ANKARA HABERLERİ

‘Bölgeye değer katan marka olduk'

Murat YILMAZ - Fotoğraflar: Oğuz DEMİR-Mert Gökhan KOÇ
02.05.2017 - 13:58Son Güncelleme : 02.05.2017 - 14:31

Hürriyet Ankara’nın, kent ile üniversiteyi buluşturan “Ankademi: Şehir ve üniversite” yazı dizisinin 9’uncu oturumu TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nde (TOBB ETÜ) gerçekleşti. Rektör Adem Şahin, üniversitenin çevresine yaptığı katkıyla ilgili “Bölgeye de değer katan marka haline geldik” dedi.

Murat YILMAZ - Fotoğraflar: Oğuz DEMİR-Mert Gökhan KOÇ

“Ankademi: Şehir ve üniversite” buluşmaları ses getirmeye devam ediyor. Ankara, Hacettepe, Gazi, ODTÜ, Bilkent, Ankara Yıldırım Beyazıt, Atılım ve TED üniversitelerinin ardından bu hafta Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’ne (TOBB ETÜ) konuk olduk.  Hürriyet Ankara Haber Koordinatörü Deniz Gürel ve Doç. Dr. Savaş Zafer Şahin, gazetemiz ekibiyle birlikte TOBB ETÜ Rektörü Prof. Dr. Adem Şahin, üniversite üst yönetimi ve bilim insanlarıyla kent-üniversite ilişkisini ele aldı. “Böyle bir proje için sizlere de teşekkür ediyorum, umarız amacına ulaşır” diyen Rektör Adem Şahin, TOBB ETÜ’nün bulunduğu lokasyona büyük değer kattığına dikkat çekerek şunları söyledi:

‘Bölgeye değer katan marka olduk

KÜÇÜK VE KALİTELİ OLMA HEDEFİ

Burası Türkiye’de iş dünyasının çatı örgütü olan yaklaşık 1.5 milyon üyesi olan Türkiye Odalar Borsalar Birliği’nin (TOBB) üniversite iş dünyası ilişkilerini en üst seviyede tutmak maksadıyla kurduğu bir vakıf üniversitesi. Kanunu 2013 yılında çıkmış, 2004 yılında da ilk öğrencilerini kabul etmiş. Bu yıl 9. mezunlarımızı verdik. Sayısal olarak bakıldığında Ankara’nın en küçük üniversitelerinden birisiyiz. Belki de sayısal anlamda en küçük üniversitesiyiz. Yüksek lisans, doktora öğrencileri dahil 6 bin civarında öğrencimiz var. Bunun 5 bin 200’ü lisans, 650 civarında yüksek lisans, 160 civarında doktora öğrencisi. Kaliteli eğitim yapmak, kaliteli öğrenci almak adına belirlediğimiz bilinçli bir yol. Bu bizim felsefemiz. Kendi tercihimiz. Küçük ve kaliteli olmak gibi bir hedefimiz var. Ankara’nın merkezindeyiz ama yakın zamana kadar baktığınızda esasında şehrin çok uzağında duran ama şehirle çok entegre olmamış bir bölgedeydik. Bundan 1-2 sene öncesine kadar baktığınızda Armada’ya yürüme mesafesindeyiz, Beşevler’e yürüme mesafesindeyiz ama hiç bir toplu ulaşım aracının geçmediği öğrencinin kendisini şehir hayatına entegre etmek istediğinde edemeyeceği bir uzak bir yerdeyiz. Ankara’nın şehir olarak bize katkısının yanında bu bölgenin gelişmesine mevki rantına çok şey kattığımızı düşünüyoruz.

ANKARA’NIN EN PAHALI ARSALARI

Cumhurbaşkanlığı yerleşkesi buraya gelmeden önce bir partinin genel merkezi buraya yapılmadan önceki halinde baktığınız zaman bizim buraya kattığımız değer daha fazla idi. Şimdi burası başka bir lokasyona dönüştü. Artık çevresindeki yolları gelişti, başka bir cazibe merkezi oldu. Açıkçası Ankara’nın en pahalı arazisine, kendi öz kaynaklarıyla bir şehir üniversitesi inşa etmeye çalışan bir üniversite olmaya çalışıyoruz. Şu anda bizim bulunduğumuz arsalar Ankara’nın en pahalı arsaları. Bir iş adamı mantığıyla düşünseniz bir gayrimenkul yatırım şirketi kurmak üniversite ile uğraşmaktan daha kÂrlı olabilir. Bizim burada bulunduğumuz arazi 135 bin metrekare arazimiz var. Hastanemizin bulunduğu yere baktığınızda da 18 bin metrekare orada arsamız var. Bunu tekrar edeyim Biz esasında Ankara’nın en pahalı arsası üzerinde bir üniversite inşa etmeye çalışan bir üniversite durumundayız. Arkamızdaki vakıf güçlü bir vakıf, arkamızdaki destek güçlü bir destek. O destekle bu sorumluluk projesini adım adım daha ileriye götürmeye uğraşıyoruz. 13 yıl üniversite hayatında bir ağaç dikseniz 2.5-3 metreye ulaşabilecek bir yaştır. Üniversite tarihinde 14 yılın hiç bir anlamı yoktur. Bizim 13 yılda geldiğimiz mesafe gerçekten ciddi bir mesafedir. Artık sayısal olarak birinci beşinci gibi ifadeler kullanmak istemiyorum ama hangi açıdan hangi ölçüyle bakarsanız bakın ama bu üniversite şu anda Türkiye’deki mevcut
165 üniversite içinde hangi ölçüden bakarsanız bakın ilk 10’dadır. Daha öndedir de ihtiyatla söylüyorum.

‘Bölgeye değer katan marka olduk

BÖLGEYE DEĞER KATAN MARKA

Üniversitelerle ilgili değerlendirmelerin bütün gelişmiş ülkelerde top ten mantığıyla yapıldığını düşünecek olursanız burası top ten üniversitelerden birisidir. Biz bunu çok önemsiyoruz. Sonuçta burası buradan Gölbaşı’na kadar senin olsun diye tahsis edilen bir Orta Doğu Teknik Üniversitesi değil. Eskişehir Yolu’ndan Beytepe Köyü’ne kadar senin olsun denilen bir Hacettepe Üniversitesi değil. Ankara’daki istediğin binayı beğen onunla alakalı istediğin tasarrufu yapabilirsin, hangi hastaneyle istersen istediğin anlaşmayı yapabilirsin dedikleri bir üniversite değil. Tamamen öz kaynaklarla yapılan bir üniversite. O üniversitelerin o imkânlarla geldiği bir noktayla bu üniversitenin böyle bir imkanlarla geldiği noktayı ve ne kattığını o açıdan değerlendirirseniz ne kadar büyük bir iş yaptığımızı görebilirsiniz. Bu aynı zamanda bir TOBB ETÜ değerlendirmesi değil. Buna aynı zamanda yükseköğretim sektörünün kendi içindeki genel bir değerlendirmesi olarak da bakabilirsiniz. Bizim kattığımız ortada. En basitinden bizim burada öğrenci konukevlerimiz var. Öğrenci konukevlerimizin temelini attığımız zaman arkadaki sitelerdeki daire fiyatlarını tespit ettirdim. Bizim öğrenci konukevi açıldıktan sonra da tespit ettirdim normal şartlarda her bir dairenin fiyatında 150-200 bin lira ortalama artış oldu. Benim o rantı müteahhitlerle paylaşmam lazımdı bu açıdan bakarsanız. Bu bizim sayemizde oldu. Biz o yatırımı yapmasaydık öyle bir değer artışı da olmayacaktı. Bir şehir üniversitesi olarak bulunduğu bölgeye de değer katan marka haline geldik. Buradaki devlet yatırımlarından kaynaklanan trafik oluşmadan önce en azından bu yol üzerinde yürüyen insanların üniversite öğrencisi olmasını temin ettik. Hepsini bir tarafa bırakın bu yol üzerinde dolaşan öğrenciler üniversite öğrencisiydi. Bunun önemli bir şey olduğunu düşünüyorum.

‘Bölgeye değer katan marka olduk

BU ÜNİVERSİTENİN BİR TEMASI VAR

Bu üniversitenin ana tabelasından da gördüğünüz üzere bir teması var. Bu üniversite diyor ki; ben iyi bir teknoloji eğitimi, iyi bir mühendislik eğitimi vereceği,m iyi bir ekonomi ve iş dünyasının ihtiyacı olan diğer eğitimleri vereceğim. Biz tasarım alanıın mühendislikle birlikte düşündüğümüz için, hukuk ve diğer alanları da iş dünyasının ihtiyacı olan eğitim grubunda düşündüğümüz için iki tane esasında teması var. Tıp eğitiminde ise şu anda tıp eğitimine bütün bilim dalları bir arada çalışıyor olsa tıbba nasıl bir yeni yorum getirir, tıpla mühendislik bir araya geldiğinde nasıl bir noktaya götürülür mantığıyla bakıyoruz. Biz tıp fakültesine bir hastane yapalım yani orada insanlar sağlık hizmeti almak için koşuyor olsunlar, geliri olsun, zararını devlet karşılasın karını döner sermaye paylaşsın mantığıyla bakmıyoruz. Bizim baktığımız şu; mühendisler ve doktorlar ile diğer alanlardan katkı koyacak olanlar o sektöre ne kazandırabileceklerse o projelerle kazandırsınlar. Biz en iyi öğrencileri yetiştirelim. Biz işe daha çok eğitim tarafıyla bakıyoruz. İleride taraflar değişir kapasiteler oluşur ama görüyorsunuz sağlık sektörü hiç kimsenin çok da fazla projem var diyerek üzerine gideceği bir alan değil. 13-14 senedir Türkiye’de en çok konuşulan sektörlerden birisi sağlık. 3 bin 500 yataklı hastane yaparsanız da proje oluyor, o hastaneleri yıkmaya karar verirseniz de proje oluyor. Randevulu hasta kabul ederseniz de proje oluyor, randevusuz hasta kabul ederseniz de proje oluyor. Ne yaparsanız da proje oluyor. Öyle büyük bir alan ki ilaçları reçeteyle alırsınız derseniz de proje oluyor. Gidip barkodla alırsın derseniz de proje oluyor. Artık antibiyotikler yasak derseniz de proje oluyor. Ne derseniz proje oluyor. Sağlık sektörü benim çok üzerinde konuşabileceğim bir alan değil. Başlı başına bir derya.

‘Bölgeye değer katan marka olduk

AÇIK ÜNİVERSİTE OLARAK TASARLADIK

Biz bu arada ne olduk diye bakarsanız öğrenci trafiğinin dışında esasında Ankara’da üniversite ortamında yapılması arzu edilen toplantıların büyük çoğunluğuna destek veren ve ev sahibi olan bir adres haline geldik. Fiziki yeterlilik, konumumuz, yönetim anlayışımız dolayısıyla bu duruma geldik. Bir lise toplantı yapmak istiyor buyur kardeşim diyoruz. Bir meslek örgütü, sendika toplantı yapmak istiyor gel dedik. Birileri yarışma yaptı sonuçlarını açıklamak istiyor gel dedik, hep Ankara’ya açtık. Bizim şehirle üniversiteyle kurumsal ilişki kurabilecek kuruluşların tamamıyla ilişkilerimiz gelişti. Türkiye’de bir şehirde ikamet edenin üniversiteyle etkileşimi anlamındaki bir kapı henüz açma seviyesine gelebilecek olgunluğa erişmediği için o noktaya hiçbir üniversite gelemedi. Bizim üniversitemizin etrafını dolaştıysanız görmüşsünüzdür. bizim üniversitemizin etrafında tel örgüler, demir duvarlar yok. Kapısından girerken turnikeler vesaire yok. Biz bu üniversiteyi zamanında planlarken açık üniversite olarak tasarladık. Açık sistem olarak projelendirdik. Arkadaki spor kompleksimizde işletmecisi Ankaralının üyelik yaparak spor hizmeti aldığı durumdadır. O dikdörtgen ölçülerde Türkiye’nin en büyük spor salonlarından birisi olduğu söylenir. Kapalı spor salonumuz Türk Telekom’un maçlarını yaptığı daha önce TED Koleji’nin maçlarını yaptığı normal müsabakalarını yaptığı halkın o müsabakaları gelip izlediği bir durumdadır. Yani bu da spor bütünlüğü anlamında bir etkileşimdir şehirle. Ama içinden geçtiğimiz günler konjonktür gelişmeler bazı durumlar bizi şimdi artık üniversiteyi kapalı duvarların içerisine almamız gerekir mi gibi bir noktaya getirdi. Konukevinin mesela etrafında tel örgüler yoktu. İlk yaptığımız zaman. Mimarisi şehirle bütünleşik insanların gelip bahçesinde oturabileceği oradaki yeşillikten istifade edeceği şekilde dizayn edilmişti. Ama biz bir yıl dayanabildik. Bir yıl sonra 2 metre 20 santim yüksekliğindeki tel örgülerin içerisine almak sorunda kaldık.

‘Bölgeye değer katan marka olduk

İSTİHDAM İLİŞKİSİ DE ÇOK ÖNEMLİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin, iş dünyası ile ilişkileri en gelişmiş seviyede bir üniversite modeli nasıl tasarlanır diye baktıkları ve buna uygun kurdukları bir üniversite burası. Buradaki üç dönem eğitimin karşılığı şu; öğrenci ikinci üçüncü ve dördüncü sınıfta bir dönemin sigortasını okul tarafından karşılanmak üzere ve kendisi yerleştirildiği firmada bu asgari ücret yükseldikten sonra biraz düştü önceden asgari ücret miktarındaydı şimdi asgari ücretin 2/3’ü miktarında kamu kuruluşları bu ödemeleri yapamıyorlar anayasa mahkemesi Danıştay gibi normal firmaya giderse bu ücreti almak suretiyle bir yıllık iş tecrübesiyle mezun oluyor. Bunlar üzerinde yapılan istatistiklerin bize verdiği sonuç şu; bunların yaklaşık yüzde 60’ı bu ortak eğitime gittikleri firmadan iş teklifi alıyorlar. Yaklaşık yüzde 30’u da ilk iş yeri olarak o firmalara yerleşiyor. Bu istihdam ilişkisi de çok önemli. Bu üniversite bir öğretim üyesinin mesaisini üçe bölerek değerlendiriyor. Öğretim üyesinin idari görevi var mı, öğretim üyesinin ders görevi var mı, öğretim üyesinin araştırma geliştirmeye dayalı görevi var mı. Bu üç dönemden bir tanesi öğretim üyesinin araştırma geliştirme proje faaliyetlerinden kopmaması adına onun programını rahat yapabileceği şekilde düzenleniyor. Burada ek ders ücreti var diye kilometrelerce derse giren hoca modeli yok. Hoca vermesi gereken ders gününü ayarlayıp ben bu yaz ders vermeyeceğim projelerime çalışacağım ben bahar dönemi ders vermeyeceğim bunu yapabileceğim diyebiliyor. Bu kolay yapılabilir bir iş de değil. Türkiye’deki diğer üniversitelerde niye yok dediğiniz zaman bunu yapmaya çalışanlar oldu sonunda firmadan bazı yetkililerin gelip ders verdiği modele dönüştü. Bunu yapabilmek için arkanızda TOBB gibi güçlü bir desteğin olması gerekiyor. Bizden şu anda sabit ve dönemsel anlaşmalar yoluyla bizden öğrenci kabul eden kurum sayısı yaklaşık 4 bine ulaştı. Ankara’daki savunma sanayideki büyük şirketler ARGE şirketleri, Türk Traktör gibi büyük kuruluşlar ciddi sayıda öğrenci alıyor.

ANKARA RESMİ İSTANBUL SİVİL

Bunda Ankara’nın sanayi şehri olarak nitelikli dönüşümü de etkili neden oldu. Ankara eskiden bir memur kenti olarak bilinirdi. Şimdi o memur şehri ve kamu idaresinin yoğunluklu olsa da finans ayağında bir kayıp yaşanmaya başladı. Finans ayağının merkezi İstanbul oldu. Bunun yanında Ankara da sanayiden bir miktar pay almaya başladı. Şimdi mesela Ankara’nın fuar merkezine sahip olması, bir kongre ve seminer şehri olması, organize sanayi ve sanayi tesislerinin sayısının artması Ankara’da da bir nitelik dönüşümüne sebep oldu. Ama az önce konuştuğumuz İstanbul mu Ankara meselesine baktığınız zaman e kadar uğraşırsanız uğraşın Ankara resmi İstanbul sivil bir şehir. Düşünce bile orada daha sivil karşılaştırılması doğru değil. Türkiye’de üniversite öğrencisinin bir numaralı tercihi İstanbul’da okumaktır. Üniversite değil İstanbul’da okumaktır. Bir defa İstanbul bu avantajlı sebebiyle en başarılı öğrencilerin tercih ettiği şehir. Siz burada eğitim olarak o kadar kaliteli olmalısınız ki bu şehir tercihinin önüne geçebilesiniz. Ankara’nın cazibesini öyle artırmalısınız ki öğrenci o öğrenci süresinin geçici olduğunu, dolayısıyla 4-5 yıllık kalite farkı sebebiyle burayı tercih etmesi gerektiğini ve burada çok iyi yetişeceğini kabul etsin. Ankara İstanbul’a göre baktığımız zaman daha rahat bir şehir. Ama kime rahat bir şehir. Memur gibi yaşamak istiyorsanız memura rahat bir şehir. 8.30’da evden çıkarsınız 9’da işinizde olursunuz İstanbul’da böyle bir şey yok. İstanbul’da böyle bir şey olması için işyerinize yatak koymanız lazım. Türkiye’deki şehirler cazibesindeki sıralama Ankara’ya o manada yansımış durumda. Ankara’da nihayetinde eğitim kalitesi açısından en kaliteli ikinci şehri. Öğrenci tercihi noktasında değerlendiriyorum bunu. Düşünün bir çocuk üniversite tercihi yapacak, aldınız Boğaziçi’nin kampüsüne götürdünüz. Başka üniversiteleri görmek istemez ki. Boğaziçi Üniversitesi’ne giden bir adam İstanbul Boğazı’na karşı bir balkondasın sonra gel başka bir yere gitmek iste. Ama onlar sizin ne kadar kaliteli eğitim verdiğinizi fark edip hayatlarından 4-5 yıl gitmesini feda edip geleceği kazançları adına geliyorlar. O kalitede olursanız o zaman geliyorlar.

‘Bölgeye değer katan marka olduk

ÖĞRENCİLERİMİZ HER ZAMAN HAKLI

Sizin ne düşündüğünüzden ziyade çevrenizin neye hazır olduğu da önemli. Siz düşünüyor olabilirsiniz, siz o konuda öncü olabilirsiniz ama çevreniz buna müsait mi hazır mı. Bir şehir üniversitesi olarak biz kurumsal ilişkileri üniversite ortamına taşımayı başardık ama kent yaşayanının, vatandaşın kendi trafiği içerisine koyduğumuz bir üniversite söz konusu değil. Bir de biz de insanlar yan yana geldiği zaman problem üretiyor. Biz de üç insan yan yana geldiği zaman üç tane arabanın park yeri problemi çıkıyor. Konukevinin altında 760 araçlık otoparkımız var. Ne öğrencimiz, ne hocamız, ne de bir başkası aracını götürüp oraya koymak istemiyor. Elinden gelse araba için bu kadar para verdim bunu yatak odasına götürmem lazım diyecek. Mantığı bu. Gidin şimdi yandaki sokağın içerisine güvenlikçi öğrenci herkes bir kaos içinde arabanı oraya bırakabilirsin, bırakamazsın tartışması olabiliyor. Halbuki her şeyi var ama insanlar etrafını tellerle çevirelim, kapısında bir nizamiyesi olsun, orada girmek yasak diyen veya ruhsat kimlik bırakmadan giremezsin kime geldin kardeşim diye soran birisi olsun, içeri girdiği zaman buraya park edemezsin, buraya oturamazsın diyen birisi olsun böyle bir model istiyor. Konuştuğunuzda da bundan rahatsız oluyor. İstiyor ki onun hayatını kural koyan birisi tanzim etsin o da sürekli kuralsızlık yapsın. O kuralsızlığı yapabilmeyi imtiyaz haline getirsin. Bizim temel felsefemiz öğrencilerimizin hep haklı olduğu yönünde. Biz sürekli yetersiziz öğrencilerimiz her zaman haklı. Bu temel bir felsefe. Bunu laf olsun diye söylemiyorum. Öğrencilerimiz her zaman haklı. Onların haksız olduklarını ben söylersem onların inanmaları mümkün değil. Ancak ne zaman ki kendilerinin haksız olduğunu idrak ederler o günden sonra haksız olacaklar. Öbür türlüsünde bir başkası değerlendirmiş olacak. Bir örnek daha vereyim Türkiye’den Almanya’ya gidecek bir uçağa binecektim. Herkes chek in yapıp bekleme salonunun kapısına geldiğinde uçak almaya başladı. Ama insanlar birbirini eziyor sanki uçak bunları bırakıp gidecek, ezdiler birbirlerini. Uçak Düsseldorf’a indi aynı insanlar gittiler oraya polis kabininin karşısına dizildiler. Sıra bile nizami, sarı çizgiden bir adım ileri geçmek yok, aynı insanlar. Bir kuralınız olacak o kuralı ortak yaşamanızı temin etmek maksadıyla siz hissetmiş olacaksınız. O kural herkese eşit uygulanır olacak o kuralın yaptırımları neyse o yaptırımlar da herkese eşit olacak. Bunlardan bir tanesini ihlal ettiğiniz zaman olmaz. Düğmelerden ilkini yanlış iliklemek hikayesi gibi.

‘Bölgeye değer katan marka olduk

ANKARA’YA NEFES OLACAK PROJE

Bizim önemli projelerimizden bir tanesi bizim arkamızda Atatürk Orman Çiftliği’ne (AOÇ) ait bir arazi var. Orası ağaçlandırma, bakım ve rekreasyon maksatlı kullanılmak üzere bize tahsisli. Biz oraya ciddi bir proje yapıyoruz. Üniversitenin ve Ankara halkının kullanımı için piknik amaçlı değil yürüyüş yollarıyla vesaire ağaçlandırmasını, sulamasını, bakımını yapacağımız 120 bin metrekare bir alan. Şehir parkı gibi şu anda düşünüyoruz projeleri hazırlandı. Ankara halkına kazandıracağımız hiç betonu olmayan tamamen doğal bir alan. AOÇ kanununun gerektirdiği özellikler neyse ilgili Tabiat Koruma Kurulu’ndan gerekli izinler alınarak çalışma başladı. Projeyi vermek üzereyiz. Üniversitenin şehre kattığı önemli bir şey olacak. Bizim gerçek bir şehir kampüsü olabilmemiz için burada Başbakanlık lojmanları ve Gazi Anadolu Lisesi gibi iki tane yapılaşma var. O iki yapılaşmada Ankara’nın en pahalı arazisi. Biraz boyutlarımızı aşan bir durum. Böyle projelerimiz var ama bunlar çok maliyetli. Milli Eğitim Bakanlığı buradan vazgeçsin üniversiteye verdik gibi bir yol prosedür yok. TOBB Üniversitesi ancak oraların parasını ödeyerek satın alabilir oraların parasıyla satın alınması demek Ankara dışında üç tane üniversite kurmak demek. Üniversitenin ilerleyen süreçte şu anda stratejik büyümemizde bahsettiğimiz yerler bizim bile olsa şu anda büyüme yok. Biz bir şehir kampüsü olabilmek için bunu hayal ediyoruz. Bizim binalarımıza bakarsanız konuk evi hariç diğer binalarımız şuradaki mevcut mimari özellikleri muhafaza ederek yapılmıştır. Yaptığımız üst geçit dahil. Kullanılan malzemenin mimari dili ortaktır. Bu binaların yerine çok daha yüksek katlı imar sınırlarını sonuna kadar zorlayan binalar da yapabilirdik. Bizim öyle bir yaklaşımımız yok.

‘Bölgeye değer katan marka olduk

GİDECEĞİN YER TOBB ETÜ’DÜR

Türkiye’de üniversite konusunda bir tercih var, bu tercih makro. Bir karar var her ilde bir üniversite olacak. Eğitim hakkının veya yükseköğretimin kolay yapılabilir hale getirilmesiyle alakalı bir proje diyebilirsiniz. Artık Artvinli, Ardahanlı, Vanlı üniversite olmadığı için okuyamadım diye bir gerekçeyle sizin karşınıza çıkamaz. Bir yer ne kadar üniversitedir değildir o ayrı bir konu. Bizim yapmaya çalıştığımız şey şu; Türkiye’de 250 üniversite varsa eğer nitelikli hukuk eğitimi almak istiyorsan onun yeri TOBB ETÜ’dür diyebilmek. 300 tane de üniversite olabilir. Eğer iyi bir doktor olmak istiyorsan o mesleğin etik değerlere bağlı olacak bir insan gibi yetişmek istiyorsan gideceğin yer TOBB ETÜ’dür diyebilmek bizim hedefimiz bu. Bu bir hayal de olabilir ama bizim hedefimiz bu. Şu ana kadar da geldiğimiz nokta itibariyle de doğru yerdeyiz. Bunu diyebilmemiz için eğitimin her türlü bileşenini dikkate alarak bir nitelik ortaya koymanız lazım. Yani bulunduğunuz şehir, fiziki imkanlarımız, akademik kadronuz, öğrenci odaklı davranışınız, bilimsel akademik hayatın verileri açısından hangi noktada olduğunuz. Öğrencinin sorunlarını kolay çözebileceği bir ortam tesis edip etmediğiniz, bilgi kaynaklarına ulaşma konusunda ciddi bir altyapıya sahip olup olmadığınız, bütün bunları bir arada düşündüğünüz zaman ciddi bir yatırım yapmış olmanız lazım. Biz şu anda düşündüğümüz her şeyi de bu pencereden bakarak istiyoruz. Amaçlarımızdan biri 117 tane laboratuvarın bir arada olduğu şu anki maliyetiyle Ankara dışına bir kampüs üniversitesi yapabileceğiniz, o seviyede bir alt yapısı olan, hastanesiyle, tıp eğitimiyle, gerekli laboratuvarlarıyla desteklenmiş bir alt yapı sonrasında temalı bir teknokenti olan, çalışmalarını oraya doğru götüren, öğrencinin kendisini orada yapılan faaliyetin finansmanını sağlayan gibi değerlendirmeyeceği bir ortamı tesis etmek. Bu kolay bir şey değil. Bizim attığımız adımların bu yolla ilişkisi çok sağlam. Biz adım adım bunu yapıyoruz yapmaya da devam ediyoruz.

‘Bölgeye değer katan marka olduk

ÖĞRENCİLERİMİZİN YÜZDE 60’I ANKARA’DAN

TEPAV’ın direktörü aynı zamanda bizim rektör yardımcımız. Biz TEPAV’la esasında iç içeyiz. Ankara başşehir olması hasebiyle kamunun çok sayıda ziyaretçi kabul ettiği bir şehir. Kamunun ziyaretçilerinin onlara bir program yapılırken en hızlı şekilde organize edilerek sivil hayatla tanıştırılabileceği Ankara’da en uygun platform TOBB ETÜ’dür. İçişleri Bakanlığı şu anda beni arayıp ‘yarın Türkiye’ye gelecek olan bir başka devletin bakanına bu sektördeki iş adamlarının bulunacağı bir toplantı organize etmek istiyoruz ‘dediği zaman bunu yarın yapabilecek tek üniversite burası. Bunu net söylüyorum. Bunu kime söylesem yetkili kurulundan karar alacak onunla ilgili bir sürü işlem yapacak. Resmi görüşmelerin olduğu yerde de sivil bir şeyleri söyleyebiliyor olmanız lazım. Burası onu sağlayabiliyor. Öğrencilerimizin Yüzde 60’ı Ankara’da ikamet eden ailelerin çocukları Yüzde 40’ı diğer kentlerden. Ankara biraz daha artmaya başladı. Önceden aşağı yukarı yarı yarıyaydık Ankara’nın biraz payı arttı. Bu ona hangi pencereden baktığınıza bağlı. İyi de diyebilirsiniz. Biz arzu ediyoruz ki Anadolu’nun diğer şehirlerindeki başarılı öğrencilerin geldiği ve nitelikli öğrenim almak isteyenlerin tercih ettiği bir okul olalım. İstanbullu öğrencinin daha yüksek seviyede tercih edebildiği okul İstanbul’a rağmen olma özelliğimizi artırdığımız ölçüde başarılı olacağız. Yoksa Çorum’daki öğrencinin Ankara’ya gelmek istemesi normal bir şey.

KENTSEL DÖNÜŞÜM KADAR SOSYAL DÖNÜŞÜM DE ÖNEMLİ

Ankara’nın Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan başlayıp Ankara Büyükşehir Belediyesi, ilçe belediyeleri hiyerarşisiyle devam eden belli ölçekli planları var. Bu planlarında bir vizyonu ve varsayımları hedefleri var. Bir kurumun böylesine büyük ölçekteki bir yapıya ancak kendisini entegre etmesi mümkündür. Kendisini merkeze koyarak çevresini düzenlemesi gibi bir olay söz konusu değil. Böyle bir planlama süreci Türkiye’de olmadığı için siz gelip bulunduğunuz yere yaptığınızı yapmanıza mani bir hal yoksa onun gerekli izinlerini almak suretiyle bir şeyler yapmaya çalışıyorsunuz. Hepimiz Anadolu’daki yerleşimi biliyoruz. Anadolu’da nedir yaygın bir arazi, insanlar bu yaygın arazi içinde köy dediğimiz bir düzende belli bölgelerde dağınık belli bölgelerde bitişik ikamet edip yaşarlar. Bunlar birbirlerinin çit duvarları sebebiyle kendilerinin köpeklerinin tavuklarının birbirlerinin arazisine bastığı sebeplerle kavga ederler. Davalar açarlar. Biri diğerinin sınır çizgisini beğenmez. Sonuçta 150 kişi 150 dönüm araziye sığmaz. Şimdi siz 150 kişinin aynı kapıdan girdiği yatay yerleşik meselesini çözememiş insanların dikey yerleşik meselesini çözebileceği bir düzene mahkum ediyorsunuz bunun adına da şehirleşme diyorsunuz. Neye dayanarak nüfusun ikamet ettiği yeri şehir kabul ettiğiniz için. Bizim nüfusumuzun yüzde 80-90’ı şehirlerde ikamet ediyor olunca şehirleşme artmış oluyor. Kentsel dönüşüm kadar sosyal dönüşümde önemli. Böyle bir gerçeğimiz var. Bir de Anadolu’nun toprak rantı hala tanımlanmaya devam ediyor. Yönetimler eliyle toprak yoluyla zenginleşme modeli var. Siz bir arsa alıyorsunuz kenarından yol geçerse bir anda zengin oluyorsunuz. Bir bina yapmak istiyorsunuz imarının kat sayılarını 3 değil de 5 yaparlarsa bir anda başka bir adam oluyorsunuz. Böyle bir gelir paylaşım modeli var. Dolayısıyla da o paylaşım modelinin dinamiği o şehir estetiği ve şehirleşmenin sosyal yapısı meselesinin önüne geçiyor.

