Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bizim Guy Fawkes'lar

<B>PARLAMENTER </B>sistem tarihine biraz ilgi duyanlar <B>Guy Fawkes </B>adını bilirler. Sadece onlar değil, her yıl 4 Kasım'da Londra'nın <B>Trafalgar Meydanı'</B>na gidenler de, orada toplanan binlerce öğrenciden bazılarının, üzerinde <B>Guy Fawkes</B> yazılı kuklaları yaktıklarına tanık olurlar ve hikayeyi öğrenirler:

Guy Fawkes İngiliz Parlamentosu mahzenine, parlamentoyu havaya uçurmak amacıyla içi barut doldurulmuş 36 varil koyan ve 1605-1606 yasama yılı açılış günü bunları patlatmak isterken suçüstü yakalanan, Katolik bir İngilizdir.

İngiliz halkına parlamentoya karşı tertip yapmanın ne büyük ve bağışlanamaz bir suç olduğu her yıl Guy Fawkes'un lanetlenmesi için düzenlenen bu günlerde öğretilmiş olur.

Bize Guy Fawkes'ı, 3 Kasım 2002 milletvekili seçimlerinin meşruiyetine karşı Guy Fawkes'ınkinden daha hafif olmayan bir sabotajda bulundukları yargı kararıyla kesin hükme bağlanan dört kişi anımsattı.

Bunlar, Demokratik Halk Partisi'nin (DEHAP) 3 Kasım seçimleri öncesindeki Genel Başkanı Mehmet Abbasoğlu, Genel Sekreteri Nurettin Sönmez ile onlara suç ortaklığı yapan bir sonraki Genel Başkan Veysi Aydın ve Genel Sekreter Ayhan Demir'dir.

Türkiye'deki seçimlere herhangi bir şekilde hile karıştırmanın, sahte belge kullanmanın, terör, tedhiş, baskı gibi metotlara başvurmanın bedelinin çok büyük olduğunu bu çok vahim örneği zihinlerde taze tutarak tüm halkımıza öğretmezsek, yeni DEHAP olaylarıyla karşılaşabiliriz.

Aslında DEHAP yöneticilerine verilen ve kesinleşen ceza niçin sadece Türk Ceza Kanunu'nun ‘‘Bir kimse resmen memur olmadığı halde (...) resmi bir vesikada sahtekárlık yaparsa iki seneden sekiz seneye kadar ağır hapis cezasıyla cezalandırılır’’ diyen 342'nci maddesiyle sınırlı tutulur da, bu yüzden ulusal iradenin sağlıklı bir şekilde tecellisinin önlenmiş olması ayrı bir suç olarak dikkate alınmaz, itiraf edelim ki anlamıyoruz.

Bir nokta daha var:

DEHAP'lılar 3 Kasım 2002 seçimlerine katılmak için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na sahte belge ile (o belge ne ise hálá bilmiyoruz) başvurdular ve buna dayanarak Başsavcılık da Yüksek Seçim Kurulu'na verdiği listeye DEHAP'ın adını da koydu diyelim.

Zaten verilen bilgiler bunun böyle olduğunu gösteriyor.

Peki ama Başsavcılığın bir görevi de siyasi partilerle ilgili kayıtları tutmak değil mi?

Yanlış bilmiyorsak, siyasi partiler kendileriyle ilgili bilgileri Başsavcılığa bildirmekle yükümlüdürler. Bir partiyle ilgili işlem yapılacağı zaman o partinin kayıtları değil, Başsavcılık'taki bilgiler dikkate alınır.

Durum bu ise, DEHAP'ın seçimlere katılmak için gerekli asgari koşullara sahip olmadığı seçime katılacak partilerin isimlerinin saptandığı 1 Ağustos 2002 tarihinde bilinmiyor muydu?

Bilinmiyorsa bir görev ihmali mi var? Yoksa başka bir şey mi?
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI