Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bizim Taliban

AĞIZLARINI açınca yahut kalemi ele alınca hemen “ahlak”tan, “dürüstlük”ten, “insana saygı”dan, “hoşgörü”den, “sevgi”den ve “meslek etiği”nden ve özellikle de “insanları karalamanın yanlışlığından” söz etmeseler, bir şey demeye gerek bile görmeyiz. Geçen gün “Ergenekon” davasının üçüncü iddianamesi açıklandı ya...

O iddianamede yer almış ne kadar ipe sapa gelmez malzeme varsa, dava ile ilgisi bulunup bulunmadığına ve ellerindeki malzemenin “haber değeri” olup olmadığına zerre kadar bakmaksızın... İnsanları insafsızca karalıyorlar.

Kim olduklarını kendileri de bildiği için isim vermiyoruz. Ama marifetlerinden örnekler ortaya koyarak bu “yüksek düzeyli profesyonel”(!)lerin yüzüne ayna tutmaya kendimizi zorunlu hissediyoruz.

Buyurun birlikte okuyalım:

Bir günlük gazetede, siyah zemin üzerine oturtulmuş, fotoğraflı, çerçeveli (yani ilk bakışta göze çarpmasına itina edilmiş) bir haber, “Balbay’a 48 bin lira” başlığıyla verilmiş.

Haberin metnine geçmeden aklınıza “Çalmış mı? Bir yerin parasını zimmetine mi geçirmiş? Yasadışı bir iş yapmış (örneğin yasadışı bir örgütün üyesi olduğunu veya onunla profesyonel bir ilişki kurduğunu ortaya koyan bir kanıt mı ele geçmiş) diyerek okuyorsunuz:

“BDDK (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu) murakıplarının incelemeleri sonunda, Ergenekon sanıkları arasında yer alan Cumhuriyet Gazetesi’nin Ankara Temsilcisi Mustafa Ali Balbay’a da 2004-2008 yılları arasında program (o dönemde yaptığı televizyon programları) bedeli olarak toplam 48 bin lira ödeme yapıldığı belirtildi.”

Diyelim ki bu bilgi aynen doğrudur.

Sanki yasadışı bir durum -veya iddia edilen suçlamalarla ilgili bir kanıt- keşfedilmiş gibi bir hava vererek böyle bir haber vermenin “ahlak”la, “dürüstlük”le, “insana saygı” ile, “hoşgörü” ile, “meslek adabı” ile ve özellikle de “insanları gereksiz yere karalamama” ilkesiyle zerre kadar ilgisi varsa lütfen siz karar verin.

Gelelim ötekine:

Aynı davanın “sanığı” olarak yargılanan Prof. Dr. Erol Manisalı’ya Halit T. isimli bir dostu telefonda “Albay Güner G.’nin doçent unvanını aldığını” duyurmuş. Ertesi gün de Erol Manisalı söz konusu albayı kutlamış. Bu konuşmalarda “Sınav zor geçti ama hallettik” gibi mutat laflar geçmiş. “Objektif habercilik” ve “etik değerler” konusunda pek iddialı -tahmin edeceğiniz kesimden- bir gazetemiz konuyu okuyucusuna duyururken “Ergenekon davasının tutuksuz sanığı (...) Prof. Dr. Erol Manisalı’nın asker ile üniversite arasında irtibat kurduğu tespit edildi” diyor.

Bu satırları yazanın, onu gazeteye koyanın Erol Manisalı’ya alenen ve resmen “iftira” etmek niyet ve kastı yoksa söyler misiniz?

Yayımladıkları konuşmanın haber değeri var mıdır? Var ise nerededir?

Bu haberi yayımlayan gazetenin Genel Yayın Müdürü dahil “A”dan “Z”ye hangi mensubu bir dostuyla buna benzer bir konuşma yapmamıştır?

Atatürkçü’lere Taliban kafasıyla bakmak bu değilse nedir?

 

Not: YÖK Basın Müşaviri telefon etti. Üniversite harçlarıyla ilgili Bakanlar Kurulu kararının önümüzdeki hafta Resmi Gazete’de çıkmasını beklediklerini söyledi. Duyuruyoruz. O.E.       

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI