"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Boğaz’da yüzen bir banyo küveti

İSTANBUL’da denizde çalışacak "taksiler" hizmete girmiş. Gazetelerde haberini okudum, fotoğrafını gördüm.

Bir banyo küvetini almışlar, üzerine tersten bir başka banyo küvetini giydirmişler, olmuş sana "deniz taksi".

İstanbul Boğazı, "tekil" bir örnek! Bir benzeri yok.

Çanakkale Boğazı, ancak "biraz andırabilir", hepsi o kadar!

Ve bu Boğaz’ın ayrılmaz parçaları var:
Boğaz vapurları. Martılar. Kıyıdaki simitçiler. Günün her saatinde balık tutan insanlar. Balıkçı kayıkları.

Birisi olmazsa, Boğaz ile ilgili bir resim yapıyorsanız, eksik yapıyorsunuz demektir.

Ve biraz estetik duygusu olan bir kişi, Boğaz’da bir "taksi" çizecek olsa, böyle bir şey çizmez.

Evet, içi konforluymuş.

Temizmiş vs!

Oysa Boğaz’a çok yakışan bir sürü tekne modeli olabilirdi.

Eski dolmuş motorları modernize edilebilirdi.

Boğaz vapurları çizgisine uydurulmuş bir "lobster" modeli bulunabilirdi.

Boğaz’ın 50 küsur yıldır en güzel teknesi olan Hiawatha taklit edilebilirdi.

Ama herhalde en son düşünülebilecek olan şey, bu banyo küveti olmalıydı!

Bu kent, Tanrı’nın bize bir armağanı!

Onu sadece kendimiz için değil, bütün insanlık için, çocuklarımız, torunlarımız için de korumak zorundayız.

Ve her taşının üzerine titremek zorundayız.

Çünkü bu kentin "her sengine yekpare Acem mülkü feda edilebilir"!

Muhtarlar ile halk karşı karşıya

DEVLET dairelerinde işlem yapabilmek için "ikametgáh senedi ve nüfus cüzdanı sureti" istenme uygulamasının kaldırılması girişimine muhtarlar isyan ettiler.

Bu uygulama, ceberut devlet anlayışının bir sonucuydu.

Vatandaşının sözüne güvenmeyen, onu salt kayıtlar ve belgeler olarak gören bir tutumun gerekliliğiydi.

Bir yere kayıtlı olacaksınız, kim olduğunuzu kanıtlayacaksınız ve ancak ondan sonra devletteki bir işinizi görebileceksiniz!

Modern devlet anlayışında bunun yeri yok.

Belki 1940’ların dünyasında bu gerekliydi, ama artık bunların hepsi paçavradan daha ileri şeyler değil.

Muhtarların, vatandaşın işlerinin kolaylaştırılmasına itiraz ediyor olmaları, bunun için protesto toplantıları düzenlemeye hazırlanmaları da bir tuhaf.

Sonuç olarak bizlerin oyları ile seçildiler ve görevleri hayatımızı kolaylaştırmak olmalı.

Ancak bu aynı zamanda muhtarlar için de bir gelir kapısı.

O gelir olmadan ne bürolarının kiralarını ödeyebilirler, ne de günlük geçimlerini sağlayabilirler.

Çarpıklık da burada zaten!

Muhtar, demokratik usuller ile seçilen en küçük yönetsel birim.

Ve onun geçimini sağlamak, vatandaşın işlerini zorlaştırmak ile ilişkili olmamalı.


Muhtarlara yapacakları görev nedeniyle hak ettikleri bir ücretin ödenmesini sağlayacak düzenleme de bürokrasiyi azaltacak düzenlemeyle birlikte ele alınmalı ki bu sürreel durum ortadan kalkabilsin.

Hilmi Güler’in eşine yapılandan utandım

AVUSTURYA Cumhurbaşkanı’na eşlik eden Enerji Bakanı Hilmi Güler’in eşi, Anıtkabir’deki törene katılamadı.

Bunun nedeni Güler’in eşinin türbanlı olması.

Bu nasıl bir protokol kuralıysa, türban takmayı tercih eden bir kadına, Anıtkabir’i yasaklıyor!

Bundan daha saçma ve utanç verici bir durum düşünemiyorum.

Anıtkabir, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunun mezarı!

Ve oraya gitmek isteyen, huzurunda saygı duruşunda bulunmak isteyen, bir Fatiha okumak isteyen herkese açık olması gereken bir yer.

Cumhuriyetin kurucu önderine saygısını göstermek isteyen herkes, plaj giysileri içinde olmadığı sürece bunu yapabilmek hakkına sahip!

Bu, protokol gereği yerine getirilmesi gereken bir görev olsa bile böyle!

Türbana, kadınların ikinci sınıf vatandaşlar olduğunun altını çizen bir aksesuvar olduğu için karşıyım.

Bunu defalarca yazdım.

Ama bir kadın türban takmayı tercih ediyorsa, kamu görevinde olmadığı sürece buna kimsenin itiraz hakkının olmadığını düşünüyorum.

Hilmi Bey’in, eşi ile farklı siyasal, sosyal düşünceler içinde olmadığını tahmin etmek zor değil.

Hilmi Bey’in bir erkek olarak ziyaret edebildiği Anıtkabir’e, eşinin girememesi, erkek egemen bir toplum olmamızın bir sonucu.

Kadın hakları savunucuları, bir yandan toplumsal anlamı itibarıyla türbanla mücadele etmeli ancak türbanlı kadınların, ikinci sınıf insan muamelesi görmesine de karşı çıkmalı.
X