Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Boğaz’a köprü yapanlar Kürt açılımı yapamaz

Başlığı okuyup diyeceksiniz ki, <br><br>“Ne alakası var?” O kadar çok ilgisi var ki!

Öncelikle şuradan başlayalım: “Solcular

Boğaziçi’ne köprü yapılmasına niye karşı çıktı?” Ve 68 Kuşağı neden Boğaziçi Köprüsü prototipini Hakkâri Zap Suyu üzerine inşa etti?

“Devrimci Gençlik Köprüsü” aslında
Türkiye’nin ilk Kürt açılımıydı. Sonra ne oldu?

Gençlerin başına neler geldiğini biliyorsunuz. Peki bu köprüye ne oldu? Gelin, iki farklı olay gibi durmasına rağmen aralarında neden-sonuç ilişkisi olan Boğaziçi’ne 3’üncü köprü ve Kürt açılımı meselesine bir başka açıdan bakalım...

 

BODRUM Torba’da Ali Poyrazoğlu ve Oray Eğin ile hem yüzüyor hem de sohbet ediyoruz./images/100/0x0/55ea9a2ff018fbb8f88ab5ee

Birden dikkatimizi hararetli şekilde tartışan 60 yaşlarında iki erkek çekiyor. Onların biraz uzağındaki aynı yaşlarda bir hanımefendi, -tartışan erkeklerden birinin eşi- bize durumu izah etmek zorunda hissetti kendini. “68 Kuşağı Türkiye’ye zarar mı verdi, faydalı mı oldu, bunu tartışıyorlar” dedi.

Oray Eğin, “Siz niye tartışmıyorsunuz” diye sordu. Hanımefendi “Benim odamda Deniz Gezmiş’in fotoğrafı var, bu tartışmalara girmem bile” dedi.

Yüzerek “olay yerinden” uzaklaştık; başka sohbetlere daldık.

Olay üzerinden birkaç gün geçti.

Birden denizdeki, “68 Kuşağı Türkiye’ye zarar mı verdi” tartışmasını anımsadım. Bunu çağrıştıran ise sağcı politikacıların sık sık dile getirdikleri “Bu solcular Boğaziçi’ne köprü yapılmasına bile karşıydılar” sözü oldu.

Evet, Boğaziçi’ne köprü yapılıp yapılmaması konusu 1960’lı yılların en hararetli tartışmalarından biriydi.

Evet, solcular, yani 68 Kuşağı Boğaziçi’ne köprü yapılmasına karşıydılar.

 

Solcular niye karşı

 

Solcular, “gelişmişliğin sembolü” olarak gösterilen Boğaziçi Köprüsü’ne karşı çıktı. Kampanyalar düzenlediler. Yürüyüş yaptılar.

Peki niye karşıydılar; dertleri neydi?

Dertleri bir değil, bin idi.

Bir kere, mesele köprüye karşı çıkmak değildi. Karşı çıktıkları Boğaz Köprüsü’ydü.

Bugün görünen o ki bu isteklerinde haklıydılar. Neden mi?

Diyorlardı ki, “Köprü İstanbul’un ulaşım sorununu çözmez.”

Çözüm; şehri yeniden planlamakla halledilebilir. Örneğin, iki yakada iki merkez oluşturulması şarttır. Yani evler Asya’da, işyerleri Avrupa’da olmaz. İki ayrı şehir yapılanmasına gidilmeliydi. Böylece ulaşım çözülebilirdi.

Aksi takdirde, bir köprünün yetmeyeceği, yıllar içinde köprü sayısının sürekli artırılacağı ve dünyalar güzeli Boğaz’ın neredeyse asfaltla kapatılacak hale geleceğini ileri sürdüler. Diğer; Boğaz’ın kirletilmesi, doğanın yok edilmesi gibi etmenleri yazarak konuyu uzatmayayım.

Tarihi meselelere hiç girmeyelim. Bugün gidip Londra’daki Thames, Paris’teki Seine Nehri üzerine köprü yapmaya bir kalkın bakalım.

Biz sorunu hep günübirlik çözümlerle halledeceğimizi sanıyoruz.

Sonuç? Birinci köprünün üzerinden 40 yıl geçti, bugünlerde Boğaziçi’ne 3’üncü köprü yapılmasını tartışıyoruz. 20 yıl, 40 yıl, 100 yıl sonra neyi tartışacağız? Kaçıncı köprüyü konuşacağız?/images/100/0x0/55ea9a2ff018fbb8f88ab5f0

Solcular karşı çıkmakta haklı değiller miydi?

 

Niye köprü?

 

Evet, solcuların Boğaz köprüsüne karşı çıkmalarının birden çok nedeni vardı.

Bunlardan biri de, ülke kaynaklarının kullanımıyla ilgiliydi.

Köprünün toplu taşıma yerine özel taşıtların rahat geçişi için yapıldığını iddia ediyorlardı.

Haksız da değillerdi...

ABD, Marshall yardımlarının en önemli koşullarından birisi de ulaşıma yani karayoluna yatırım yapılmasıydı.

Türkiye, ABD’nin isteğini harfiyen yerine getirdi.

Burada bir parantez açmalıyım:

Bakınız 1950 yılına kadar yoksul Türkiye Cumhuriyeti’nin 9 bin 24 kilometre demiryolu vardı.

Bugün ne kadar biliyor musunuz; 11 bin 4 kilometre!

1950’den sonra topu topu 2 bin kilometreyi bile bulmayan demiryolu yapıldı.

ABD’nin isteği üzerine Türkiye demiryolu değil karayolu yaptı. Hâlâ da yapıyor.

Solcular demiryolu, toplu taşıma dedikçe, demiryolu komünistlerin, karayolları ise sağcıların simgesi haline getirildi!

Ve mesele “takım tutar” hale getirildi. Ülke gerçekleri hiç göz önüne alınmadı. Doğru dürüst planlama yapılmadı.

İşte bu noktada 68 Kuşağı’nın köprüye karşı çıkış gerekçesi aslında Türkiye’nin bugün yoğun olarak tartıştığı bir konuyla yakından ilgiliydi: Kürt açılımı.

 

İstanbul’a köprü değil Hakkâri’ye okul yapılsın

 

Geçtiğimiz hafta kaybettiğimiz usta yazar Demirtaş Ceyhun gibi aydınlar, Boğaz köprüsüne harcanan parayla, Güneydoğu’da okulsuz köy kalmayacağını ileri sürdüler. Sloganları “Boğaz’a değil Zap’a köprü” idi.

Solcular meselenin ekonomik yönüyle de ilgiliydiler.

Sadece İstanbul gibi metropoller değil, başta Güneydoğu olmak üzere ülkenin yoksul bölgeleri de kalkındırılmalıydı. Halbuki bölgeler arasında uçurum giderek açılıyordu.

Bu talep aslında bugün tartıştığımız ‘Kürt açılımı’ydı.

Aldınların Kürt sorununun temel nedenlerinden bir olarak gördüğü yoksulluğu ilk dile getiren de o yıllarda kurulan Türkiye İşçi Partisi’ydi.

TİP, Kürt sorununu ele alıp somut öneriler getiren, “Doğu Mitingleri”nde talepleri dile getiren bir partiydi.

Sonra ne oldu: Kürt açılımını dile getiren bu ilk parti, 12 Mart 1971 askeri darbesiyle kapatıldı. (Bugün bazıları çıkıp solcuların Kürt sorunuyla ilgilenmediklerini söyleyecek kadar tarih bilgisinden yoksunlar.) Neyse dönelim köprü meselesine...

İstanbul’da köprüye hayır deyip, Hakkâri’de okul isteyen solcular kampanyalarını bir eylemle Türkiye’ye duyurdular.

Zap Suyu’nun zapt edilemeyen suları üzerine köprü yapmak için kolları sıvadılar.

İstanbul, Ankara ve İzmir üniversitelerinin mühendislik bölümlerinde okuyan öğrenciler Hakkâri’ye gittiler. O zorlu şartlarda Zap Suyu’na köprü yaptılar.

Bu yerin seçilmesinin nedeni, Zap Suyu’nu aşıp okula gidemeyen öğrencilerin okuyabilmelerini sağlamaktı.

Zap’a köprüyü kendi olanaklarıyla yapan devrimci öğrencilerin bir de sürprizleri vardı. Yaptıkları köprü Boğaziçi Köprüsü’nün prototipiydi!

 

Köprünün başına ne geldi?

 

Üniversite öğrencilerinin binlerce kilometre uzaklıktan gelip Zap’a köprü yapması Hakkâri köylülerini çok heyecanlandırdı.

Yıllarca devletin sadece güvenlik güçlerini gören yöre halkı üniversite öğrencilerine kucak açtı. Lokmalarını paylaştılar.

Gazeteler öğrencilerin köprü çalışmalarını hemen her gün okuyucularına duyurdular.

Sonunda köprü yapımı bitti. Yapılan köprüye “Devrimci Gençlik Köprüsü” adı verildi. Hakkârililer bu adı pek kullanmadılar; onlara göre köprünün adı “Deniz Gezmiş Köprüsü” idi.

İdealist devrimci gençlerin bin bir emekle yaptıkları köprünün başına sonra ne geldi biliyor musunuz?

Köprü, 1999 yılında kimliği belirsiz kişiler tarafından havaya uçuruldu!

Yani İstanbul’da köprüye evet diyenler Zap Suyu’nda köprü istemiyordu!

 

Sorunun temeli

 

Ne tesadüf değil mi?

Türkiye’de bugünlerde Kürt açılımı ve Boğaziçi’ne yapılacak 3’üncü köprü tartışılıyor.

Ne diyordu 68 Kuşağı: İstanbul’a köprü değil Hakkâri’ye okul yapın! Ülke kaynaklarını yurdun her köşesine dağıtın. Yoksulluğu ortadan kaldırın.

Şimdi gelin yazımızın başına gidelim.

Bodrum Torba’daki denizde yapılan tartışmaya dönelim: “68 Kuşağı Türkiye’ye zarar mı verdi?”

Bakınız...

Türkiye’nin en temel sorunlarından biri, köksüzlüktür.

Kuşaklar arasında bilgi-tecrübe aktarımı yaşanamıyor. Hadi meseleyi Osmanlı dönemine kadar götürmeyelim, son yarım asra bakalım.

Askeri darbeler bu mirası sürekli engelledi. Birikimli sol kadroların üzerinden buldozer gibi geçtiler. Böylece; 1950 kuşağı 68 kuşağına; 68 kuşağı, 70 kuşağına; 70 kuşağı
80 kuşağına bilgi ve tecrübe aktarımı yapamadı.

Her kuşak meseleyi kavramaya yeni baştan başladı. Bu durum birçok hatanın yapılmasına, yeni fikirlerin doğmasına engel oldu. Kaybeden Türkiye oldu.

Bugün yaşadığımız düşünce kısırlığının özü budur. Politikadan kültürel hayata kadar her alanda görmeye başladığımız vasatlığın, yüzeyselliğin sebebi budur.

Bu nedenle; gerek İstanbul’a 3’üncü köprüyü inşaya hazırlanan, gerekse Kürt açılımı yapmaya çalışan siyasi düşüncenin her iki olayda da meseleyi eline yüzüne bulaştırması, bilgi birikimi ve politik tecrübesinin olmamasındandır.

“İstanbul’a köprü değil Hakkâri’ye okul yapın” mesajını bugün bile kavrayabilmiş görünmüyorlar.

Hâlâ, elleri parçalanarak Zap Suyu’na köprü yapan solcuların, köprüye karşı olduklarını söyleyebiliyorlar.

Hâlâ meseleyi “Tanzimat Fermanı-Islahat Fermanı”yla çözebileceklerini sanıyorlar.

Temel sorunun ekonomik olduğunu görmek istemiyorlar. “Kürt sorununu ağalara, şeyhlere, şıhlara dayanarak, ‘din kardeşliğiyle’ çözemezsiniz” diye Hakkâri’ye gidip köprü kuran solcular için, hâlâ “Bunlar köprüye de karşıydı” diyebiliyorlar.

Öyle sanmaya devam etsinler. Ve, yazsınlar üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla, solcular Boğaz’a köprü yapılmasına karşı çıkmaya devam ediyor!..

 

İSTANBUL’UN KÖPRÜLER TARİHİ

 

*      Boğaziçi köprüsüne ilişkin ilk kayıt Halikarnaslı tarihçi Herodotos’a ait. Ona göre, MÖ 6’ncı yüzyılda Pers Kralı Dara, Yunanlılar üzerine büyük bir sefer düzenlemek için 511’de yola çıktı. 80 bin kişilik ordusunu İstanbul Boğazı’nı geçirmek için gemilerini yan yana dizdi. (Benzer yöntemi Fatih Sultan Mehmed de, İstanbul’u fethi sırasında yeniçerileri karaya çıkarmak için, Haliç surlarına yakın bir yerde kullandı.)

*      İstanbul’a ilk köprü Bizans İmparatoru Jüstinyen döneminde Haliç’te, 6’ncı yüzyılda yapıldı. “Ayos Kalinikos” adlı bu köprünün tam olarak nereye yapıldığı konusunda sağlıklı bilgi yok. Evliya Çelebi’ye göre köprü, Sütlüce-Eyüp arasındaydı.

*       Osmanlılarda ilk, Sultan II. Beyazıd Haliç üzerine köprü yapmak için çalışmalar başlattı. Hatta bunu haber alan elli yaşındaki Leonardo da Vinci 3 Temmuz 1502’de, II. Beyazıd’a mektup yazdı. “Acizleri Efendimizin Galata’dan İstanbul’a bir köprü kurdurmak için teşebbüse geçtiklerini işittim. Lakin bu işe ehil bir kimse bulamadıklarını işittim. Bu işten anlayan kulunuz arzularınızı yerine getirebilir.” Da Vinci köprüyü nasıl yapacağını ayrıntılarıyla bir taslak üzerinde göstererek yazdı.Kimine göre II. Beyazıd mektuba yanıt vermedi; kimine göre Da Vinci Floransa’da tekrar kabul gördüğü için İstanbul’u unuttu. Sonuçta köprü proje aşamasında kaldı.

*      Fetihçi Osmanlı, köprü inşa bilgisi ileri düzeyde olmasına rağmen uzun süre Haliç’e köprü yapmadı. Bunun nedeni Galata semtinin “Kâfiristan” olarak görülmesiydi. Müslüman halk pek Galata’ya gitmiyordu. Beyoğlu ise çayırlıktı sadece.

*      İlk ciddi köprü çalışmasını 1837’de Sultan II. Mahmud başlattı. Haliç’e köprü yapılması için Kaptan-ı Derya Ahmed Fevzi Paşa’ya emir verdi. 600 metre uzunluğundaki köprü, dönemin “dubaları” olan sallar üzerinde inşa edildi. Açılışında II. Mahmud’un bulunduğu köprüye “Hayratiye” adı verildi. Bunun nedeni II. Mahmud’un “Köprüden geçecek kimselerden zinhar bir akçe alınmayacak, halk serbestçe gelip geçecek” demesiydi.

*      Sultan Abdülmecid 1845’te Haliç’e ikinci bir köprü yaptırdı. 500 metre uzunluğundaki bu köprüye halk, “Büyük Köprü”, “Valide Köprüsü”, “Karaköy Köprüsü”, “Yeni Cami Köprüsü” gibi isimler verdi. Bu köprüden geçiş beş paraydı.

*      1863’te özel teşebbüsün de yaptığı bir köprü vardı: “Yahudi Köprüsü”. Adı Yahudi’ydi ama yaptıran Ermeni Cezayirli Mıgırdıç Efendi’ydi. Geçiş parası alarak kazanç sağlamak amacıyla yaptırdı. Yahudilerin oturduğu Balat-Hasköy’e yapılan köprü, kayıkçıların kazançlarını düşürdüğü için onlar tarafından yakıldı.

*      Tahta köprüler kolay yakılıyordu. Hatta bu nedenle elde sigara, ağızda çubuk ile köprüden geçmek yasaktı. Yasaklama bile yangının önüne geçemeyince 1870 yılında “Karaköy Köprüsü”nün demirden inşa edilmesine karar verildi. İngiliz mühendis George Vals tarafından yapılan ve insan kuvvetiyle açılıp kapanan bu köprü 1912’de Karaköy’den alınıp Azapkapı-Unkapanı arasına nakledildi. 1936’da Atatürk Köprüsü yapılana kadar hizmet verdi.

*      İstanbul Boğaziçi’ne ilk ciddi köprü projesi, 1900 yılında Sultan II. Abdülhamid’in emriyle hazırlatıldı. Amaç, Avrupa ve Asya arasında işleyen trenlerin kesintisiz geçişiydi. “Hamidiye Köprüsü” olarak hazırlanan projeye göre, köprü üzerinde minareler, kubbeler, kuleler ve askeri savunma için toplar yer aldı. Geceleri köprünün fenerle aydınlatılması düşünülüyordu. Projeyi Fransız mühendis F. Arnodin hazırladı. Köprünün yapımı için hazırlık yapan Alman ve Macar şirketleri köprü ayaklarının konacağı yerlere sondaj çalışması bile yaptılar. Ancak proje hayata geçirilemedi.

*      Marshall yardımını alan Adnan Menderes Hükümeti, İstanbul’a köprü projesi hazırladı ve ihaleye çıktı. Boğaziçi Köprüsü’nün ihalesi 20 Mayıs 1960’ta yapıldı. Yani 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinden bir hafta önce! Askerler yönetime gelince bu ihaleyi iptal etti.

*      Boğaziçi Köprüsü’ne 1970’te başlandı, üç yıl sonra bitirildi. İkinci köprü, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ne ise 1985 yılında başlandı, üç yıl sonra bitirilip trafiğe açıldı.

Bugünlerde üçüncü köprünün tartışmasını yaşıyoruz. Bakalım, dördüncü, beşinci, onuncu, yirminci köprüler ne zaman yapılacak. Acaba Boğaz’ı tamamen asfaltla mı kapatsak?..

 

 

X