‘Bölgeye değer katan marka olduk

BÖYLE BİR PROJE İÇİN SİZLERE TEŞEKKÜR EDİYORUM

Bir anlamda kültürle hesap yer değiştiriyor çelişkiyi yaşıyor. Anadolu’nun şehirlerine bakarsanız bir istasyon binasının simgesel görünüşü vardır, oraya yapılmış olan şeker fabrikasının oraya kattığı değer vardır. Oradaki bir Sümerbank fabrikasının bir değeri vardır. Oradaki demir çelik tesisinin oraya götürdüğü bir kültür vardır. Oraya açılan ilk üniversitenin katkısı vardır. Bir askeri garnizonun orada bulunmasının bir etkisi vardır. Şehir hayatıyla bunlar arasında bir etkileşim vardır. Bir kimlik oluşuyor. Şu anda bunların hangisinin diğerinden önemli ya da hangisi diğerini daha çok etkiliyor konusunu konuşacak durumda değiliz. Başka bir yerdeyiz şimdi. Biz İstanbul’da kentsel dönüşüm diyoruz dönüştürdüğümüz yer nereleri 90’lı yıllarda yerel seçim öncesi kurulan gecekonduların tapu tahsis belgesi verilmesi suretiyle daha sonra sahipliğin ihdas edildiği şimdi de kentsel dönüşüm denilerek karşımıza çıkıp kamu kaynaklarının başka bir şekilde harcandığı bir düzenle karşı karşıyayız. İstanbul’a bir günde bir mahallenin ilave edildiği dönemleri hatırlıyorum. Oraları dönüştürüyoruz tamam dönüştürelim ama bu sosyal olayların önüne bir baraj koymak da mümkün değil. Biz sonuçta üniversiteyiz. Biz ne yapabiliriz Türkiye’de iyi nitelikli eğitim verebiliriz. Nitelikli eğitim verdiğimiz için nitelikli bireyin nitelikli akademik kabiliyetin ve nitelikli öğrencinin buraya gelmesini temin edebiliriz. Burayı kuran anlayış vizyon olarak üniversite yapıları dendiği zaman simgesel üniversite yapıları yapabiliriz. Mimarisiyle şehri rahatsız etmeyen çevreyi öyle bi kullanabiliriz ki çevre insan etkileşmesinin güzel örneklerini ortaya koyabiliriz. Böyle bir proje için sizlere de teşekkür ediyorum umarız amacına ulaşır biz de o amaç içerisinde kendimize uygun bir yerde yer almış oluruz. Katkıda bulunmuş oluruz. Bütün arkadaşlarım adına teşekkür ediyorum.

‘Bölgeye değer katan marka olduk

EĞİTİMLE BİRLİKTE STAJ YAPIYORLAR
Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Çiğdem Kırca

Her ne kadar üniversitenin temasına yan hizmet eden bir fakülte olsak bile üniversitenin vizyonu, kurulma amacı, doğrudan nitelikli öğrenci yetiştirme amacı hukuk fakültesi açısından da çok ciddi şekilde kendisini göstermiştir. Hukuk fakültelerinde çok yaygın olan çok fazla öğrenci alım düşüncesinin aksine biz burada 80-100 öğrenciye eğitim veren bir hukuk fakültesi olarak adeta bir istisnayı yaşıyoruz. Bunun çıktıları o kadar değerli ki. Bence tüm hukuk fakültelerinin bu 300-500 öğrenci alalım düşüncesinden kurtulup hukukun ne kadar değerli olduğu düşüncesiyle günümüzde her yerde görülen hukukçularının çok açık zayıf olduğu bir sistemde artık üniversitelerin çoka ihtiyacımız yok. Çok hukukçuya da ihtiyacımız yok. Az öğrenci ama nitelikli öğrenci yetiştirelim anlayışıyla başlamış olması gerekir. Biz bunu yaşıyoruz ve olağanüstü de iyi sonuçlar alıyoruz. Bu sistemi destekleyen doğrudan öğrenciyle bire bir ilgilenebilme bizim alanımızda olağanüstü iyi oldu. Çocukla ilgilenebiliyoruz, gelişimi takip edebiliyoruz. Sınavlarını görebiliyoruz. Bu bizi çok memnun ediyor. Gerçekten iyi öğrenciler yetiştirdiğimizi düşünüyoruz. Ayrıca üniversitenin Ortak Eğitim Sistemi diye bir sistemi var. Aslında mühendislikler için oluşturulmuş ama biz bunu hukuk fakültesi için de yaptık. Daha okurken öğrencileri bürolara gönderdik, mahkemelere gönderdik, Anayasa Mahkemesi’ne gönderdik. Danıştay’a gönderiyoruz Yargıtay’a gönderiyoruz. Bürolarda daha okurken staj yaptırıyoruz. Çocuklar için olağanüstü bir şey bu. Bu gerçekten hukuk için çok aranan bir şeymiş biz de bilmiyornduk. Çünkü mevcut staj sistemi yeterince yeterli değil bunu biliyoruz. Ama biz bunu yeterli kıldık çünkü denetliyoruz. Gerçekten yapıp yapmadıklarını ölçüyoruz. Bu bir ders ciddi bir şekilde not alıyorlar bundan geçebiliyorlar. Böyle olunca öğrenci uygulamayı görüp hevesleniyor hem de çok iyi bir eğitim almasına destek oluyor. Eğitim bu ülkeye hizmet açısından çok önemli fakat bizim az öğrenci sahibi olmamız hukuk klinikleri isimli bir projeyi de yapmamızı sağlıyor.

SİNCAN CEZAEVİ’NDE HUKUK KLİNİKLERİ PROJESİ

Öğrencilerimizle cezaevlerine gittik. Hukuk klinikleri çok ciddi Amerika’da gelişmiş Türkiye’de gittikçe Adalet Bakanlığı da destekliyor çok önemli bir halka hizmet projesidir. Biz öğrencilerimizi 15 günde 3 haftada bir Sincan Cezaevi’ne götürdük. Önce kadınlar kısmına sonra erkekler kısmına da gidildi. Hocalarımızla birlikte öğrenciler gittiler. Oradaki mahkûmların hukuki sorunlarının neler olduğunu aldılar. Geldiler bize hocalarının danışmanlığının eşliğinde bunların neler olduğunu hukuki yardım konusunda cevapları aldılar. Ertesi dönem iki hafta sonra tekrar gittiklerinde o kişilere cevaplarını verdiler. Mahkûmların sordukları şeyler; ‘ceza alır mıyım almaz mıyım’ değil. ‘Acaba İnfaz ne zaman gerçekleşecek, ne zaman çıkacağım, çocuğumun velayeti ile ilgili nasıl bir sorun meydana gelecek, velayetini alabileceğim mi, boşanabilecek miyim’ kredi kartı sorunları gibi sorularla karşılaştık. Faydalı olduğunu düşündüğümüz çok değerli bir projeye destek verdi üniversitemiz.
Hukuk klinikleri hukuk açısından halka hizmet açısından çok önemli bir proje. Bir diğer konu da arabuluculuk sistemi. Türkiye arabuluculukta hızla ilerliyor acaba bu arabuluculuk konusunda nasıl destek oluruz konusunda öğrencilerden de faydalanıyoruz. Bunlar geliştirilebilir. Aslında hukuk fakülteleri klinikleri projeleri öğrenciler vasıtasıyla halka doğrudan ayrıca bir ücret vesaire ödemeksizin yardımcı olma projesidir. Şehre etki katkıda bulunmak açısından önemli bir projedir.

BAŞKENT’TE OLMANIN AVANTAJLARINI YAŞIYORUZ

Bu projeler öğrencilerimizin doğrudan okul bittikten sonra görev almalarını sağlamıyor. Ancak kendilerini gösterebilme olanağını bulunca oradaki kişiler diyorlar ki ‘lütfen gelip benim yanımda çalışın’ hem öğrencinin kendini gösterme olanağını sağlıyor, hem de kişilerin iyi öğrenci bulmasını sağlıyor. Sadece Ankara değil İstanbul’a da gidiyorlar. İstanbul’da da iş teklifleri alıyorlar, yönetici olanlar da var. Hakim olsun Danıştay’da Yargıtay’da çalışsın da diyorlar. Bizim işbirliklerimiz şu anda devam ediyor. Mesela şu anda Danıştay’a 15 kişilik bir grup gidebilecek. Diyor ki Danıştay Başkanı; ‘evet bizim iyi hukukçuya ihtiyacımız var gelsin öğrenciler bizim nasıl işlediğimizi görsünler, dosyalara hakim olsunlar, bunları bize sunsunlar o konuda bilgi notu hazırlasınlar’ istiyor. Anayasa Mahkemesi’ne gidiyordu yakın zamana kadar. Şimdiki olağanüstü durum dolayısıyla ara verildi. Oradakiler de Anayasa Raportörlerinin yanında yardımcı olarak çalışıyorlar. Başkent’te olmanın avantajlarını yaşıyoruz. Bugün avukat olarak Anayasa Mahkemesi’nin kapısından kolay kolay içeri giremezsiniz. Bizim öğrencimiz daha okurken orada birlikte çalışıyor. Bunu bizim yapabilmemizin nedeni 80-100 öğrenciye sahip olmamız, biz bunu 200-300 öğrenciyle yapamayız. Bu üniversitenin bize ve hukuka vermiş olduğu destek iyi eğitim almasını sağlamasıdır. Dolayısıyla üniversiteye minnettarız.

