Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Blair’den şaka ile karışık mesaj

<B>BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan’</B>ın Başkan<B> Bush </B>ile yaptığı <B>‘sıcak’</B> sohbet, dün gazetelere yansıdı.

Erdoğan-Bush-Blair üçlüsü birbirlerine takılmış, aile muhabbeti yapmışlardı.

Ancak bu sohbet sırasında ‘küçük bir ayrıntı’ herkesin gözünden kaçtı.

Blair, Başbakan Erdoğan’a ‘üstü kapalı’ bir sitemde bulundu.

Bu sitem, benim daha önce bu köşede yaptığım bir uyarının Blair tarafından dile getirilmesinden başka bir şey değildi.

Blair, sohbet sırasında Bush’a, ‘Başbakan Erdoğan bugünlerde biraz yoğun. Bir türlü bir araya gelip görüşemiyoruz’ dedi.

Kimse bu cümledeki ‘imaya’ dikkat etmedi.

Oysa İngiliz Başbakanı, Erdoğan’ı Londra’da görmeyi çok arzuluyor.

Çünkü, Türkiye’nin AB’yle müzakerelere başlayacağı ekim ayında AB Dönem Başkanlığı İngiltere’ye geçmiş olacak.

Blair, o gün gelmeden, o gün masaya gelecek sorunları çözmüş olmak istiyor.

Bunun için de acele ediyor.

Bir yandan İngiltere’de yaklaşan seçimler, diğer yandan Blair’in tartışılan liderliği ve tam bu dönemde AB Dönem Başkanı olma sıfatıyla artacak iş yükü nedeniyle o gün geldiğinde Türkiye’ye yeterince zaman ve ilgi ayıramamaktan korkan Blair, meseleleri erken ele almak amacında.

Ancak her nedense Türkiye pek oralı değil.

İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Westmacott bu ‘gereksinimi’ Dışişleri’ne hissettirmeye çalışıyor; ama galiba ‘hissedilmiyor’.

Son çare olarak Blair, Bush’un yanında şakayla karışık, ‘Görüşemiyoruz’ diyor.

Acaba Başbakan, Londra’ya gitmek için havaların ısınmasını, sisin kalkmasını mı bekliyor, bilemiyorum.

Ancak siyasetteki havalar ile sokaktaki havaların paralel ısınması şart değil.

Emniyetsiz ülke olduk

TÜRKİYE soyuluyor. Son birkaç yılda benim evim iki kez soyuldu.

Annem iki kez kapkaça maruz kaldı.

Çevremde evi soyulmayan, kendisi veya bir yakını kapkaç mağduru olmayan kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmez.

Büyük kentler giderek yaşanmaz hale geliyor, hatta geldi.

Gazeteler ‘geç kalmış’ bir tavırla haftalardır bu işin üzerine gidiyor.

Ama Emniyet Genel Müdürlüğü’nde hiçbir çalışma yok.

‘Laf olsun’ diye yapılan bilgilendirme toplantılarında ‘havadan sudan’ önlemler anlatılıyor.

Ama gerçekte yapılan hiçbir şey yok. (Bu arada Emniyet Genel Müdürü’nün adını bilip hatırlayan var mı? Ya da öyle birisi gerçekten var mı?)

Teke Tek’te bu konuyu ele almak istediğim için biraz araştırma yaptım.

Bir dönem dünyanın suç başkenti olan ve yaşanmaz haldeki New York’un Rudolph Guillani tarafından nasıl ‘tertemiz’ hale getirildiğini inceledim.

Yapılan projenin adı ‘zero tolerence’.

Yani ‘suça sıfır tolerans’ demişler, baştan başa yeni bir yapılanmaya gitmişler.

Bizde böyle bir çalışma yok. Bu kafalarla olamaz da.

Şimdi büyük ihtimalle suçu ‘CMUK Yasası’na ve ‘yargıya’ yıkıp işin içinden sıyrılmak isteyecekler.

Ve ortalık, yaşanmaz hale gelmeye devam edecek.

Şimdiki umudum Milli Güvenlik Kurulu.

Bu ayki kurulda bu konu gündem maddesi. Bakalım suçlulara ve suça yönelik bir ‘balans ayarı’ yapabilecekler mi?

Mutluluk düşmanları aynaya baksın

TÜRKİYE’
de yaşayanların ‘genelde’ mutlu olduğunu ortaya koyan araştırma, haftalardır Türk basını tarafından işleniyor.

Bazıları Türk halkının mutluluğundan ‘rahatsız’ olmuş görünüyor.

Bunlar aslında müzmin mutsuzlar. Ruhları kararmış.

Türkiye ortalamasının çok üzerinde para kazanıyor olsalar bile mutsuzluklarını yenemiyorlar.

Ve kendi durumlarını göz önüne almaları halinde ortaya çıkacak bir gerçeğe ulaşamıyorlar.

Bu ‘mutsuz’ yazarların yazılarındaki ortak görüş şu: ‘Kardeşim, ekonomi kötü. Milli gelir düşük. İşsizlik yoğun. Bu adamlar niye mutlu?’

Oysa yanıtları aynada saklı.

İşin var. Çok para kazanıyorsun. Şöhretlisin; ama mutsuzsun.

Demek ki, mutluluğun ‘parayla’, işle, güçle, milli gelirle, şan ve şöhretle alakası yok.

Bakın, Avrupa’nın en mutsuz milletleri hangileri.

Fert başına milli gelir fazlalığından çatlamak üzere olan İskandinav ülkeleri en başta geliyor.

Bu ülkelerde işsizlik yok. Bizdeki gibi yolsuzluk da yok. Para da çok.

Ama mutsuzlar.

Bazen doyuma ulaşmış olmak, beklentisiz kalmak, amaçsız yaşamak mutsuzluk nedeni olabiliyor. Rahat olmak, mutlu olmak anlamına gelmiyor, gelmeyebiliyor. Hatta bazen insana ‘rahat batıyor’.

Oysa bizim hep bir umudumuz, hep bir beklentimiz var.

İş bulmak, para kazanmak, müreffeh bir ülke olmak, yolsuzlukları, hırsızları azaltmak, ortadan kaldırmak, sağlık sisteminin düzeltilmesi, çocuğumuzu biraz daha iyi bir okulda okutabilmek...

Bunlar bizim beklentilerimiz. Bunun için çabalıyor, bunun için çalışıyoruz.

Ve bunlardan bazılarını elde etmek, bazılarına yaklaşmak bile bizi umutlu ve mutlu yapıyor.

Mutsuzluk tacirlerine ve mutluluk düşmanlarına bir tavsiyem var.

Aynaya bakın.

Siz niye mutsuzsanız, bu millet o yüzden mutlu.

Bu kadar basit.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Trafik ışıklarında yeşil yandığı zaman, sağa sola bakma gereği duymadan korkusuzca geçebildiğimiz zaman. S.A.
X