"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Boğazdaki ‘gürültü’nün arkasından ne çıkacak

BAŞBAKAN bizzat talimat veriyor, Boğaz’da gürültü yapan yerleri kapatın diye...

Bunun üzerine Vali, Emniyet Müdürü ve Çevre Müdürü, Boğaz’da saat 03.00’de ses ölçüm aygıtlarıyla desibel ölçümü yapıyorlar.

 

Anadolu yakasından gelen tepkiler haklı, Başbakan da İstanbul’a geldiğinde Üsküdar’daki evinde kalıyor. Ancak bir yanlış yapılıyor; hoparlörlerini müşteri grubuna değil de, müşteri çekmek için Boğaz’a doğru yönlendiren, kontrolsüz müzik yayını yapaneğlence yerleri dikkate alınmadan, hepsi kapatılıyor. Yani kurunun yanında ‘yaş’lar da yanıyor.

 

Yaz sezonunun tam ortası; Ege ve Güney sahillerinin aksine İstanbul’daki otellerin hemen hepsi dolu; gezecek yerler arasında ‘marka’ olmuş eğlence yerleri var.

 

Peki adını duydukları bu eğlence yerlerine gitmek isteyen hiç turist olmaz mı? İstanbul’un idarecileri bunun yanıtını biliyorlar ama Başbakan’a karşı bir şey diyemiyorlar.


Önce bir uyarı yapılmaz mı?

 

Ama emir yüksek yerden; demiri kesen cinsten...

 

Müzik yapan aygıtların mühürlenmesi yerine buralardaki restoranlar dahi ceza yiyorlar. Bunlara haksızlık değil mi; bunlar Türkiye’nin en önemli restoranları...

 

Turizm Teşvik Yasası’nı bırakın, yargının yürütmeyi durdurma kararı, Başbakan’ın ‘talimatına’ karşı etkili değil. Büyükşehir Belediye Başkanı,çaresiz olarak; bu yerler hafta arası 24.00'de, cuma ve cumartesi günleri de en geç 01.00’de kapanacak, diyor.

 

Bu mekanlar neredeyse 15 yıldır Ortaköy bölgesinde hizmet veriyorlar.

 

Yine Başbakanın emri ile 60 yıllık İstanbul Yüzme İhtisas Kulübü apar topar boşaltılıyor; hem de yaz sezonu beklenmeden ve yer gösterilmeden. Vali, daha önce verdiği 4 aylık ek süre sözünü tutamıyor.

 

Boğaz'ın bu kesiminde ‘gürültü’ olduğu neden yazın ortasında akla geliyor.

 

Haklı olarak sorulması gereken soru şu:

 

“Buraları kime peşkeş çekilecek; sultan saraylarında çarşaflı Araplar'ı mı göreceğiz bundan sonra?”

 

Başbakan prompter’a bakmadan konuşmamalı

 

BEN Trabzon’dan arıyorum. Bugünkü(dünkü) haberleri dinlerken Başbakan adına üzüldüm. Ordu’daki fındık mitingi dolayısıyla Emniyet Müdürü'nü görevden bizzat kendisinin aldığını açıkladı. Ozan Ceyhun’un da dediği gibi AB’de de hesap verir mi, bilemem.

 

Başbakan ayrıca "Olay aynen Diyarbakır’da olduğu gibi kadınlar, çocuklar yol ortasına konuldu ve bütün trafik kesildi" diyor. 'Yol kapalı olduğu için ambulansta iki kişinin hastaneye yetiştirilemediğini ve öldüğünü’ iddia ediyor.

Başbakan, bizleri PKK’lılara mı benzetmek istedi, anlayamadık. Başbakan, Karadenizli olduğunu unutmuş galiba. Karadeniz bölgesinde hangi kadın eşinin önüne geçip yol kapatabilir? Siyasetçileri kendisine yanlış bilgi veriyorlar, bizlere karşı güvenini kaybediyor. Bu tür suçlamalar Karadenizli'lere haksızlıktır. Başbakan hala bu mitingin hak arama ve öfke patlaması olduğunu anlamıyor mu? Sayın Erdoğan’a önerim, bundan sonra prompter’a bakmadan konuşmaması...”

 

Kapadokya MYO, fakülte sayısını genişletiyor

 

Kapadokya şarapta ayağa kalkıyor

 

ÖĞRENCİLERİ Kapadokya Meslek Yüksekokulu’na Kapadokya mio ismini takmışlar, yani “Kapadokyacığım!” diyorlar.

 

Alev Alatlı ve bir grup arkadaşı tarafından Ürgüp’e bağlı Mustafapaşa beldesinde (Sinasos) 2005’te faaliyet geçen Kapadokya Meslek Yüksekokulu, aslında on dört programlık bir 'yüksekokullar zinciri'.

Geçen yıl, Mutfak Sanatları, Turizm Rehberliği, Otelcilik, Bilgisayar Programlama ve Sivil Havacılık programlarına öğrenci kabul eden okul, bu yıl da zincire “Bağcılık ve Şarap Teknolojisi” ile “El Sanatları Programı” başlığı altında seramik ve halıcılık halkalarını eklemiş.

 

Bölgede seramik ve çömlek, MÖ 2000-3000 yıllarında Hititler'den başlayarak hep var olmuş, ama günümüzde sentetik boya vb. yapay malzemeler kullanımıyla hayli yozlaşmış. Oysa, Avanos toprağı dünyanın en iyi seramik toprağı ve Avanos ürünleri dünyaca meşhur. Alatlı, “Durumdan vazife çıkardık, Japonlarla temasa geçtik” diyor. Kapadokya Meslek Yüksekokulu'nda seramik öğrencileri Japon porselen ustalarının gözetimde çalışarak, sanatsal kalitesi üstün, dünya pazarlarında aranır ürünler üretebilecekler. Halıcılığı da geleneksel bir “zanaat” olmaktan çıkarıp, 'çağdaş sanat' olarak, tasarım, yaratım ve ekonomik değer olarak ele alıyorlar.

 

Şarapçılık da Kapadokya’da bir o kadar eski. Kapadokya Meslek Yüksekokulu Bağcılık ve Şarap Teknolojisi Programı, son yıllarda atağa kalkan şarapçılık sektörüne büyük ihtiyaç duyduğu şarapçılık eksperlerini yetiştirmeyi amaçlıyor. Bu çerçevede, Ukrayna, Gürcistan, California ve Kuzey İtalya’nın deneyimli bağcılık ve şarapçılık okullarıyla akademik işbirliği yapmışlar. 2006-2007 döneminde bu okullardan gelen uzmanlar ders veriyorlar.

Alatlı, “Şarap, dört bin yıl önce çıktığı Kapadokya’ya yeniden ve büyük bir dönüş yapıyor!” diyor. “Umudumuz, çok yakın bir gelecekte, Kapadokya ürünlerinin 'şarabın efendisi' olarak bilinen Fransız sofralarını süslediğini görmek.”

 

Kapadokya Meslek Yüksekokulu'nda, haftada 12 saatten az olmamak kaydıyla İngilizce ve Rusça öğretiliyor ki, bu kolejlere eşdeğer bir yoğunluk. Daha fazla bilgi için: www.kapadokya.edu.tr

 

Günün Sözü

 

ABD yerine bence biz Barzani’ye dostluk elini uzatmalıyız. (...) Türkiye şu anda bir göz kırpsın, onların çıkarlarına saygı duyan bir dış politika izleyeceğini deklare etsin; Barzani Türkiye’yle ittifak yapmaya can atar.”

(Başbakan’ın Danışmanı Mücahit Aslan'ın babası AKP Diyarbakır Milletvekili İhsan Aslan)

 

Sevr'e geri mi dönülüyor

 

1920'lerde Atatürk'ün önderliğinde verdikleri bağımsızlık savaşlarıyla emperyalizme diz çöktürerek tüm dünyada ezilen ve sömürülen insanlara örnek olmuş bir milleti, bugün IMF'nin oyuncağı haline getirenler utansın!

Ülke yönetiminde ve ekonomisinde söz sahibi olanlar, sizlere sesleniyorum:

 

Yarınlarda çocuklarınızın sizleri nefretle değil rahmetle anmalarını istiyorsanız, onlara insanca yaşayabilecekleri bir Türkiye bırakmak için vakit henüz geçmiş değil...

 

Bekir ARDA

 

Fındık yoksa 'oy' da yok

 

BU seneki fındığı, ben dahil olmak üzere toplayıp İzmir Meydanı, Adana, Ankara, Erzurum, İstanbul Taksim Meydanı'nda halka dağıtacağız... Fındığın tadını bilmeleri ve karşılığındaki değeri belirtmeleri için... Kimse satış yapmayacaktır. Kimse fındık beklemesin bu sene. Fındık yoldan geçenin olacaktır. Sayın Başbakan, Sayın AKP'liler Karadeniz'de size oy moy yok. Boşuna gelip yollarımızı işgal etmeyin.

 

Vedat EMANET

 

Eski duraklarımızı geri istiyoruz

 

ANTALYA’da halk otobüsü bekleme durakları yeni yapıldı. Duraklarımız paslanmaz çelik sac ve camdan yapıldı. Asli işlevi yazın güneşten, kışın yağmurdan koruması gereken duraklar maalesef tam tersi. Yazın 38 derecede pişiliyor, kışın ise cam aralarından, yanlardan ve üstten gelen yağmurla ıslanılıyor. Sadece gösteriş amacıyla yapılan bu durakların parasını bizler ödedik ve ödüyoruz.

Şehir planlamacılarımızın ve belediye yetkililerinin Antalya’da yaşamadıklarını düşünmekteyim. Eski duraklarımız paslıydı, boyaları dökülmüştü, eğreti duruyordu fakat güneş ve yağmurdan koruyordu. Durakların bu şekilde yapılmasıyla birileri eminim ihya olmuştur.

 

Eski duraklarımızı özlüyoruz, işe yaramıyordu fakat nostaljikti.

 

Mehmet ARAL-ANTALYA

 

MesajPanosu

 

- "1. ÖREN (Milas) Melih Cevdet Anday Şiir Günleri ve Kültür Şenliği" bugün başlıyor. Konuşmacılar: İlhan Selçuk, Oktay Akbal, Refik Durbaş, Ataol Behramoğlu, Doğan Hızlan, M.H.Doğan. Yarın: Yıldız Kenter, Zeliha Berksoy, Haldun Ergüvenç.

 

- KIBRIS bağlantılı, direkt Adana-Trabzon uçak seferi yapmayı uçak şirketleri düşünmez mi? Trabzon'a her yerden direkt uçuş var, ancak Adana'dan yok...

 

Çukurovalılar da Karadeniz sever...

 

A.Erhan GEZER-ADANA

 

BDDK bu gençlere yazık etmiyor mu

 

BANKACILIK Düzenleme ve Denetleme Kurumu Bankalar Yeminli Murakıp Yardımcılığı ve Bankacılık Uzman Yardımcılığı sınavına girmek isteyen genç avukatların sudan nedenlerle önü kesilmek isteniyor.

Sınav müracaatı için son gün 25 Ağustos 2006, sınav 23-24 Eylül günleri.

 

Sınav başvuru şartlarının 7. maddesinde avukatlık stajı bitirme belgesinin aslı isteniyor.

 

Avukatlık stajı bitirme belgesinin aslı ancak 15 Eylül'de alınıyor.

 

Baro o süreye kadar 'geçici belge' ile müracaat için bir yazı verebileceğini, 15 Eylül'de de belgenin aslını vereceğini garanti ediyor.

 

Sınav adayı Ankara Hukuk Fakültesi mezunu, masterini bitirmiş, 3 dil bilen yeğenimin ve bu durumdaki gençlerin birçoğunun ortak sorunu burada başlıyor.

 

BDDK'ya durumu bildirip geçici belgenin kabul edilmesini istediğimizde, bunun mümkün olamayacağını söylüyorlar.

Eğitimli genç beyinleri, değişmesi mümkün olan küçük prosedürlerle boğmayalım.

 

Bu gençlere yardımcı olalım lütfen.

 

Haydar ERDEM

 

'İstanbul'da İngiliz olmak' yazısına gelen okur tepkileri

 

- İKİ yılı İngiltere'de olmak üzere 12 yıl Avrupa ülkelerinde tıp doktoru olarak çalıştım. Denisse M. L. gibi her yıl oturma ve iş müsaadesi için ilgi dairelere giderek müsaade aldım. Bütün bu süre ve işlemler esnasında hiçbir yetkili benimle Türkçe konuşmadığı gibi "Burası İngiltere, İngilizce bilmek-konuşmak veya burası Almanya, Almanca konuşmak mecburiyetindesiniz" sözlerine muhatap oldum. Burada yaşamayı tercih eden sevgili Denisse de bunu bizden iyi bilmek ve yaşadığı ülkenin dilini öğrenmek durumundadır.

 

Dr. Neşet KESKİN drkeskin@ttnet.net.tr

 

- BEN Türkçe dışında 3 dil konuşuyorum ve bu yorumlarımın yabancıya karşı bir reaksiyon olarak da algılanmasını istemem. Fakat yabancılar burada hep el üstünde tutuluyorlar. Ve bunun değerini belli ki çok zaman anlamıyorlar. Onların ülkesinde Türkçe, Rumca ya da Swahili konuşan memur genellikle yok. Buradaki yabancılar ise 4 sene boyunca Türkçe öğrenmemekte de bir sakınca görmüyorlar belli ki... Denisse M. L.'nin şikayeti köşenizde bulunmayı hak etmiyor bence.

 

Giray ERTAŞ agertas@yahoo.com

 

- DENİSSE M. L. Yabancılar Şubesi'nde yabancı dil konuşulmadığı için rahatsızmış. Kendisine şu soruyu sorar mısınız lütfen: İngiltere'de yabancılar şubesinde acaba hangi yabancı diller konuşuluyor? Ben size söyleyeyim. Hiçbir yabancı dil konuşulmuyor. Ben işim gereği yıllarca yurtdışında yaşadım. Bunlar arasına ABD, İngiltere, İtalya ve İsviçre var. Her birinde yabancılar polisi ile muhatap oldum ve hiçbirinde kendi ana dilleri dışında bir dil konuşulduğuna şahit olmadım.

 

Orhan ARSEL orhan.arsel@dakar.com.tr

 

- LONDRA'daki yabancılar şubesindeki memurlar Türkçe bilirler mi? Ayrıca kendisi 4 yıldır Türkiye'de ise ve bu ülkeyi seven bir İngiliz vatandaşı olarak acaba niye zahmet edip Türkçe öğrenmemiş?

Mehmet TÜMER yanki_mehmet@yahoo.com

 

Dolmabahçe'de garson rezaleti

 

İSMİM İbrahim Balın. Kız arkadaşımın, bundan iki gün önce ülkemizin dış kapısı sayılabilecek turistik bir mekanda yaşadığı rezaleti sizlere ve sizlerin aracılığıyla tüm yetkilerle bildirmek istiyorum:

 

"Almanya'dan gelen bir arkadaşımla Dolmabahçe Sarayı'na gittik, çocuklar sarayı gezerken biz de kafesinde oturup hasret giderelim dedik. Ben hayatımda, İstanbul'un hiçbir yerinde böyle servis rezaleti görmedim.

Yanımızdaki masadaki turistler bir çay içebilmek için yarım saat boyunca beklediler. O masadan sorumlu garson masayı göstere göstere bir başka garsona, "Orada çocuklar var, beni sevmedi çocuklar, ben oraya servis yapmam sen yap" diyor, masadakiler garip, garip bakıyorlar tabi anlamadıklarından. Oturduğumuz masa temizlenmemiş, temizler misiniz dediğimizde “A onları siz içmediniz mi” deniyor. Garson arkadaş bizim masadan alıp yandaki çöp kutusuna 'basket' sallarken, tutturamıyor ve meyve suyu kutusu yere düşüyor, düşen kutu yerde kalıyor...

 

Bir arka masaya ulaşmak için masanın etrafından dolaşmaya üşenen aynı garson, arkadaşımı yerinden kaldırıp oradan geçiyor.

 

Bakın herhangi bir kafedeki servisten bahsetmiyorum. Zaten hayatımda böyle bir şeye rastlamadım da, rastlasam da problem değil, gitmem bir daha derim biter. Ama saraylarımız, müzelerimiz bizim dış dünyaya açılan kapılarımız. orda iki tane 'adam' gibi garson istihdam etmek bu kadar mı zor."

 

Tıpta yeni tahlil yönetmeliğiyle çocuklarımız ölür

 

SAĞLIK Bakanlığı hastaneleri birleştirince; “Bizim dönemimizde hastaneye gitmeyenler de, artık hizmetler kolaylaştığı için hastaneye gelir oldular, onun için hastanelerin doluluk oranları bir önceki döneme göre arttı” diye düşüyordur belki ama durum hiç de öyle değil.

 

Bugün çocuğumun tahlil günü olduğu için Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne gittim. Çocuğum 4 yıldır kontrol altında. Aylık olarak tahlilleri yapılıyor ve ilaç miktarı düzenleniyor. Hastanenin laboratuvarını her zamankinden boştu. Doktordan tahlilleri yazdırdım, sevkimi açtırmak için bilgi işleme girdim, “Bu tahlillerin hepsini yaptıramazsınız, yeni yönetmelikle tahlillerin 40 YTL’ye kadar olan kısmı yapılabiliyor, diğerleri için 10 gün beklemeniz gerekli” dediler. Tekrar doktorun yanına girdim. Hangi tahliller daha acilse onları yaptırayım diye. Doktor bir ikisini çizdi bunları sonra göreyim diye diğerleri 40’ı geçmez herhalde diye gönderdi. Tekrar Bilgi İşleme ve oradan Merkez Laboratuarına gittim. Orada da “muayene ücreti 16 YTL, tek bir tahlil 24 YTL olduğu için diğerlerini yaptıramazsınız" dediler. Ben de “diğerlerini para vererek yaptırayım, bugün çocuğun ilaç miktarı ayarlanacak doktorun muhakkak sonuçları görmesi lazım" dedim. “Para da verseniz yaptıramazsınız ancak 10 gün sonra gelin” dediler.

 

Şimdi yapılacak kandaki ilaç miktarını gösteren tahlil tek başına bir şey ifade etmiyor, kandaki diğer değerlere de bakılması lazım. Ayrıca idrardaki protein miktarına bakılması lazım. Hepsi birden bir sonuç verebiliyor.

Sayın Bakan kendi çocuğunu bizimkinin yerine koysun, bir tahlil sırasında 2 tüp verip, çocuğun kolunu defalarca deldirmiyorduk.

 

Sabahtan beri dolaşıyoruz, aç karnına 6 yaşındaki çocuk tahlil yaptıracak hangisi 40 lirayı doldurmaz diye hesap yapıyoruz.

 

10 gün sonra yapılacak tahlil sonucu şimdikiyle birleştirilir mi? 10 gün boyunca hangi ilacı kullanacağım. Bizim çocuklarımızın sizin gözünüzde hiç değeri yok mu?

 

Böyle mi vatanını seven çocuklar yetiştireceğiz.

 

Yani onlara ne dememizi bekliyorsunuz?

 

Yavrum biz bir iktidar seçtik tek başına devletin başına geldi. Bütün ihaleleri kendi yandaşlarına Ali Dibo etti. Gerekli gereksiz her yere harcamayaptı. Paraları çarçur edince de önce senin tahlil paranı kestiler. Sağlık Bakanı, doktorların fazla sesi çıkmasın diye her giden hastaya ota-yoka tahlil, MR vs yazdırdılar ki döner sermayeden performansları çok görünüp fazlaca para alsın da sussunlar diye... Şimdi de iş çığırından çıkınca önce fukaranın kursağından başladılar, fakir fukara dostudurlar ya kendileri. Ama sen büyüyünce böyle yapma emi yavrum!

 

Erkan KALAFAT-BURSA

X