Gündem Haberleri

GÜNDEM

    BM gibi çalışıyorlar

    Hürriyet Haber
    06 Mart 2005 - 00:00Son Güncelleme : 06 Mart 2005 - 00:01

    İsviçre İnsan Hakları Politikaları departmanı, İsviçre Dışişleri Bakanlığı’nın bünyesinde faaliyet gösteriyor. Amacı tüm dünyada, insan hakları ihlallerini önlemek. Bunun için ülkelerle ikili müzakereler başlatıyorlar. Örneğin Sri Lanka devletiyle, ülkelerindeki silahlı örgütlerle (ayrılıkçı Tamiller) yaşanan mücadele sırasında oluşan insan hakkı ihlallerini görüşüyorlar.Ya da şimdiye kadar hiçbir devletin ya da kuruluşun yapamadığını yapıp Çin’i karşılıklı insan hakları konusunu görüşmek üzere masaya oturtuyorlar. Dışişleri yetkilisi Simon Ammann, 2003’ten beri İran’la da böyle bir ilişki kurduklarını söylüyor. Görüşülen konular, ölüm cezasından işkenceye, kadın haklarına kadar çok çeşitli ve İsviçre bu görüşmelerde ülkelere herhangi bir bağlayıcılığı olmayan tavsiyeler sunuyor. Ammann, ayrıca bazı devletlerle, görüşme zeminine giremedikleri yasadışı silahlı örgütler arasında, işbirliği içinde oldukları sivil toplum örgütleri üzerinden arabuluculuk yaptıklarını da anlatıyor. Türkiye ile ilgili bu tür projeleri olup olmadığı sorusunu, bu konuda herhangi bir çalışmalarının bulunmadığını söyleyerek yanıtlıyor.SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ ÜZERİNDEN DİPLOMASİİsviçre’nin uluslararası politikada izlediği diğer bir yöntem ise sivil toplum örgütleri üzerinden yürüttüğü diplomasi.Cenevre’nin uluslararası konumundan yararlanarak, burada devletler arası faaliyetler yürüten kuruluşlar oluşturuyor, finansal açıdan bu örgütleri destekliyor ve çalışmalarına katkı sağlıyorlar. Bu kuruluşlar İsviçre Devleti’ne bağlı olmayan, bağımsız, ülkelerle resmi düzeyde ilişki yürüten sivil toplum örgütleri gibiler... Kendi alanlarında belli protokoller hazırlıyor ve ülkelerin bunlara uymayı kabul edip, anlaşmaları imzalamaları için müzakereler yürütüyorlar.MAYIN TEMİZLEME ÖRGÜTÜ Aralarında en bilineni, Cenevre Uluslararası İnsani Mayınsızlaştırma Merkezi (GICHD). 18 ülke tarafından desteklenen bağımsız bir örgüt (www.gichd.ch). Hedefleri, mayınların üretimini-kullanımını yasaklayan Ottawa Konvansiyonu’nu (1997) desteklemek ve önce mayınlara karşı ülke kamuoyularını bilinçlendirmek, ardından devletlerin kendi topraklarını mayınlardan temizlemelerine destek sağlamak. Şimdiye kadar Arnavutluk, Ukrayna, Mozambik, Yemen ve Bangladeş gibi birçok bölgede yapılan mayın temizleme çalışmalarına hem maddi hem de uzman personel yollayarak katkı sağlamışlar. Genel Müdür Stephan Nellen, Türkiye’nin de 2003’te konvansiyonu kabul etmesiyle, burada da aktif olarak faaliyet gösterdiklerini söylüyor. Özellikle İnsan Hakları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı gibi kuruluşlarla yakın işbirliği içinde olduklarını anlatıyor. Ölmeden önce Prenses Diana da bu örgüte destek veriyordu.ORDULARA DEMOKRATİK KONTROL Diğer bir benzeri kuruluş ise Cenevre Silahlı Kuvvetlerin Demokratik Denetimi Merkezi (DCAF). 2000’de İsviçre hükümetinin girişimiyle kurulan, 46 devlet tarafından desteklenen uluslararası bağımsız bir kuruluş (www.dcaf.ch). Amacı adından da anlaşılabileceği gibi ülkelerdeki orduların, demokrasiye uygun hareket etmeleri için gerekli denetim mekanizmalarını oluşturma konusunda hükümetlere, parlamentolara, sivil toplum örgütlerine danışmanlık sunmak. Geçen yıllarda Slovenya, Hırvatistan, Macaristan gibi ülkelerde bu konuda bir dizi toplantı organize etmişler. Örgütün danışmanlarından Eden Cole, yine Türkiye ile yakından ilgili olduklarını söylüyor. Kuruluş, geçtiğimiz yıl Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) ile ortaklaşa bir çalışma yürütüp, Ankara’da da bir konferans düzenlemişti.GÜVENLİK POLİTİKALARIİsviçre hükümeti güvenlik politikalarının geliştirilmesini amaçlayan örgütler de kurmuş. Bunlardan biri de Cenevre Güvenlik Politikaları Merkezi (GCSP). 33 ülke temsilcisinin katıldığı bir konsey tarafından yönetiliyor (www.gcsp.ch). Amacı ülkelerin güvenlik stratejilerinin iyileştirilmesi, uluslararası güvenlik politikaları konusunda ülkelerden gelen temsilcilere eğitimler verilmesi. Cezayir, Ürdün, Mısır, Bulgaristan gibi ülkelerden şimdiye kadar seminerlerine birçok katılımcı gelmiş. Örgüt sözcüsü Celia von Bismarck, Türkiye’den de Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkilinin yakın tarihte bu kurslardan birine katıldığını söylüyor. Bu arada İsviçre tarafından desteklenen birçok örgütte olduğu gibi kendilerinin de Türkiye ile yakın ilişkiler içinde olduğunu belirtiyor. Onların işbirliği içinde oldukları kuruluş ise Türk Dışişleri Bakanlığı bünyesinde bulunan Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM).1993 yılının Haziran ayında Türkiye’nin İsviçre Büyükelçiliği’ne yapılan saldırı sonrasında ilişkiler krize dönüşmüştü. Saldırıda elçilik yetkilileri, içeri girmeye çalışan bir Kürt’ü öldürünce, iki ülke uzun süre birbirinden uzak durdu. O olaydan 10 yıl sonra İsviçre Dışişleri Bakanı işleri düzeltmek için Türkiye’ye gelmek istedi ancak o sırada da İsviçre’de bir kanton Ermeni Soykırımı’nı tanıyan bir karar alınca her şey yine altüst oldu. Kürt krizi, Ermeni krizi derken İsviçreliler şimdi bir kez daha Türkiye ile yakınlaşmaya çalışıyorlar. Ay sonunda, 2 yıl önceki krizde de Dışişleri Bakanı olan Micheline Calmy-Rey, Türkiye’ye geliyor. Ondan önce Türkiye’den 7 gazeteci, biz İsviçre’ye gittik. İsviçre’nin Ankara Büyükelçiliği tarafından düzenlenen 6 günlük gezi, devlet birimleriyle yapılan toplantılardan, ülkede yaşayan Türk kökenli yabancılarla görüşmelere kadar geniş bir yelpazeye yayılmıştı. Programın ağırlıklı kısmını ise İsviçre’nin dünya politikasındaki yeri oluşturuyordu. İsviçre gerek hükümet olarak yürüttüğü dış politika gerek desteklediği bağımsız uluslararası örgütlerin çalışmaları nedeniyle dünya siyasetinde her zaman aktif konumda. Zira mayın temizlemeden, orduların demokratik kontrol yöntemlerine kadar birçok farklı amaç için kurulmuş uluslararası örgüt, anlaşıldı ki İsviçre’nin hamiliğinde faaliyet yürütüyor. İsviçre hem kendi dışişleri politikasında hem de bu örgütlere verdiği destekle adeta alternatif bir Birleşmiş Milletler örgütü gibi çalışıyor.İSVİÇRE TİPİ AYRILIKÇILIKOnların teröristi çeşme bombalıyorGezinin en ilginç bölümlerinden biri İsviçre’nin kuzeybatısındaki Jura kantonuna yapılan ziyaretti. Calmy-Rey, 3 günlük Türkiye ziyaretinde bir gününü de Diyarbakır’da geçirecek. İsviçre’nin Diyarbakır’ı denilebilecek Jura, belki de mütekabiliyet gereği Türk gazetecilerin programında... Bölge, İsviçre’de ayrılıkçı hareketlerin yaşandığı yer olarak tanınıyor. Fransızca konuşulmasına ve Almanca konuşulan Bern’den farklı bir kültüre sahip olunmasına karşın, ülke kurulurken Bern kantonunun içinde yer almışlar. Yıllarca Bern’den kopmak için mücadele veren Jura, sonunda 1979’da amacına ulaşmış. Ancak bu süreçte birtakım terör eylemlerine de sahne olmuş. Gerçi bizim bildiğimiz anlamda değil. 60’lı yıllardaki olaylarda, ayrılıkçı teröristler çeşme bombalıyorlarmış. Hiç ölen olmamış. Jura’nın başkenti Delemont’ta kanton sözcüsü Pierre-Alain Berret, kantonlarıyla ilgili bildi verdi. Eğitim sorunlarından, ekonomik sıkıntılarına kadar İsviçreli devlet yetkililerinin yanında federal hükümetten kaynaklanan tüm sıkıntıları aktardı. Ayrılıkçı düşünceler var, merkezi yönetimden şikayetler var, üstelik hemen Fransa sınırındalar ve Fransa ile de kültürel bir bağları var. Ortak bir refleksle tüm Türk gazetecilerin aklında aynı soru oluşuyor. ‘Şimdi sizin aranızda Fransa’ya geçmek isteyenler de vardır değil mi?’ ‘Yo neden olsun, ilk defa soruluyor bu bize. Niye İsviçre’den ayrılalım anlamadım!’
    Etiketler:

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı