Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bizim Anayasamız katı mı yumuşak mı pek belli değil…

Edinilen bilgilerden süzülüp akılda kalanlara “genel kültür” denilir ya.

Hukuk eğitimi görüp de, bunun pratiğini yapmayan bu satırların yazarı gibi kişilerin “genel hukuk kültürü”nde, anayasalar “yumuşak” ve “katı” diye iki kategoride ele alınabilir.

Yumuşak anayasalar (Flexible), her dönemde, kolayca değiştirilebilir. Katı anayasalar (Rigid) ise, zor yöntemlerle değiştirilebilir.

Bir anayasayı “katı” yapmanın yolları ise sayısızdır. Örneğin anayasa değişikliğine ilişkin şu kurallar da anayasaları katılaştırır: Üye tamsayısının salt çoğunluğu kuralı/ Nitelikli çoğunluk kuralı/ Halkoylaması şartı/ Değiştirilemeyecek maddelerin varlığı v.b.

Bunlar gibi mesela belirli süre ve dönemlerde anayasaların değiştirilmesinin yasaklanması da “katılık” sağlar. Örneğin 1975 Yunan Anayasası’nın da ilk beş yıl içinde değiştirilmesi yasaktı. Veya 1958 Fransız Anayasası cumhurbaşkanına vekâlet edildiği dönemlerde Anayasanın değiştirilmesini yasaklamaktadır. Bazı anayasalar da (1978 İspanyol Anayasası; 1976 Portekiz Anayasası gibi) savaş, sıkıyönetim ve olağanüstü hâl durumlarında anayasanın değiştirilmesini yasaklamaktadır

 

Yumuşak olanlar

 

Uludağ Üniversitesi’nden Doç. Dr. Kemal Gözler, [www.anayasa.gen.tr] sitesinde “yumuşak anayasalar”a da şu örnekleri verir:

- Bir yazılı anayasanın yumuşak nitelikte olması iki şekilde mümkündür. Anayasa, ya açıkça normal kanunlar gibi değiştirilebileceğini hükme bağlar; ya da değiştirme konusunda hiçbir hüküm içermez. Birinci duruma 1963 Singapur Anayasası örnek gösterilebilir. Bu anayasa, “yasama organının kabul edeceği bir kanunla değiştirilebileceğini” açıkça hükme bağlıyordu. İkinci duruma örnek olarak ise, 1967 Irak, 1956 Sudan ve 1929 Vatikan Anayasaları gösterilebilir. Bu anayasalar değiştirilme usûllerini düzenlemediklerinden adî kanunlar gibi değiştirilebileceklerini kabul etmek gerekir. Yumuşak anayasanın, diğer tarihsel örnekleri de şunlardır: 1814 ve 1830 Fransız Şartları, 1848 İtalyan, 1918 Sovyet, 1909 Güney Afrika ve 1975 Çin Anayasaları.

Yumuşak anayasa sisteminde yasama organı bir kanun yapar gibi anayasayı değiştirebilir. Bu nedenle, “yumuşak anayasa sistemi”nde, “anayasanın üstünlüğü” ilkesi lafta kalmaktadır.

 

Katı ama yumuşak

 

Bu genel hukuk kültürünün ışığında bizim Anayasalarımıza baktığınızda bunların sözde “katı” özde ise “yumuşak” olduklarını rahatça söyleyebilirsiniz. Hatta daha da ileri gidip, bizim bazı yasalarımızın anayasalarımızdan daha katı olduklarını da söyleyebilirsiniz.

Nitekim askeri müdahalelerde anayasalarımız toptan buharlaşmıştır bile. Mesela 1980’in 12 Eylül askeri müdahalesinde, 1961 Anayasası feshedilmiş ama Anayasa Mahkemesi kalmıştır.

Son olarak daha da emsalsiz bir durumla karşı karşıya bulunmaktayız. Anayasa Mahkemesi’nin son kararı çerçevesinde aynı Anayasa’ya göre cumhurbaşkanını TBMM mi yoksa halk mı seçecek konusunda, hukukçular henüz bir uzlaşmaya varmış değiller.

Yani “siyasi uzlaşma” arayanların “hukuki uzlaşma”ya varmaları pek mümkün değil bu durumda.

Anayasa Mahkemesi’nin eski başkanı olan şimdiki cumhurbaşkanının bu emsalsiz duruma katkılarını da, Anayasa Mahkemesi’nin “367 Kararı” ile bu duruma zemin hazırlamasını da, hukuk tarihi herhalde yazacaktır.

“12 Levha Kanunları”nın dahi yazımcısı Gaius da (MÖ 130-180), “Hukuki Pozitivizm”in kuramcısı Kelsen de (1881-1973), Türkiye’deki durumu izlerkenherhalde mezarlarında dönüyorlardır.

ŞAKA

Biz bize benzeriz

Hukuk felsefesine Hans Kelsen’in getirdiği “Normlar Hiyerarşisi”ne göre, Anayasa, Kanun, Tüzük ve Yönetmelikler, bir piramit oluşturur.

En üstte bulunan Anayasa’ya, alttaki normlar uymak zorundadır.

Bize özgü “hukuk geometrisi”nde ise, bu piramit bazen daire, bazen kare, bazen de küp olur.

Bazıları da buna “Ankara Kriterleri” diyebilirler.

Selülit krizleri yoğunlaşırken

Açıkçası ünlü ve güzel kadınlara karşı açılan “selülit kampanyaları” erkek egemen toplumun bütün çarpıklığını sergilemeye başladı.

Kimse plajlardaki erkeklerin göbeklerine bakmıyor. Mayolara sığmayan fazla kilolara aldıran yok. Herkes güzel kadınların baldırlarındaki selülitlere takılmış durumda.

Aslında erkeklerin selülitlerinin en fazla beyin bölgelerinde toplanmış olması da görmezden geliniyor. Yurt ve dünya gerçeklerinin gri hücrelere ulaşmasını engelleyen bu selülit tabakaları, pek çok erkeğin söylemlerindeki çağ dışılığa yansımıyor mu?

X