Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Biz de destekleyelim

TOPLUMSAL olaylarda kimin haklı, kimin haksız olduğunu kesinlikle tayin etmek çoğu kez çok zor hatta imkánsızdır.

Çünkü herkes olayın işine gelen kısmını gösterir, öteki kısmını yok sayar.

Son günlerde Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) önayak olduğu kitlesel olaylar için de yukarıdaki sözler geçerlidir.


O nedenle "Kim haklı?" sorusuna yanıt aramaktan çok, "Bu olayların meydana gelmesini önleyecek önlemler nelerdir?" sorusuna yanıt aramak bizce çok daha yerinde olur.

Örneğin ortada, PKK’nın 35 bin insanın ölümünden sorumlu lideri "Abdullah Öcalan’a İmralı’da kötü muamele yapıldığı" iddiası var. DTP bu iddiayı doğru sayarak Diyarbakır, Adana, Tunceli, Ağrı, Van, Hakkari, Batman’da protesto eylemleri düzenledi.

DTP’li belediye başkanları Cumhuriyet Bayramı kutlama törenlerine katılmadılar.

Çok ayıp ettiler.

Cumhuriyet bugünkü iktidarın Cumhuriyeti mi? İktidara kızarsan protestonu yazıyla, toplu yürüyüşle, yayınla dile getirirsin ama kavganı Cumhuriyet’e neden bulaştırıyorsun?

Keza DTP Genel Başkanı Ahmet Türk başta olmak üzere DTP milletvekilleri son günlerde halkın "başkaldırısı"ndan söz edip bunun meşruluğunu savunacak kadar ileri gittiler.

Yarın da Diyarbakır’da iki gün sürecek yeni bir "oturma eylemi" düzenleyecekleri bildiriliyor.

Bu yolda devam ederlerse kendilerini meşruiyet minderinin dışına düşmüş görebilirler. Öyle bir durumda devlet hesap sorar. Üstelik haklı da olur.

O nedenle yukarıda dediğimiz gibi çözümü gerilimi artırmakta değil, bu tür kitlesel olayları önleyecek önlemlerde aramak herkesin lehinedir.

Çözüm örneğin Adana Valisi’nin savunduğu gibi "eylemlere karışan çocukların ailelerinin yeşil kartını iptal etmek" değildir. Bu İsrail’in, Filistinli eylemcilerin evlerini ailelerinin başına yıkma tedbirinin Türkçesi olur. Bunun hukukla, insan hakları kavramıyla savunulması imkansızdır.

Çözüm, İmralı’daki katile kötü muamele yapıldığı iddiası ortaya atılınca "Bu iddialar tamamen yalandır" türü bir açıklama yapmak da değildir. O açıklama yerine Adalet ve/veya İçişleri Bakanı’na düşen, "İddiaları ihbar saydık. Derhal İmralı’ya müfettiş gönderdik. Oradaki mahkuma gerçekten kötü muamele yapıldıysa, sorumlular cezalandırılacaktır" demek ve onun gereğini gecikmeden yapmaktır.

Oysa o da yapılmadı.

Görüldüğü gibi hem ülkeyi yönetme sorumluluğunu taşıyan siyasi iktidar yanlış yapıyor hem de DTP’liler yangına benzinle gidiyor.

Özellikle DTP’liler dün basına dağıttıkları "DTP’nin Kürt Sorununa İlişkin Demokratik Çözüm Projesi" başlıklı kitapçıkta ifade ettikleri gibi kendilerinin Türkiye’de bir ’Federasyon’ kurma peşinde oldukları iddiası yalan ise yani Cumhuriyetimizin üniter (tekli) yapısını benimsiyorlarsa bunu açık açık söylemeliler.

Öyle bir yaklaşım, yani hangi etnik kökenden gelirse gelsin, tüm insanların bireysel bazda eşit, mutlu ve özgür olduğu bir Türkiye’den yana iseler bunu söylesinler, kavgalarını biz de üstlenelim.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI