"Yorgo Kırbaki" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yorgo Kırbaki" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yorgo Kırbaki

Böbürlenme padişahım

"Barba Yianis" (Barba, amca veya dayı demektir. Ancak ağa veya çorbacı için de kullanılır), Girit adasında başlı başına bir "efsane", kimsenin tartışmaya cesaret edemediği bir "gelenek" idi.

Adam o kadar güçlü ve nüfuzlu idi ki, adada "Barba Yianis he demezse, burada yaprak bile kıpırdamaz" deniyordu.

Girit’in tanınmış ailelerinden Kefaloyanis’ler soyundandı. Üstelik, Yunanistan’ın en ünlü, en zengin ailesi yine Giritli Vardinoyanis’lerden kız (eşi Eleni) almıştı.

Yianis Kefaloyanis, tarlasına haşhaş ekmekle suçlanan milletvekili amcası Manolis’in, Rethimno şehrindeki taraftarlarına "halef" göstermesi üzerine 1958 yılında milletvekili seçilerek siyasete atıldı.

Ailesinin muhafazakar sağcı geleneğini sürdürdü. Zamanla siyaset basamaklarında yükseldi. Kamu düzeni, içişleri gibi bakanlıklar üstlendi ve bir ara bugünkü iktidar partisi Yeni Demokrasi’nin liderliğine bile göz dikti.

Parlamenter yaşamını 2004 yılında ilerlemiş yaşı nedeniyle noktaladı. Ancak, o da seçmenlerine "halef" gösterdi. Halen milletvekili olan kızı Olga’yı...

2004 seçimlerini Yeni Demokrasi Partisi kazanıp Kostas Karamanlis Başbakan olunca, Barba Yianis’i danışmanı yaptı. Parlamento ile ilgili konularda ona danışıyordu. Partinin içindeki yeri ve saygınlığı da hálá tartışılmaz idi. Üstelik Girit de hálá ondan soruluyordu.

Ada sakinleri için başbakan adeta o idi. Devlete işi düşen, devlet ile bir derdi olan kim varsa ona başvuruyor, ondan yardım istiyordu. Hoşuna gitmeyen ya da aleyhinde konuşan biri çıktı mı Girit’te, vay haline... Sürüm sürüm süründürürdü.

Geçtiğimiz günlerde adanın Hanya şehri mahkemesinin verdiği karara bakılırsa, meğer Barba Yianis bazen o kadar mübah olmayan işlere de bakıyormuş.

Bundan yaklaşık 4 yıl önce iki polisin; "Bir uyuşturucu üreticisi yakaladık. Yianis Kefaloyanis bizi çağırıp o üretici hakkında yalan ifade vermemizi istedi. Şantaj yaptı" ihbarı üzerine açılan dava, Barba Yianis’in tecilli de olsa 12 ay hapis cezasına çarptırılmasıyla sonuçlandı.

Kimse bu kararı beklemiyordu. Onca bakanlıkta yıllarca devleti, adaleti, hakkı hukuku savunan Barba Yianis ise ağzından köpükler saçarak "Dava da tezgah, karar da" diye bağırıyordu. Hakimlere, savcılara hakaretler.

Başbakan Karamanlis’in emri ile derhal danışmanlık görevinden uzaklaştırıldı. İktidar- muhalefet yanlısı ayrımı olmaksızın tüm medya tarafından "kaçınılması gereken örnek" gösterilip eleştirildi.

Giritliler bugünlerde ihbarda bulunan o iki polisin ve o kadar güçlü, o kadar torpilli bir adamı hapis cezasına çarptıran hakimin cesaretini konuşuyor.

Konuşuyorlar konuşmasına da, ne olur ne olmaz Barba Yianis’in adamlarından biri dinler korkusuyla önce bir sağa sola bakıyorlar.

Çapkın’ın öyküsü

Doğduğunda takvimler hangi günü gösteriyordu bilen yoktu. "Babası" onu kucağına ilk aldığında kaç günlük, kaç haftalıktı sadece tahmin yürütülüyordu. "Bu olsa olsa 14 Şubat’ta Sevgililer Günü’nde doğdu" dedi "babası".

Erkekti... Adını "Çapkın" koydular. Malum moda ya, kısa artistik isimler ona "Çapi" diye hitap ettiler.

Herkes çok sevdi Çapkın’ı. Çocukluğunda, delikanlılığında aklı hep oyunda idi. Cinselliğini fark ettikten sonra da adına layık olmaya çalıştı. Dişi görmesin, peşinden ayrılmazdı. Maymun iştahlıydı biraz da. Çabucak aşık olurdu. Sonra da kaybolurdu ortalıktan. Son sevgilisi kim ise onun evinin önünde sabahlardı.

İstanbul’un Anadolu yakasında, Bahariye’de herkes tanırdı Çapkın’ı. Sokağa çıktığında "Ne haber Çapi?" yine hangi dilberin peşinde koşacaksın?" diye takılırdı esnaf.

O atılan laflara önem hiç vermez, kendine has yürüyüşüyle geçip giderdi.

Bahariye sakinleri bilir, ne hikmetse çevre temizliğine çok duyarlıydı. Meşrubat kutusu görmesin yolda, hemen toplardı. Bir keresinde bu duyarlılığına Kadıköy Belediye Başkanı bizzat şahit olmuş. Onu örnek olarak göstermiş.

Yemek konusunda çok seçiciydi . Öyle her şeyi yemezdi. En çok pilav üstü döneri severdi.

"Babası" ile bir sürü diyarı da gezdi, bir sürü yerler gördü, tanıdı. "Babası"nın dükkanı vardı, bazen işe de giderdi. O zaman mağazanın vitrinine girip saatlerce orada oturmaya bayılırdı. Gelip geçenlerin şaşkın bakışlarına aldırmazdı.

Yıllar yılları kovaladı, yaşını başını aldı Çapkın. Gözleri iyi görmüyordu artık. Bahariyeliler onu yolda gördüklerinde geçmesi için öncelik verirlerdi. Hatta tramvay sürücüleri bile o rayların üstünden geçerken yavaşlardı.

Ölüm Çapkın’ı bir gün sokakta buldu. Otomobil çarptı ve oracıkta verdi son nefesini.

Çapkın için Kadıköy adliyesinin bahçesinde "cenaze töreni" düzenlendi. Son yolculuğuna kimler refakat etmedi ki? Hakimler, savcılar, avukatlar, esnaf, onu seven herkes oradaydı.

Terrier cinsi güzel bir köpekti Çapkın. Öyküsünü, İstanbul ziyaretlerimden birisinde dinledim ve sizlerle paylaşmak istedim.

NOT: Gerekli bilgi ve fotoğraf için yardımlarından dolayı Çapkın’ın "babası" Uğur Tanşu Bey’e ve Gülseren Hanım’a teşekkür ederim.

Gitmediğim konsere ağıt

Oldum olası o kadını pek sevmem ve dolayısıyla Atina’daki konserine gitmeyi hiç düşünmedim. Birkaç şarkısı fena değil, ama internette sörflerken 250 Euro’luk VIP biletlerin bir ara 3-5 bin Euro’ya satıldığını okuyunca "Yahu ne buluyorlar şu Madonna’da" demeden geçemedim.

Kadın pop-star. Şarkı söylemekten başka sovları ile de dünya çapında üne kavuşmuş. Üstelik yaşı 50’ye dayandı. Bazı şeyler performansa bağlı. İstediği kadar mihrap yerinde dimdik kalsın, minarede mutlaka bir tahribat vardır tarzı düşünceler de geçti aklımdan.

Madem, 27 Eylül Cumartesi gecesi Atina Olimpiyat Stadı’nı dolduran 75 bin kişi Madonna’yı dinleyip-izleyip mest oldu ve madem ertesi gün okuduğum gazetelerde yazılanlar doğru, o zaman bir yerlerde hata yapmış olabilirim.

Kadın, arkasında koskoca bir M harfinin olduğu bir tahtta oturarak çıkmış sahneye. İlk lafı "Hello Athens" olmuş. Neredeyse iki saat hiç durmadan şarkı söylemiş, dans etmiş, hatta gitar çalmış ve ip atlamış.

Sekiz defa kıyafet değiştirmiş. Dev ekranlarda, ABD Başkan Adayı Barack Obama; Ghandi ve John Lennon gibi "iyiler", John McCain ise Hitler gibi "kötüler" ile birlikte (Get Stupid klibi) gösterilmiş. Dansörler metro vagonu içinde çıkmış sahneye. Sanatçı "Like A Prayer", "Hung Up", "4 Minutes" ve Çingene versiyonu ile "La Isla Bonita"yı söylerken yer yerinden oynamış. Kimse vaktin nasıl geçtiğini anlamamış. Herkes konserin hiç bitmemesini istemiş.

Keşke gitse miydim? Okuduklarımdan sonra, eh fena da olmazdı diye düşündüm. İnsan hayatında "orada olmak" hiç de küçümsenmeyecek bir şey.

Çok eskilere döndüm. Neredeyse 17-20 yıl öncesine. Anadolu Ajansı’nda çalışırken iş yükü nedeniyle o gün izin vermesi imkansız rahmetli hocam Ahmet Uran Baran’a bir yalan uydurup (acaba inanmış mıydı?) Pink Floyd’un konserine gitmiştim. O geceyi hálá hatırlıyorum. Anladığım o ki, 75 bin kişi de Madonna’nın Atina konserini en azından kolay unutmayacak.
X