EN ÖNEMLİ EKSİKLİK MEVZUAT

Türkiye’nin öteden beri bir kentleşme sorunu var. Ancak mesela bu sorunun neden olduğuna ilişkin araştırmaları biz bütün olarak kapsamlı yapıyor muyuz. Gerçekten hepimiz böyle yaşamayı istediğimiz için mi böyleyiz. Avrupalardakiler gibi ya da başka bir kentsel yaşamda olmayı istiyor muyuz da buna ilişkin yolları bulamıyoruz. Eğer sizin böyle bir öncülüğünüz varsa böyle bir karar verdikten sonra bunun çok önemli ayağının mevzuat eksikliği olduğunu görüyoruz. Mevzuatları oluştururken Avrupa örneğini aldık ve tamamen oradaki sistemi alıp buraya getirdik. Bir yerde hatamız var. en önemli hatasının da aslında önce karar verdikten sonra mevzuatta olduğunu düşünüyorum. Nasıl oluyor da o bir rakam (emsal artışları) değiştiriliyor da kaç katına çıkıyor. Neden Avrupa ülkelerinde bu mümkün değil de veyahut Amerika’da bu mümkün değil de biz de böyle. Onlar çok mu bundan rant elde etmeyen insanlarla dolu. Yoksa devletin müdahale etmesi gerektiği yerde biz bir şeyi eksik mi bıraktık. İnsanların bu rantı sağlamasına izin mi verdik. Bir toplum olarak izin vermedik. Sebebi ne araştırması birlikte yapılmalı, bunda da çok ciddi şekilde hukuka ihtiyacımız var.

‘Bölgeye değer katan marka olduk

ÖNCELİK İHTİYAÇLARA YÖNELİK ÜRETİM
Sosyal Politikalar Uygulama ve Araştırma Merkezi Direktörü Prof. Dr. Serdar Sayan

Ankara’daki üniversiteler Denizli’nin Pamukkale Üniversitesi gibi Eskişehir’in Anadolu Üniversitesi gibi bir üniversiteler değil. Daha küçük o ilin hayatında çok görünür olduğu bir üniversite burada yok. Olmamasının doğal nedeni Ankara çok büyük. Çok üniversite, çok öğrenci var ama Ankara’da öğrenci nüfusu yüzde 5 gibi. Denizli Üniversitesi’nde bir araştırma yapılacağı zaman tekstilcilere bir araştırma yapalım diye yola çıkılıyor ama Ankara’daki bütün üniversiteler için söylüyorum burada öyle bir şey yok. Ankara’daki bütün üniversitelerin araştırma odaklı olanlarının araştırma hedefleri öncelikle Türkiye’nin ihtiyaçlarına yönelik veya evrensel ihtiyaçlara yönelik bir şeyler üretmek. Bizim de o yönde bir şeylerimiz var. Adem hocanın bahsettiği Teknoloji Merkezi’nde Türkiye’nin en büyük tribünleri araştırmaları yapılıyor. Biyomedikal alanında araştırmalar var, bunlar Ankara ile ilgili bir şey değil. Ankara ile ilgili ne var; bizim tasarım bölümünde Aydın hocamız var vagon tasarladı. O vagonlar ASELSAN’la ortak tasarlandı, öncelikle muhtemel Ankara’da kullanılacak, İstanbul’da da kullanılamaz diye bir şey yok. Sadece Ankara’yı değil büyük düşünüyoruz ama bu Ankara’yı ihmal etme anlamında değil. İş dünyasının üniversitesiyiz. Kurucuların kafasındaki düşüncelerden biri; özel sektöre iyi eleman yetiştirmek. Ama bizim öğrencilerimizin büyük bölümü Ankara’da olmanın getirdiği avantaj mı dersiniz dezavantaj mı dersiniz önemli bir bölümü kamuda çalışmayı istiyor. Bu stajlara rağmen böyle düşünceleri var. KPSS’de 20 dalda birinci olan bizim öğrencimiz. Mezunlarımız KPSS’ye giriyorlar ciddi olarak hazırlanıyorlar. Kamuyla işbirliğimiz bunlarla sınırlı değil.

TÜRKİYE’NİN SANAYİ POLİTİKASI DOKÜMANI

TEPAV’da Türkiye’nin sanayi politikası dokümanını hazırladık. İçinde Ankara da var. Türkiye çapında dış ticaretle ilgili çok sayıda çalışma hazırladık. Ben kişisel olarak Ekonomi Bakanlığı’na danışmanlık yaptım. TEPAV’la birlikte Türkiye’nin iç ve dış ticarette öncelikleri nelerdir, onları saptadık. Kamu politikalarını nasıl daha verilere dayalı daha akılcı bir şekilde yürütebiliriz konusunda bakanlıklarla da çok yakın işbirliğinde projeler yapıyoruz. Raporlar hazırlıyoruz. TOBB’un şöyle bir avantajı var; TEPAV gibi bir vakfı başka üniversitede kursaydınız benzer araştırmalar yapabilirdi belki ama bu kadar etkili olmazdı. Arkasında TOBB’un olması, TEPAV’ın ürettiği veriye analize dayalı politika önermelerini seslendirmesini ve seslendirdiğinde dinlenmesini sağlıyor. Bu çok önemli bir avantaj. Ben aynı zamanda Sosyal Politikalar Uygulama ve Araştırma Merkezi (SPM) var onun da direktörüyüm. Türkiye’de işsizlik rakamlarını önceden tahmin eden tek kuruluşuz. Çok büyük doğruluk payıyla tahmin ediyoruz. Basın her ay biz tahminlerimizi açıkladığımızda bize dönüyor. Hatta Dünya Gazetesi’nde ‘TÜİK’i beklemeyin SPM’nin tahminlerine göre işinizi yapabilirsiniz’ diye manşet atıldı. Biz Amerika’da olsaydık bu tahminlerle çok zengin olurduk. Ama burada bazen tahminlere göre politika yapılmıyor. UMEM diye 5 yıllık TOBB’un, bizim üniversitenin, İŞKUR, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve MEB’in ortak olduğu çok büyük bir proje yapıldı. Üniversite konsorsiyum ortaklarından birisiydi. Bunun araştırma ayağını yürütmekle yükümlüydü. Meslek kazandırma, uzmanlaşmış meslek edindirme projesi.

SANAYİDE ÇALIŞMAYA İSTEKSİZLİK VAR

Türkiye’de ilk defa işverenlerin ihtiyaçlarının saptanması, odalar kanalıyla her ilde ne kadar ara eleman sıkıntısı var buna bakıldı. Ara eleman sıkıntısı Türkiye’nin en ciddi problemlerinden biri. Bir tarafta 3 milyona yakın işsizlik var ama bakıyorsunuz diğer tarafta CNC operatörü arayan işletmeler çalıştıracak eleman bulamıyor. Su altı kaynakçısı arayan işletmeler eleman bulamıyor. Sanayide çalışmaya genellikle bir isteksizlik var. İşsizler bir tarafta dururken diğer tarafta doldurulamayan pozisyonlar var. Projenin amacı iki ihtiyacı birleştirerek çalışma yapmaktı. Kurslar, illerden odalar kanalıyla gelen talepler doğrultusunda oluşturuldu. Kayseri’de kaç tane CNC operatörüne ihtiyaç varsa İŞKUR’a kayıtlı ne kadar işsiz varsa o kadar kişinin devam edeceği kurs açılıyor. Kursiyerlerin cebine günlük belli bir harçlık konuluyor, toplamda asgari ücrete yakın bir miktar alıyorlar. Kurs ücretsiz. Yol parasını yemek parasını vesaire karşılasınlar diye artı sağlık sigortası da yapılıyor. İyi tarafı da sonunda zaten talep üzerine açılan kurs olduğu için işe yerleştirme süreci gerçekleşiyor. Bu projeyi yürüttük. Ankara da bu illerden birisiydi. Ankara Sanayi Odası (ASO) ile işbirliğimiz var. Odalar zaten Türkiye’nin her yerinde üstlendiler. Dolayısıyla UMEM gibi o çapta Türkiye’nin bu kadar büyük bir sorununa çözüm sağlamak üzerine sadece akademik araştırma da değil bu kadar somut ihtiyacına çözüm sağlam için bizzat üniversite, 5 ortaktan biri olarak rol aldı.

‘Bölgeye değer katan marka olduk

SİTELER’DE KAYITDIŞI İSTİHDAM ARAŞTIRMASI

Yine TEPAV ve SPM olarak Ankara Kalkınma Ajansı desteğiyle Ankara’da girişimciliği geliştirme projesi yaptık. Ankara Ticaret Odası’yla (ATO) ortak girişimcilik eğitimi verdik. Bu girişimcilik eğitimini alan gençlerimizden bazıları ulusal ve uluslararası yarışmalarda birincilikler, patent aldılar. Üretiyorlar, biyoteknoloji alanında buluşlar yaptılar. SPM olarak SGK ile işbirliği yapıyoruz. Kayıt dışı istihdamı önlemenin yolları üzerinde Türkiye çapında bir projeyi yeni bitirdik. Türkiye’nin çeşitli yerlerinde kayıt dışı istihdamın yoğun olduğu sektörlerde, yoğun olduğu illerde araştırmalar yapıldı. Mesela Ankara da Siteler mobilya sektöründe kayıt dışılığın yoğun olduğu Bursa da da İnegöl seçildi. Nedenlerinin ve çözüm yollarının araştırılması için seçildi. Onun dışında Teknopark kuruluyor, kurulma aşamasında. Ankara Silikon Vadisi fikri var. Uzun zamandır gündemde olan bir şey. Biz direkt Eskişehir yolu üzerinde değiliz ama bu üniversite hattını tamamlayıcı bir etkeni var. Savunma sanayiine yönelik araştırmaların parçası olmak istiyoruz. Ankara’nın iki alanı var sanayiye yönelik, savunma sanayinin konsantre olduğu Türk silikon vadisi projesi olursa buraya gelirse katkı sağlarız. Bir ara İzmit’e ibre döndü ama şu anda kesin değil ortada.

‘Bölgeye değer katan marka olduk

ÖNERDİKLERİMİZ YÖNETMELİKLERE GİRİYOR

UMEM projesinde hangi üniversiteye verelim diye bakılmadı bu konsorsiyumda bakalım hangi üniversitede kapasite var araştıralım seçelim denmedi. TOBB ETÜ yapsın bu işi doğrudan dendi. Burada da hemen mobilize olma, hem bürokrasiyle hem de iş dünyasıyla işbirliği olan buna benzer rolü olan başka bir üniversite sadece Ankara’da değil Türkiye’de yok. Başka illerde de oda üniversiteleri var ama burasının Ankara’da TOBB’un üniversitesi olmasının getirdiği benzersiz bir rolü var. Hem iş dünyasıyla hem bürokrasiyle bu kadar yakından dirsek teması içinde olmanın başka yolu da yok. Hem Ankara’da olacaksınız hem de TOBB’un üniversitesi olacaksınız. İzmir’de var İzmir Ticaret Odası var ama bürokrasi orada değil. İzmir’in yerel iş dünyasıyla iç içe ama Konya’da da var bir oda üniversitesi ama Ankara’da değiller. İş dünyasının üniversitesi olma ayağı dünyada da yok. İş dünyasının üniversitesi olma ve aynı zamanda bürokrasiyle bu kadar somut katkıda bulunma açısından dünyada da benzersiz bir rolü olduğunu düşünüyorum. Dünyada başka üniversitelerde de çalıştım. Buna benzer veriye dayalı politika önerilerini yaparsınız ihracat teşviklerini nasıl tasarlamanız gerektiğini başka üniversitenin raporu olarak da hazırlayabilirsiniz ama o raporun bakanlığın rafında kalma olasılığı daha yüksek. Burada yaptığınız zaman sizi dinliyorlar. Bizzat şahit oldum önerdiğimiz şeylerin bir yönetmeliğe, kanuna vesaire dahil edilip yürürlüğe konulduğunu görmek yaptığınız işin keyifli yanı aslında. Ankara odaklı olanlar da vardı ama büyük çoğunluğu Türkiye odaklı şeyler tabi Ankara’ya da katkı sağlıyor.

 

BU KADAR YAKINLIĞA RAĞMEN ÇOK KOPUĞUZ

Eskişehir Yolu ekseninde planlanmadan yapılmasına rağmen oluşan üniversite aksları bence büyük şans. Potansiyelinden yeterince yararlanılmayan şans. Silikon Vadisi mesela çok yapılamadı ama yapılabilecek şeyler var. Benim kişisel hayalim vizyonum bütün üniversitelerden geçen bir minibüs ringinin kurulması. Biz çok kopuğuz. Gün boyunca buradan başlayacak Çankaya Üniversitesi’ne kadar bütün üniversitelerde durak yaparak kütüphanelerin, laboratuvarların ortak kullanılmasını sağlayacak bir şey. Bunu kim yapar bilmiyorum ama bu kadar yakınlığa rağmen çok kopuğuz. Şöyle bir espri var; ‘bu aks üzerinde görev yapan meslektaşlarımızla yurtdışında karşılaşıyoruz genellikle.’ Burada görüşemiyoruz büyük kent hayatında. Ankara’nın Eskişehir Denizli değil ama büyük kentlerde olduğu gibi hem avantajları hem dezavantajları var. Kaliteli sağlık hizmetlerine, kaliteli eğitime, kaliteli operaya, sinemaya sahip. SPM olarak gelişmişlik endeksi iller bazında yapıyoruz. Ankara birinci çıktı. En son açıkladığımız rapor. İnsani gelişmişlik endeksi farklı kriterlere göre hesaplanmış farklı indekslere birleşmiş milletlerin metodolojisine göre hazırlıyoruz ama farklı indekslerle de hesaplandığında Ankara iyi çıktı. Büyükşehir’in sağladığı olanaklar var ama onlar için de bir bedel ödemeniz lazım. Trabzon’a bir futbolcu çekmek mi İstanbul’a çekmek mi durumunda ikisinin de avantajları var.

ANADOLU’NUN HER YERİNDEN ÖĞRENCİ ALIYORUZ

Taşradan gelen çocuklar büyükşehri üniversiteye geldiğinde görüyor. Birçoğu büyükşehire geldiğinde kalıyor ama dönüyorsa öğrendiklerini biraz kendi ilinde, ilçesinde de uygulamasını bekliyoruz. Ankara’ya geldiklerinde çok da kentleşme anlamında geri dönerlerse iyi şeyler öğrenmiş olmuyorlar. Bizim üniversitenin de ilginç bir şeyi var. Bilkent’ten filan farklı olarak Anadolu’nun her yerinden öğrenci alıyoruz. Bilkent’ten daha heterojen mesela. Ankara dışından gelen öğrencilerin dağılımı başka birçok üniversiteden daha fazla. Gazi de de dışarıdan çok öğrenci var ama çoğunluğu İç Anadolu bölgesinden. Odalar networkünün bir avantajı bu. Odalara gittiğinde TOBB ETÜ afişlerini görüyorsunuz. Kentleşme anlamında güzel bir şehir olsaydı bu Ankara için bir avantaj da olabilirdi. Ben onun etkisini de gördüm Anadolu’da AVM’lere gittiğinizde bilmeseniz nerede olduğunu İstanbul’da mı Ankara’da mı bilmiyorsunuz başka şekilde olmuyorsa hepsi birbirine yakınsıyor bunları.

‘Bölgeye değer katan marka olduk

YAKLAŞIMINIZ BANA ÇOK ÖNEMLİ GELDİ
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İhsan Sezal

Aynı zamanda sosyoloğum. Sizin yaklaşımınız bana çok önemli geldi. İhmal edilmiş bir temayı ele almış oluyorsunuz. Şehirleşme, Türkiye’nin kalkınmasının en zor, sorunlu alanlarından birisi. Şehirleşmenin Türkiye’de geçirdiği güzergaha baktığımızda çok farklı gelişmeler görüyoruz. Bir defa Türkiye şehir kavramıyla sorunlar yaşıyor. Şehir nedir şehir dediğimiz zaman neyi kast ediyoruz. Şehir ayrı, şehirleşme ayrı. 1990’lara gelince baktığımızda Türkiye’de her anlamda köyleşen şehirler görüyoruz. İstihdam anlamında, eğitim anlamında köyleşen şehirler, sembolü de gecekondular. Özellikle 2000 sonrasına baktığımızda da bir bakıma şehirleşmeye çalışan şehirler görüyoruz. Burada da baktığımızda semboller gecekondular değil beton kondular. 2000’lere gelinceye kadar Çukurambar’ın durumu mesela. O yıllarda Ufuk Üniversitesi’nde ders veriyordum. Çocuklara kalkıp pencereden bakın dediğimde orada çoğu gecekondular bir iki tane gökdelen yükselmeye başlamıştı. Tam bir Türkiye şehirleşmesinin panorası, göstergesi. Ankara’da dahil olmak üzere hatta İstanbul için de söylenebilir Türkiye kimliği olmayan şehirlerle karşı karşıya. Boyuna değişmeler söz konusu. Ankara Cumhuriyet tarihi boyunca üç herhalde, dördüncü yıkılıp yeniden yapılanmayı yaşıyor. Öyle bir süreci yaşadık.

BAZI GENÇLER ŞEHİR MERKEZİNİ BİLMİYOR

Ankara’nın eski Bahçelievler’i kalmadı, Aydınlıkevler’i kalmadı, diğer Gaziosmanpaşa’sı kalmadı. Farklı bir dönüşümü yaşıyor. Bu dönüşüme baktığımızda sanki şehirden de uzaklaşıyoruz. Şehre dönüp baktığımızda neredeyse çocuklarımız AVM, kampüs okulları, site şehirler arasında hayatını geçirmeye başladı. Benim bildiğim bazı gençler var Kızılay’ı şehir merkezini bilmiyorlar. Çünkü yaşadıkları yerler AVM, site ve kampüs okulları. Kampüs okulları da bir yerde sorun olmaya başladı. Kampüs kavramı da zaten şehirden uzaklaşmayı getiriyor. Bunu bir bakıma kıran biziz. Hakikaten hocalarımızın da belirttiği gibi ortak eğitim, bizi bundan kurtarıyor bir yerde. Bizim öğrencilerimiz ortak eğitimde kendilerini şehir ortamında ve iş ortamının içinde buluyorlar. Ama genel olarak baktığımızda şehirlerimiz sorunlu şehirler. Sizin Hürriyet olarak bu konuya eğilmeniz hakikaten ilgi çekici ve yerinde bir şey. Son zamanlarda hatta şunu derdim; Ankara’nın en büyük gazeteleri Ankara ilavesi veriyorlar ama Ankara ile ilgili bir şey yok. Hürriyet son zamanlarda biraz sorunlarla ilgilenmeye başladı. Öyle ki Ankara’nın göbeğinin de hafif bir yağmur yağdığında meclisin önü bile göl haline dönüşüyor. Bütün bunları düşündüğümüzde yaklaşımınız çok güzel bir yaklaşım. Bizim üniversite, fakülte ve kişisel olarak da bunlara katkılarımız olabilir. Bu konu üzerinde durmanız çok güzel bir şey.

‘Bölgeye değer katan marka olduk

EĞİTİM PRATİKLERİYLE YÖNETİM PRATİKLERİ KESİŞMELİ
Mimarlık Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tayyibe Nur Çağlar

Bizim mimarlık bölümümüz üniversitenin en genç bölümlerinden birisi, ilk defa geçen sene mezun verdik. Şu anda da 200 kadar eğitim görmekte olan öğrencimiz var. Farkımız, gururlandığımız diğer üniversitelerle olan farkından kaynaklanıyor. Onun dışında bizim ders programımız itibarıyla genel olarak ortaya koyduğumuz eğitim biraz farklı. Kentle olan ilişkimiz konusuna gelince zaten kent olmazsa mimarlık olmaz. Mimarlık kentte yapılır. Mimarlar yoksa da kent olamaz. Galiba en önemli sıkıntımız eğitim pratiklerimizle yönetim ve uygulama pratiklerimizin asla hiç bir koşulda kesişememesinden kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Çünkü ne olursa olsun yerel yönetimler özellikle bu konuda hiçbir şekilde üniversitenin bilgi birikimine başvurmazlar. Nedense bunu yapmak istemezler. Biz özellikle bunu belirtmek için girişimlerde bulunuruz ama kentler üzerinde herkesin bir çeşit planlama hakkı vardır. Bu planlamalar çok büyük ilişkiler yumağıdır. Çok katmanlı ve karmaşık. Hepimizin bildiği gibi ekonomik, psikolojik, sosyal, çevre kirliliğini de ilgilendiren, trafiği de var bunun gibi katmanlar. Bu katmanlar içerisinde kentin mekânsal gelişimi daima göz ardı edilir, hiçbir önemi yoktur. Üniversitelerin arasına hangi dolmuş hattını koyarsak koyalım bir öğrencimizin karşıdaki yola yürüyerek geçme şansı yok. Bu mekânsal ve eylemsel sürekliliğin tasarlanmadığı durumda ne yaparsak yapalım biz elimizdeki telefonlarla sosyalleşmek zorunda kalacağız. Başka türlü birbirimize ulaşma şansımız yok. Biz ne yapıyoruz da sorun ortaya çıkıyor. Biz bunun doğru olanını eğitim ortamımızda tartışmaya çalışıyoruz. Ama hiçbir şekilde karşılığını, örneğini kentte öğrenciye gösterme şansımız yok. Yine de en azından farkındalığını yaratmak üzere gündemdeki başlıca konuları ,şu anda kentin gündeminde bizce en önemli olduğunu düşündüğümüz özellikle de mekânsal ilişkiler yönetimi, mekânsal düzeyde yürütmeyi gerektiren konuları dikkate alıp stüdyolarımızda işleriz.

ESKİ KENT PLANI NASIL KORUNUR BİLMİYORUZ

Ortaya çıkan sonuçlarda da; öğrenciler Ankara’yla olan ilişkisini kurar, Ankara dışından da gelmiş olsa Ankaralı da olsa aslında Ankara’yı tanımaz. Öğrenci mimar gözüyle tanımaz ve bilmez. Hocalarımın bahsettiği gibi gitmediği aileler tarafından yollanmadığı bölgeler vardır. Dolayısıyla biraz daha steril yaşantıların içerisinde olmaya zorlanırlar ama kent yaşantısında bütündür. Aslında mimarlık senaryoları da hep bu yaşantı üzerinedir. Biz de stüdyolarımız da bunları işliyoruz. İşlerken mimarlık gelecekte veya geçmişte yapılmaz bugün yapılır. Bu benim hem geçmişe hem de geleceğe yeni bakışlar, yeni davranışlar, yeni anlayışlar kazandırmamı sağlar. Çünkü problemi bugünün üzerinden tespit ederim ama geçmişteki kökleri de araştırırım, geleceğe yönelik projeksiyonlara da değer veririm. Ankara için şu anda konuşulan diğer okullarda da sıkça dile getirilmiştir. Şu anda yürürlükte olan birden fazla planımız var. Seneler önce ben de bir mimarlık dergisinde sözünü etmiştim. Biz kent planının eskisi nasıl korunur bilmiyoruz. Yürürlüktekiler nasıl yenilenir onu da bilmiyoruz. Mevcut beş tane planın çakışmaları ve birbirleriyle ortaya çıkan gerilimleri nasıl çözülür onu da bilmiyoruz. Bu pratikleri yaparak bilebiliriz aslında ama bu konuda da fırsatımızın olması gerekir. Bütün bu fırsatlar üzerine biz eğitim alanımızda kafa yormaya devam ediyoruz. Umarım bir gün yetkililerle, yerel yönetimlere, karar vericilere ulaşma şansımız olabilir. Okulda, bölümümüzdeki uzmanlık alanlarımızdan bir tanesi Avrupa’daki mimarlık eğitimi üzerinedir. Bu mimarlık eğitimimden geri kalmamak, kopmamak üzerinde çok çalışma yapıyoruz. Umut her zaman var. Umudumuz olmasa bunca çalışma yapmayız. Mimarlık bölümünün öğrencileri o kadar sosyo kültürel, entelektüel profilleri o kadar yüksek öğrenciler ki onlardan umutlanmamak da mümkün değil. Zaman zaman hatta biz umudumuzun tükendiği yerde bize motivasyon kaynağı oluyorlar. Ben de onlarla gerçekten gurur duyuyorum bu bakımdan da umudum hep taze. Böyle bir çalışmayı başlattığınız için size teşekküre ediyorum çok yararlı olacağını düşünüyorum.

‘Bölgeye değer katan marka olduk

ÜNİVERSİTEMİZİN ANKARA’YA KATTIĞI HİZMET İSTİHDAM
Öğrenci Konseyi Başkanı Mehmet Fatih Gürbüz

Ortak eğitim sayesinde öğrenciler yüzde 60 iş teklifi alıyorlar. Üniversitemizin yaptığı araştırmaya göre aynı zamanda bizim öğrencilerimizin bir ay içerisinde işe başlama oranı da yüzde 33.8’miş. TÜİK Kasım 2016 verilerine göre Türkiye’de işsizliğe bakarsak yüzde 12.1, genç nüfusun işsizliği ise yüzde 22.6’larda. Biraz daha detaya inince bu genç nüfus 15 -26 yaş arası bunların ilkokul mezunları yaklaşık yüzde 8 oranında bir işsizliğe sahip. Bunların üniversite mezunları yüzde 40’a kadar çıkıyor. Bizim üniversitemizin Ankara’ya, topluma kattığı hizmet istihdamdır. Öğrencilerimiz staja gittiklerinde hangi sektörde çalışacaklarını daha rahat görebiliyorlar. Üç tane staj yapıp tecrübe ediniyorlar. Çıktıktan sonra bir adım önde başlayabiliyorlar. ‘Ne iş yapacağım, ne yapacağım şuraya mı başvursam’ diye düşünmüyorlar. KPSS’ye giren çok sayıda arkadaşımız var. Toplamda 6 milyon kişi başvurmuş KPSS’ye Çok ciddi bir oran. ‘Devlete kapak atmak’ gibi bir kavram var bundan dolayı da böyle bir algı oluşmuş olabilir. Ben mesela big four diye denetim danışmanlık firmaları var kariyerime orada başlamak istiyorum. Staj başvurularımı yaptım gideceğim. Daha sonra kariyerime orada devam etmek istiyorum. Bu üniversitenin bana kattığı ben gelmeden önce big four diye bir şey bilmiyordum. Bazı arkadaşlarımla da konuşuyorum gerçekten abes olacak Bilkent’teki arkadaşlarım da bilmiyor. Tabi ki genelleme doğru olmaz. Bu fırsatı yılda 3-5 kişi alıyor ben burada eğitim yapıyor olmasaydım, ben bu okulda okumasaydım böyle bir şansım olamayacaktı. Bırakın staj yapmayı iş başvurusunda bile 8 mülakatları var. Kesin birinden birinde beni eleyeceklerdi. Şehirleşme ve altyapıdan bahsettik. Ben bir yıl İzmir’de yaşadım inanın Ankara İzmir’e göre altyapı konusunda çok daha gelişmiş. Hafif bir yağmur yağınca birinci kattaki dükkanların hepsi raflarını kaldırıyordu. Barınma, ulaşım diyoruz aslında büyük şehirlerin genel sorunları. Ankara’daki üniversite mezunları istihdam edildikten sonra kendim iyi bir işte başlarsam iyi bir rakam alırsam kendi yaşam standardımı zaten geliştiririm. Tüm mezunlar daha çok insan daha çok istihdam edilsin, insanlar daha iyi şartlarda çalıştıktan sonra daha iyi yaşam standartlarını geliştirecekler dolayısıyla şehirde gelişecek.

‘Bölgeye değer katan marka olduk


TÜRKİYE’DE EN YÜKSEK PUANLA ALAN BÖLÜM
Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Osman Erol

Üniversitemizin temel değer açısından baktığımız zaman üç temel değeri var; Bunlardan bir tanesi girişimcilik, diğeri yenilikçilik bir diğeri de araştırma. Biz öğrencilerimizi bu üç temel değere sahip olacak bir misyonla, vizyonla yetiştiriyoruz. Biyomedikal mühendisliği bölüm başkanı olarak bakacak olursak en yeni üniversitelerden birisi olmasına rağmen şu anda Türkiye’de en yüksek puanla biyomedikal mühendisliği bölümleri üzerine alan bölüm bizimkisi. İstanbul’daki üniversitelerde bulunan biyomedikal mühendisliği bölümleri, puanlarını ya da Ankara’dakileri dikkate aldığınızda devlet üniversitesine karşılık yüzde 50 burslu statüsünde okumayı tercih ediyor. Devlet üniversitesinde bedavaya okuyabilecekken öğrenci yüzde 50 para fazla verip burada okumayı tercih ediyor. Bu altyapımızın iyi olmasından, öğretim üyesi kadromuzun çok iyi olmasından ve üniversitemizin ona sağlayacağı gelecek açısından çok önemli. Şöyle düşünün; 40 öğrenciniz var bu 40 öğrencinizin 12’sini Amerika, Avustralya, Almanya gibi birçok yere 3.5 ay süreyle büyük üniversiteler dahil olmak kaydıyla araştırma laboratuvarlarına ortak eğitime gönderiyorsunuz. Bu yine üniversitemizin altyapısının ne kadar güçlü olduğunun bir göstergesi. Biz Ankara’ya ne katıyoruz diye baktığımızda bölüm olarak söyleyelim bizim her hocamızın bir projesi var. Hem sanayi ile iç içe hem bilimsel anlamda iç içe. Yetiştirdiğimiz öğrenciler de bugün birçok şirkette çalışıyorlar. Enstitü olarak baktığımızda; doktora programından mezun olan öğrencilerin kalitesi diğer fakültelerden kabul edilebilirliği ile ölçülür. Ulusal ve uluslararası düzeyde yetiştirdiğiniz doktora adayları önemlidir, çünkü doktora akademisyenliğin temel şartıdır.

‘Bölgeye değer katan marka olduk

SAVUNMA SANAYİİNDE ÖNEMLİ PROTOKOLLER

Mezunlarımızın yüzde 50’si diğer üniversitelerde akademisyen olarak görev yapıyor. Bu önemli kriterdir. Diğer taraftan gerek savunma sanayi şirketleriyle SAYP protokolü olarak uyguladığımız protokoller ROKETSAN, HAVELSAN, ASELSAN, FNSS gibi büyük sanayi şirketleriyle imzaladığımız protokoller çerçevesinde savunma sanayiine araştırmacı yetiştiriyoruz. Bizim yüksek lisans ve doktora öğrencilerimizden birçoğu büyük savunma şirketlerinde ve sağlık alandaki şirketlerde çalışıyorlar. Sağlık alanında özellikle sağlık teknolojilerinin yenileştirilmesi konusunda hem Sağlık Bakanlığı ile ortak birçok komisyonlarda görev yapıyoruz. Hem de sağlık teknolojilerinin yenileştirilmesi ile ilgili hem üniversite öğretim üyeleri hem de sanayilerle birlikte ortak yürüttüğümüz projeler var. Danışmanlığını yaptığımız projeler var. Bu açıdan baktığımız zaman üniversitenin bilim sanayi teknoloji anlamında Ankara’ya kattığı değerler hızla üniversitenin yaşıyla daha büyük oranda gelişiyor.

‘Bölgeye değer katan marka olduk

VAR OLUŞUMUZ KENTE BİR KATKI
Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Müge Bozdayı

Şehir üniversitesi ve kampüs üniversitesinin avantaj ve dezavantajlarını bünyesinde yaşayan bir üniversiteyiz. Bu pozisyon bize kendi alanım adına çok ciddi bir olanak yaratıyor. Çünkü sanat, mimarlık, tasarım bir kenti kent yapan, kentli, kent tariflerinin içini dolduran, bütün eylem ve etkinlikleri tarif eden en azından bunun fiziksel koşullarını, kültürel koşullarını takip eden bir eylemler ve etkinlikler bütünü. Ankara bu anlamda çok özel. Bizim üzerimize büyük bir yük düşüyor, bunu yerine getirmeye çalışıyoruz. Bizim üniversitemizin özel bir konumundan dolayı kültürel katkı yaratmak adına Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi zaten var oluşuyla kente bir katkı yaratır. Yaptığı etkinliklerle, bu tür etkinliklere ev sahipliği yaparak bunların daha yaygın bir şekilde oluşup yayılmasını sağlayarak bu anlamda önemli bir pozisyonumuz var. Ama diğer bütün anlatılanlarla birlikte düşünmenizi rica ediyorum. Hem sanat, hem tasarım, hem mimarlık alanlarında katkı yaratacak proje çalışmaları yürütüyoruz.

ENGELLİ ÇOCUKLARA KENT YAŞAM PROJESİ

Her bölümün kendi alanından fiziksel ve görsel çevreye katkı yaratacak çalışmalar yürütüyoruz. Öğrencilerimizin bu ortak eğitim modeli sayesinde aslında çok büyük avantajları var. Kentin, kentlilik yaşantısına dair de hem kazanımları hem katkıları oluyor bu da önemli bir pozisyon diye düşünüyorum. Yaşantıya dahil olmak, kültürel etkinliklere dahil olmak bu anlamda çok önemli. Pozisyonumuz da bu anlamda çok değerli. Bütün bunları yapıyoruz, konuşuyoruz, düşünüyoruz burada yapılan her şeyle ilgili çalışmalar var. Var olan sorunlar da çözülmeyen, bilinmeyen sorunlar değil. Bu noktada daha çok ses getirecek işler peşine düşmek gerekir. Sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği yapıyoruz. Mesela engelli çocukların kent yaşamına katılabilmesi ile ilgili proje çalışması başlatıyoruz. Küçük küçük projeler olabilir. Sağlık parkları ile ilgili çalışmalar yürüyor. Şeker fabrikalarının kentsel tarihleri kültürel geçmişleri ile ilgili çalışmalar yapılıyor.

‘Bölgeye değer katan marka olduk

ANKARA TIP ALANINDA EN DONANIMLI ŞEHİR
Tıp Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr. Ediz Demirpençe

Tıp fakültesi olarak üniversitenin en yeni kurulan fakültesiyiz. Tıp alanında Ankara Türkiye’nin en donanımlı şehri. En iyi tıp fakülteleri Ankara’da. En iyi sağlık hizmetinin de Ankara’da verildiğini söyleyebiliriz. Biz de bu üniversiteye katılmış olmaktan dolayı çok mutluyuz. Öğretim üyelerimiz genellikle Ankara’nın büyük tıp fakültelerinden gelen öğretim üyeleri. Oralarda artık başaramadıklarımız bir takım şeyleri yapmak için geldik. Üniversite bize bu ortamı sağladı. En önemli farkımızın az sayıda öğrenci kontenjanımız olduğunu düşünüyoruz. Bizim kontenjan sayımız 40. Ben de Ankara’nın en büyük, en iyi sayılan tıp fakültesinde 25 yıl çalıştıktan sonra geldim. Orada bizi en çok üzen öğrenci sayısı nedeniyle istediğimizi yapamamaktı. Burada tıp fakültesi dekanı olarak bütün öğrencileri tanıdığımı söyleyebilirim. İsmen hepsine ismiyle hitap edebiliyorum. Okul durumları nedir takip edebiliyorum. Bütün sorunlarıyla ilgileniyoruz, velilerle irtibat kurabiliyoruz. Bütün bunlar çok önemli. Eğitim müfredatımızda da tıp etiği eğitimine çok önem veriyoruz. Kadromuz diğer tıp fakültelerine göre kısıtlı olmasına rağmen tıp tarihi etik ana bilim dalını kurduk, hocamız var.

‘Bölgeye değer katan marka olduk

MESLEKSEL BECERİ LABORATUVARI KURDUK

Hacettepe’de bile yıllar sonra yapılmış olan bir şeydi. Yoğun da bir etik eğitimimiz var. Onun dışında da kanıta dayalı tıp kavramını çocuklar benimsesin, her zaman tıp pratiğinin bilime dayalı yapılması gerektiğini bilsinler diye bilim ve bilimsel araştırma ile ilgili eğitimlerimiz var. İşin bir de sağlık hizmeti tarafı var. Onun için de aslında Ankara’da çok iyi bilinen, kurumsal özel hastanelerden biri olduğu söylenen, bizim üniversite hastanemiz haline geldi. Klinik aşamada da aynı anlayışla eğitime devam edeceğiz. Öğrencilerimizin sağlık hizmeti vermeye başladıklarında diğerlerinden farklı olacaklarını düşünüyoruz. Bunun bazı kanıtları da var. Yine bu büyük tıp fakültelerine staja giden öğrencilerimizle ilgili öğretim üyelerinden aldığımız geri bildirimler bunu gösteriyor. Mesleksel beceri eğitimlerine çok önem veriyoruz. Üniversitemizin desteğiyle çok iyi bir mesleksel beceri laboratuvarı kurduk.

BİZE PEK FİKİR SORULMUYOR

Bizim öğrencilerimiz Türkiye’de hiçbir tıp fakültesinde olmayan bir şeyi gerçekleştirilebiliyorlar. Bütün öğrencilerimize en az iki kez anatomi diseksiyonu yaptırabiliyoruz. Çok iyi anatomi laboratuvarımız var. Başka eğitim etkinliklerine de açık olan bir laboratuvar. Teknoloji Transfer Ofisi’mizin LABKUR faaliyeti ile yapılan etkinlikler bunlar. Öğrencilerimiz yine çok etkinler, onlar da hem üniversite içinde hem üniversite dışında bir takım sağlıkla ilgili eğitim faaliyetlerinde bulunabiliyorlar. Bunlar 2,3,4. sınıf öğrencileri. Sağlık hizmeti anlamında topluma bir katkı verebileceğimizi düşünüyoruz. Bize pek aslında fikir sorulmuyor. Sağlık sistemindeki değişikliklerde de, sağlık kurumlarının nerelere nasıl yapıldığıyla ilgili de hiçbir zaman sorulmuyor. Eskişehir Yolu üzerinde üniversiteler hattından bahsedildi. Şimdi burada karşımıza çıkan çok büyük bir şey var; o da 3 bin 500 yataklı şehir hastanesi. Medikal ve idari yatak başına 8 personel gerektiği söylenir. Oraya 28 bin personelin artı hasta, hasta yakınları gidip gelecek. Bunun için yol olup olmadığı, ambulansların oraya nasıl ulaşacağı, bütün bunlar tabii bir sorun. Bu durumda üniversite hastaneleri biraz ikinci planda kalmış gibi görünüyor olabilirler ama biz olduğumuz yerde bu işi en iyi şekilde yaptığımızı göstermeyi hedefliyoruz.

‘Bölgeye değer katan marka olduk

RAKAMLARLA TOBB ETÜ

Söğütözü’ndeki kampüsünde 6 fakülte, 20 bölüm, 2 enstitü ile 5 bin 500’e ulaşan öğrenci. Toplam 300’e yaklaşan tam zamanlı öğretim üyesi ile Türkiye’de 3 dönemli ortak eğitim modelini uygulayan ilk ve tek üniversite. Öğrenciler toplam 5 yıllık eğitimin 1 yılını iş başında tecrübelerini artırarak geçirmekte.Eğitim dili Türkçe’dir ancak hazırlık sınıfında okuyan öğrencilerin uluslararası geçerliliği olan TOEFL sınavını (700 üzerinde 500 puan alarak) başarmaları istenilmekte. Lisans eğitimi sırasında ise 7 yabancı dilden birini seçerek, ikinci yabancı dil öğrenmeleri şart koşulmakta. Kampüste bin 54 yatak kapasiteli öğrenci konukevi bulunmakta.  

‘Bölgeye değer katan marka olduk

TOBB ETÜ TAM KADRO

Hürriyet Ankara- TOBB ETÜ Ankademi buluşmasında TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Adem Şahin ile birlikte İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İhsan Sezal, Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Çiğdem Kırca, Sosyal Politikalar Uygulama ve Araştırma Merkezi Direktörü Prof. Dr. Serdar Sayan, Mimarlık Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tayyibe Nur Çağlar, Öğrenci Konseyi Başkanı Mehmet Fatih Gürbüz, Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Osman Erol, Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Osman Erol, Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Müge Bozdayı ile Tıp Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr. Ediz Demirpençe de yer aldı.

 

Yasal Bilgilendirme

Ankara haberleri Hürriyet yerel haberler sayfasında. Haber ajanslarının Ankara ilinden ‘Bölgeye değer katan marka olduk' hakkında ilettiği tüm haberler hurriyet.com.tr farkı ile sizlere ulaştırılıyor. Bu haber ilk olarak 02 Mayıs 2017 tarihinde saat 13 58’de yayınlandı. Son dakika gelişmesi oldukça ‘Bölgeye değer katan marka olduk' haberi güncellenecektir.


    ANKARA YOL DURUMU
    Ankara1 DERECE
    Yol durumu »
    ANKARA NAMAZ VAKİTLERİ
    21 Eylül 2017, Perşembe
    • İmsak
      04:48
    • Guneş
      06:27
    • Öğle
      12:53
    • İkindi
      16:19
    • Akşam
      18:56
    • Yatsı
      20:24
    Diğer iller için Namaz Vakitleri »
    Sayfa Başı