Bizden bir farkınız olsun

İktidardaki siyasetçinin başarısını halkın dilinden konuşmaya bağlıyorlar ya... Çok doğru.

Sorunlara öyle çözüm önerileri getiriliyor ki, en yakın kahvehanedeki okey masasında AYNI muhabbet dönüyor.
Trafik mi kilit...
“Tatile çıkın arkadaş” diyor yetkili.
Vatandaşın yüzünde bir tatmin gülümsemesi; “Kafamız aynı, tam da benim aklımdan geçen” düşüncesi...
Son dönemde Sevda Tepesi’yle başlayıp sel felaketiyle devam eden akıllara zarar açıklamalar yapan Çevre Bakanı da önerileriyle zekamızı okşuyor.
Vatandaş hava kirliliğinden şikayetçi...
Bakanın önerisi: “Hava kirliliğinin olduğu günlerde çocukları açık havaya çıkarmayın.”
Hâl böyle olunca, o koltuğa otursa ülkeyi yönetebileceğini sanan taksi şoförüne “Hadi sen de” demeye dil varmıyor.
Açık havaya çıkmayarak kolayca çözülebilecek soruna muasır medeniyetlerde nasıl yaklaşılıyor derseniz...
Birçok yerel yönetim uzun vadeli yaptırımlar uyguluyor. Örneğin, 1989’da Kaliforniya, ABD’deki en kötü hava kalitesine sahip Los Angeles’ta hava kirliliğini azaltmak için 20 yıllık plan yaptı. Benzinle çalışan araçların kullanımına sınırlamalar getirilip toplu taşıma teşvik edildi.
Birçok ülkenin ulusal hava kirliliğini kontrol organları var. ABD’de Çevre Koruma Ajansı (EPA) hava kirliliğini kontrol standartlarını belirleyip zorla kabul ettiriyor.
Yine ABD’de, hava kirliliğini yaratanların verdikleri zararı tamir etmeye mecbur bırakıldıkları kanunlar çıkarılıyor.
Ya da mesela, havayı kirletenler fazladan vergi ödüyor. 1990’dan itibaren kloro-floro-karbon gazı salan şirketlere yüksek vergiler getirilince, 1996’da bunların kullanımı sıfırlandı.
Hükümetler bir fabrikanın salacağı kirli gazlara da sınırlama getirebiliyor. Bu da fabrikaları temiz enerjiye ya da fazladan filtreler kullanmaya itiyor.
Ya da hükümetler, şirketlerin havaya ne kadar kirli gaz saldıkları konusunda kamuoyunu bilgilendirmesini zorunlu kılabiliyor. Böyle olunca zaten, imajı zedelensin istemeyen şirket, havayı daha az kirletmenin yollarına başvuruyor.
1992’de Birleşmiş Milletler, Mexico City’yi gezegenin en kirli havasına sahip şehir ilan etti. Mexico City, bundan altı yıl sonra “çocuklar için dünyadaki en tehlikeli şehir” unvanını isminin önüne taktı.
Havası o kadar zehirliydi ki, hava sahasına giren kuşlar fazla uçamadan düşüp ölüyordu.
Aradan 14 yıl geçti, Mexico City istikrarlı bir çabayla hava kirliliğini belki tamamen çözmedi ama yüzde 50 azalttı. Havadaki kurşun oranı 1990’dan beri yüzde 90 azaldı.
Çabalarının devamında planları arasında egzoz gazını iyice azaltmak, düşük sülfürlü petrol üretecek 9.3 milyar dolarlık bir tesis kurmak, 2005’ten beri yılda karbon monoksit salınımını 80 bin ton azaltan metrobüs sistemini genişletmek, hibrid otobüslere geçiş yapmak, yüz binlerce aracın yerini alacak bir tren sistemi kurmak var.
Velhasılkelam...
Hükümetler isterse yapacak şey çok.
Yapmamanın da bir bahanesi yok.
Yoksa hava kirliliğinin yoğun olduğu günlerde sokağa çıkmamayı biz de biliriz.
Bize mümkünse, bir tık üstte önerilerle gelin.
Yazarın Tüm Yazıları