Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bize ne oluyor

“SUSTU Another Life Gazinosu, sustu şarkılar, paletimde renk, fırçamda şekil sustu”.

Hepimiz susuyoruz. Bekir Sıtkı Erdoğan’ın dizesindeki gibi, hayat suskunluğa dönüyor. Ürkeğiz, tedirginiz. Birbirimize bakıyoruz, meçhul bir boşluğa bakar gibi. Susuyoruz. Kaygıyla dolu sorular dalga dalga benliğimizi sarıyor.

Gazeteciliğim kırkıncı yılına doğru yol alırken, hiç olmadığı kadar, uzun bir tatili geride bırakıyorum. Uzun tatilde sorular çok uzun. Tatilse, adı tatil, yoksa kendisinin tatille ilgisi yok.

Bir aylık süre içinde Batı bölgelerinde dolaşırken, gördüğüm en çarpıcı değişiklik, yazın ve tatilin tadı yok. Öylesine yok ki, eğence mekanlarında, çalsın sazlar oynasın kızlardan eser yok. Eskisi gibi, ne çalan saz var, ne oynayan kızlar. Her gece Bodrum kepenkleri indirmiş.

Öylesine indirmiş ki, bir yerde saz çaldı mı, insanlar garip garip bakıyor, “siz ne yapıyorsunuz” diye, onları sorguluyor.

Çünkü, terör. Çünkü, her gün şehitler geçidi.

NEREYE GİDİYORUZ

İnsanları bu ruh hali teslim alıyor. Burnunun ucunun görünmediği yoğun sis çemberinde yol arayanların feryadı gibi. Çünkü, terör.

Terörün ruh halimize egemen olduğu, ruhumuza çöktüğü bir dönemi ilk kez görüyorum.Yitirdiğimiz insanların acıları ile beraber, terör en büyük etkisini bizi teslim alan bu ruh halinde gösteriyor. Çökmüş, umutsuz bir vaka gibi.

İster dağ başında bir kır kahvesinde, ister yol üstünde bir köftecide, sizi karşılayan ilk ve değişmeyen soru, “nereye gidiyoruz?” Korkuyla dolu, o günkü terör bilançosunu sayıp dökerek. Soruyu sorarken, çevresini kolaçan etmeyi ihmal etmiyor, çünkü bir saniye sonra ne olacağını bilmiyor.

Bu terör korkusu değil. Düşündüğümü söylersem, başıma ne gelir, korkusu.

“Bize ne oluyor” ya da “nereye gidiyoruz” derken, kendisinden çok yarınlarını düşünüyor, hiç bir şeyden habersiz, ıslak kumdan kaleler yapan çocukları göstererek.

BİZE NE SURİYE’DEN

Ardından terörün gerekçesini sıralayan sıralayana. Hepsi aynı yerde birleşiyor.

“Bize ne abi, Suriye’den? Suriye’ye bu kadar karışırsan, olacağı budur. Bu terörü bize Suriye yapıyor, bizden intikam alıyor. Bize ne abi Suriye’den”

Şehirler arası yolda Kırkağaç kavunu, çam balı, sızma zeytinyağı satan köylüden deniz kenarında rakı servisi yapan garsona, işleri bu sezon kesat gittiği için dükkanı önünde gün boyu çekirdek çıtlayan esnaftan denize girmek için rüzgarın dinmesini bekleyen emekliye kadar, her meslekten, her gelir gurubundan insan terörün adını koyuyor:

Bize ne abi, Suriye’den? Biz niye Suriye’ye bu kadar karışıyoruz?”

Bunca meslek hayatımda bir dış politika konusunun rutin hayatımızı bu kadar çok değiştirdiğini çok az anımsıyorum. Belki 1974’de Kıbrıs Barış Harekatı sırasında. Onun dışında, hayır.

Terör bize Suriye’den geliyor, biz Suriye ile savaşır mıyız? Allah korusun, ne savaşı be abi. Amerika bizi Suriye ile savaşa itiyor”.

Paletimde renk, fırçamda şekil sustu. Terör ve savaş korkusu. Son ayların değişmeyen ruh hali.

Tarım, Belde ve 4+4+4

MAZOT fiyatı artmış, gübre fiyatı artmış, tarımsal ilaç fiyatı artmış ama, ürün eskisi gibi para etmiyor. Çiftçi halinden çok yakınıyor. Hele mazot ve gübre fiyatındaki artış çok can yakmış. “Geçimin tarımdan ise, yandın”. Dağda bayırda, ovada, köyde çiftçilerden en sık duyduğum söz.

2014’de belde belediyeleri kalkıyor. Belde belediyeleri kalkarken, belde belediyelerine teftiş hızını almış, gidiyor. Şimdi her yerde belde belediyesi teftişlerine hazırlık var.

Belde belediyelerinin kalkacak olması, beldelerde halkın canını sıkıyor. Belde belediyeleri kendi çapında iyi iş yapıyor. Yerel sorunlar kendi çapında çözüme kavuşuyor. Şimdi bu belediyeleri oy hesaplarıyla kaldırmak beldelerde halkın tepkisini çekiyor. Çünkü, pratik yaşam sıkıntıya girecek.

4+4+4 hazretleri arz-ı endam ediyor. Eğitimde ana babaların kafası allak bullak. Hem bilinmeyenler var, hem zorlanan din eğitimi. Aileler tedirgin, çocuklarını nasıl bir gelecek bekliyor, hangi eğitim sistemiyle nereye varılacak, bunu kestiremiyor.

Bunlara genel otoriter karakter ekleniyor. Korku ve tam tersi, “bir şeyler yapmak zorunluluğu” beraberinde.

Bu etkenler artan terörle bir araya geldiğinde AKP oylarında azalma var. AKP’ye güven kaybı var.

AKP oyları azalıyor, ama belli bir partiye gitmiyor, kararsızlar artıyor. Ancak, bugün için net olan şu. AKP’den giden oyların bir daha AKP’ye dönmesi hayli güç görünüyor.

Kime gidecek? O belli değil.

Kadınlar: Ölümü Bekliyoruz

SÜNNET düğününde çıkan tartışmada Beytüşşebap Kaymakamı aşiret reisini tokatlıyor. Reis ayağa kalkıyor, Jirki Aşireti altı jandarmayı öldürüyor ve dağa çıkıyor. Yıl 1976 veya 77.

Belki otuz, kırk yıl sonra o bölgede ilk kez jandarma öldürülüyor. Ben Beytüşşebap’a gidiyorum. Jandarma duruma hakim, ilçede adı konmayan sıkıyönetim var. Aşiret dağdan inmiyor. Suların durulması uzun zaman alıyor.

O tarihte sokakta dolaşırken, özellikle kadınların feryadına tanık oluyorum: “Hepimiz ölümü bekliyoruz”.

Son terör eyleminde sonra dün Beytüşşebap ile konuşuyorum. Kadınlardan söz ediliyor. Kadınlar polise ve özel time gidiyor, feryatlar 1976, 77’deki gibi: “Hepimiz ölümü bekliyoruz, yetti artık”.

1976, 77, aşiret dağda, ilk kez jandarma öldürülüyor, gazetecilik çok zor. Epey zorlandığımı anımsıyorum, hatta izlendiğimi.

Bugün Beytüşşebap’ta gazeteci arkadaşlar iki arada, bir derede. Hangi haberi yapsalar, kimseye yaranamıyorlar.

 

X