Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bizim “sol”un GDO’su

CHP Gençlik Kolları “GDO’lu gıdalar atom bombasıdır” diye gösteri düzenlemiş.

Nümayiş diğer gazetelerde yer almadı ama “neo-ittihatçı-ulusalcı” cihetin sözcüsü “Cumhuriyet” kapı gibi haber yaptığına göre, inanmamak için nedenim yok.

Zaten aynı kesimin diğer bir organı, “Karanlık” Dergisi de söz konusu “GDO”ya “ABD baskısıyla” izin verildiğini “ifşa ediyordu” (!).

Artı, kendisini “komünist” diye vaftiz etmiş başka bir aşiretçik de koroya katılıyordu.

Gördünüz, bunların hepsini Türkiye’de “sol” diye tanımlanan kuruluşlar oluşturuyor.

* * *

BURADA ilkin şunu hatırlatayım ki, kısaca “GDO” denilen bu “genetiği dönüşmüş organizmalar”ın esas ve ilk mucidi, o “sol”un en kızıl ve en keskin kesiminde yer alıyordu.

Stalin döneminde, Trofim Lissenko adındaki bir şarlatan önce biyolojideki Mendel yasalarının “gerici” (!) olduğunu ilân etmişti. Sonra da, diyalektik materyalizm sayesinde kış buğdayını yaz buğdayına dönüştürerek, Sovyet tarımı na devasa adımlar attırdığını duyurdu.

Hazret “SSCB kahramanı” mertebesine yükseltildi ve dünyaya “devrimci genetik mucizesi” diye takdim edildi ama sonuç felâket oldu ve Rus tarım sektörü bütünüyle iflas etti.

* * *

ANCAK, Lissenko’nun şarlatanlığı ve Sovyet komünistlerin ahmaklığı bir yana, yukarıdaki vukuatı bir de siyasi-felsefi boyutta ele almamız gerekiyor. O da şu ki, pratiği doğru veya yanlış, “sol” fikriyat, insanların daha kolay üretmesine ve beslenmesine imkan sağlayacak her türlü bio-teknolojik dönüşüme açıktır. Hatta öncüdür.

Bu da sonsuz da doğaldır! Zira mademki “sol” dediğimiz değerler en önce hümanizma yani insan sevgisi gerektirir, o halde, bir dönüm arazide yüz yerine bin koçan veren “GDO”lu mısırdan, bir kurak mevsimde yüz yerine on telef veren yine “GDO”lu arpaya, aynı “sol”unaynı insan hayatını kolaylaştıracak ve iyileştirecek her şeyi sahiplenmesi ahlaki bir tutumdur.

Kaldı ki, “sol” daha ilk andan itibaren modernitenin bilimsel ufku ve rasyonel aklıyla eklemleşmiştir. Bu ikisinden kopması, ayrışması, uzaklaşması tahayyül dahi edilemez.

Özetle, tabiatın insana tâbi kılınması, o “sol”un bizzat kendi t-a-b-i-a-t-ı-n-d-a-d-ı-r!

* * *

AMA buna karşılık, biraz siyaset teorisi ve felsefesi karıştırmış olan herkes şunu bilir:

Herder’den Vico’ya ve Spengler’den Barres’e veya ilk Fransız faşistlerinden Alman muhafazakâr devrimcilerine, yukarıdaki tabiata müdahaleyi ya metafizik açıdan günâh, ya da geleneksel toplum için felaket sayarak reddedenler, yelpazenin en aşırı sağ ucunda yer alırlar.

Onlar modernitenin amansız düşmanlarıdır ki, zaten de Nazi teorisyen Rosenberg’in “doğaya döğüş” hezeyanıyla, bugünkü softa ekolojistler arasındaki paralellik göz çıkartır.

* * *

OYSA tabii ki doğru, hayatı iyileştirdiği varsayılarak “GDO”lar hiç tartışmasız kabul edilemez. Henüz çözümlenmemiş bir dizi tıbbi ve etik sorun vardır. Ciddiyet arzetmektedirler.

Ama bunlar “sağ” veya “sol” değildir! Bilimsel, nesnel ve apolitik denklemlerdir.

Asla ideolojik formüllerle açıklanamazlar. Asla siyasi sloganlara indirgenemezler.

Üstelik unutmayalım, Hint’ten Çin’e ve Brezilya’dan Arjantin’e, dünyadaki “GDO”lu tarım yüzde doksan oranla, bizim “sol”un (!) toz kondurmadığı ülkelerde yoğunlaşıyor.

Oysa insanlarını doyurmak ve refahlarını yükseltmek azminde olan bu ülkeler de işte o “GDO”lara toz kondurmuyorlar. Karşıtlarını “zengin şımarığı” diye nitelendiriyorlar.

Zaten Bombay’dan Şensen’e, bio-genetik laboratuarlar Kaliforniya’yla kapışıyorlar.

Ve işte tüm bunlara rağmen de, Türkiye’de “sol” (!) diye yutturulan ve “aşırı sağ”ın ta kendisi olan kesim, evrensel “sol” değerleri bir kez daha çiğnemekten utanmıyor.

 

X