Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Boğazkere mi desek, BZK mi

Geçenlerde yazmıştım, Türk şarapları görücüye çıktı. Yabancı şarap uzmanları şaraplarımızı ülkemize gelip, tadıp yorumladılar.

Üstatlardan Tim Atkins Boğazkere, Öküzgözü, Kalecik karası gibi üzümlerde gelecek olduğunu ifade etti. Aynı biçimde Kavaklıdere şaraplarının sahibi Ali Başman da yerli üzümlerden şaraplara hep sahip çıkar. Ali beyi tanıdığım kadarıyla zaten Türk şaraplarının geleceğinin yerli üzümlerde yattığı tezinin sağlam bir savunucusudur.

Peki, dünya pazarında bizim bu üzümlerle şarapçılıkta şansımız ne?

Önemli bir unsur, bir şarabın kalitesi dışında içildikten sonra hatırlanabilir olması.

Dünyada bilgisayar klavyelerinde bile yer almayan ğ, ö, ü, ş gibi karakterlerle yazılan şarap isimlerinin dünya pazarında işi zor. Bir yabancı için Boğazkere’yi etiketten okumak bile maharet gerektiriyor. Bırakın beğenip de bir daha hatırlayıp istemeyi. Ne de olsa diğer şarap üreticisi ülkelerin neredeyse tümü ortak bir Latin alfabesi kullanıyor. Benzer sıkıntıları Macar, Gürcü şarapları da yaşıyor.

Acaba şaraplara takma isimler mi verilmeli? Altına da tam adını yazsak daha mı kolay hatırlanır? Mehmet’in Memo’su gibi Boğazkere’ye de BZK mi desek? Bunun için ulusal bir konsorsiyum sağlamak gerekir. Birkaç örnek oluşturalım:

BOĞAZKERE: BZK veya BK

ÖKÜZGÖZÜ: OKZ veya OK

KALECİK KARASI: KKK veya KK

NARİNCE: NRC veya NR

EMİR: EMR veya ER

SULTANİYE: SULTAN gibi.

Bunlar benim aklıma gelenler. Belki profesyonel bir imaj danışmanı daha doğru isimler önerecektir.

Avustralyalı Yellow Tail marka şaraplarının başarısı birçok pazarlama dersinde başarı öyküsü olarak anlatılır. Markanın amacı iyi şarap yapmanın yanı sıra, kolay hatırlanır bir şarap markası, tadı, ambalajı yaratmak olmuş. Bir alan bir daha şarabı unutmamış. Markette, restaurant’ta kolaylıkla hatırlayabildiğinden dolayı marka giderek büyümüş. 2005 yılında Yellow Tail tek başına ABD’ye toplam tüm Fransız şaraplarından fazla ihracat yapmış.

Aynı zamanda başlamak için bizim de yetiştirdiğimiz Fransız, İtalyan kökenli üzümlerle yerli üzümleri kupaja sokup satmak da iyi bir fikir gibi geliyor bana. Böylece başta yabancı tüketicinin tutunabileceği bir dal sunmuş oluyoruz. Bu manada Doluca’nın KARMA şarapları çıktığında çok mutlu olmuştum. Cabernet Sauvignon üzümü ile Öküzgözü üzümünü beraber işlemiş, şaraba da felsefeye yakışır, telaffuzu kolay bir isim verdiler. (KARMA)

Eğer Türk şarabını dünyaya tanıtmayı, ihraç etmeyi hedefliyorsak mutlaka yerli üzümler için birçok çalışmanın yanı sıra imaj çalışmaları da yapmalıyız. Şarabımızın dünyada tanınmamasının tek nedeni imla zorluğu değil tabi ki.

Gerçi WOT (Wines of Turkey) gibi üretici birlikleri bir çok başarılı çalışmaya imza atmaya başladı. Bu gibi organizasyonlar Türkiye’ye Master of Wines’ları getiriyor, üye üreticiler ile uluslararası fuarlara katılıyor ve belli bir markayı tanıtmak yerine önce Türk şarapçılığını dünyaya tanıtmaya çalışıyor.

Diğer taraftan hem teknolojik olarak, bilgi birikimi açısından, pazarlama bilgisi açısından Türk şarapçılığı son on yılda çığır atladı ama daha yapılacak çok şey var.

X