerinin endişeyle izlediği ama bir türlü söylemek cesaretini gösteremedikleri bu stratejiyi Yılmaz söyledi de ondan.

Dikkat edin; dün Oktay Ekşi'nin belirttiği gibi Alman yöneticileri böyle bir politikaları olmadığını söyleceklerine Yılmaz'a terbiye sınırlarını aşan hakaretler yağdırıyorlar.

Şimdi sormak gerekir, neden böyle kontrollerini yitirdiler?

Yanıtı basıt; suçlular da ondan.

Zaten Bonn, yayılma politikasına zarar vereceğini hesapladığı için Türkiye'nin AB'ye girmesini engelliyor.

* * *

Türkiye'de Alman mantalitesini ve ruhunu en iyi okuyan politikacıların başında eski Dışişleri Bakanı Vahit Halefoğlu gelir.

Ünlü diplomat, olayı değerlendirirken sözü hiç döndürüp dolaştırmıyor:

‘‘Yılmaz'ın dediği doğru. Onun arkasında durmak gerekir.’’

Halefoğlu hemen ardından, 1976’da başbakan Schmidt'le yaptığı bir görüşmeyi anlatıyor:

‘‘Biliyorsunuz Başbakan Schmidt sosyal demokrattır. Bir gün bizim Avrupa üyeliğimizi konuşurken bana şöyle dedi: 'Bakın biz serbest dolaşımı kabul ederek tarihi bir hata yaptık. İkinci bir hatayı işlememizi beklemeyin.' Yani bizim üye olmamıza karşı çıkacakları o zamandan belliydi.

Unutmayın ki sosyal demokrat Schmidt bunu söylerse Kohl haydi haydi söyler.’’

Halefoğlu, Almanlar'ın en korktukları iki şeyin enflasyon ve işsizlik olduğunu vurguluyor ve değerlendirmesini şöyle sürdürüyor:

‘‘Enflasyonu hallettiler, ama işşizliği bitiremediler. Bugün Almanya'da 5 milyon işsiz var. Onun için serbest dolaşımdan çok ürküyorlar. Bu yüzden Türkiye'yi Avrupa üyesi olarak görmek istemezler.’’

Deneyimli politikacı, ‘‘Yılmaz'ın sözleri Almanlar'ı incitti. Ama Kohl ve arkadaşlarının yaptıkları da Türkler'i çok incitti. Sonra Yılmaz'ın bu çıkışı olumlu bir durum yaratabilir. Çünkü Türk Başbakan'ın söyledikleri doğrudur’’ diyor.

Türkiye'de bazı aşırı duyarlılık içinde olan kişiler de endişelenmesinler; zaman zaman Avrupalıların anladığı dilden konuşmak iyidir.













X