Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Biz büyük bir aileyiz ve ailemizin cezaevindeki üyelerini oradan çıkarmak istiyoruz

    Banu Tuna - Fotoğraf: Emre Yunusoğlu
    29.01.2017 - 02:00 | Son Güncelleme:

    Uluslararası Yazarlar Birliği PEN, bugüne kadar görülmemiş büyüklükte bir heyetle Türkiye’yi ziyarete geldi. Hükümet ve muhalefet yetkilileriyle görüştüler, Silivri Cezaevi’ni ziyaret ederek 1 Ocak itibariyle cezaevinde bulunan 131 gazeteci-yazarla dayanışma içinde olduklarını açıkladılar. PEN’in ilk kadın başkanı Meksika-ABD’li edebiyatçı Jennifer Clement ile ziyaretin detaylarını, uluslararası kamuoyunun Türkiye hakkında endişelerini konuştuk. Baskı ortamı ve edebiyat ilişkisiyle ilgili olarak “Türkiye zaten cezaevine girmiş, orada eser vermiş büyük edebiyatçılara sahip. Sizinki bir hapishane edebiyatı” dedi.

    Aktivizm, hak savunuculuğu sizde aile mirası gibi... Babanız da bir aktivistti öyle değil mi?

    - Babam New York’ta vatandaşlık hakları hareketinin içindeydi. 1950’lerde siyahi Amerikalılar’ın hakları için Başkan Kennedy ile çalışmıştı. Daha sonra ailem ben daha çok küçükken Meksika’ya taşınmış. Mexico City’de büyüdüm. Gabriel Garcia Marquez’in çocuklarıyla birlikte okudum. Sanatçıların ve entelektüellerin çocuklarının gittiği küçük bir okuldu.

    Edebiyatçı olmanızda, bu geçmiş ne kadar etkili oldu?

    - İnsanın kendini değerlendirmesi zor ama korunmaya muhtaç ama korunmayan insanların arasında büyümek eminim etkili olmuştur. Ben büyürken ve hâlâ da Meksika’da büyük bir fakirlik, acı vardı. Ben bunların yanıbaşında büyüdüm ve üzüntüsünü duydum. Hep korunmaya muhtaçlarla ilgili yazdığımı sonradan fark ettim.

    Biz büyük bir aileyiz ve ailemizin cezaevindeki üyelerini oradan çıkarmak istiyoruz

    Sizce edebiyat hak savunuculuğunun bir aracı, biçimi olabilir mi?

    - Kesinlikle. Dünyayı değiştirmiş pek çok roman sayabilirim size. Dickens’ın ‘Oliver Twist’i İngiltere’de çocuk işçiliği kanununun değişmesini sağladı. Jane Austen, Charlotte Bronte romanları, bağımsız bir kadın olamamanın, kaderini başkalarının merhametine bırakmak zorunda kalmanın nasıl bir şey olduğunu gösterdi herkese. Victor Hugo’nun ‘Sefiller’i sayesinde Fransızlar’ın yoksullara bakışı değişti. Zola ‘Germinal’i yazmasaydı, kimse madencilerin çalışma koşullarına dönüp bakmayacaktı. Romanlar empati yaratır. Romanlar sayesinde birinin kafasının içine, acılarının içine girip bakabilirsiniz. Romanlar kesinlikle dünyayı değiştirebilir.

    PEN’in kuruluş tarihi 1926 ve siz göreve gelen ilk kadın başkansınız. Neden bu kadar uzun sürdü sizce?

    - Bence bu dünyada genel olarak varolan mizojini (kadın düşmanlığı) ve kadın haklarında geri olmanın bir yansıması. Meksika’da kadınlar 1954, İsviçre’de 1971’e kadar oy kullanma hakkına sahip değildi. Bunların hepsi bir bütün. PEN, bir kadın başkana uzun zamandır hazırdı aslında.

    Sizin pozisyonunuzdan bakınca gelecek nasıl görünüyor?

    - Çok endişeliyim. Tüm dünyada gidişat hakikati saklamak yönünde, kimse hakikati onurlandırmıyor. Ama elbette yine tarihe bakacak olursanız, bu eğilimin başarısızlığa mahkum olduğunu görürsünüz. İnsanlar gerçeği bilmek ister, isteyecek. Tüm bu alternatif gerçek, gerçek-ötesi tanımları birer propaganda aracı. Nazi Almanyası propaganda dünyasıydı. Elbette Nazi Almanyası’nda yaşamıyoruz ama pek çok benzerlik de var.

    ŞIMDİYE KADARKİ EN BÜYÜK DELEGASYONLA GELDİ

    Türkiye’de atmosferi nasıl buldunuz?

    - Dürüst olmak gerekirse, Türkiye 15 Temmuz’daki darbe girişimiyle travmatik bir tecrübeden geçti. Herkes için korkunç bir deneyim olmalı. Hemen ardından da terör saldırıları geldi. PEN, darbenin karşısında ve halkın yanında olduğunu açıklayan, geçmiş olsun mesajı veren ilk uluslararası örgüttü. Şiddete değil demokrasiye, barışa, diyaloğa inanıyoruz. Bizi derinden endişelendiren, acil durumda alınan önlemlerin kabul edilemez hale gelmiş olması. Mahkemelerin işleyiş biçimi, tutuklulara yapılan muamele kabul edilebilir değil. Bu yüzden Türkiye’ye geldik.

    Bugüne kadar Türkiye’ye gelmiş en büyük PEN delegasyonu...

    - Tarihi bir delegasyon bu. Sadece kalabalık olması sebebiyle değil, kimlerin geldiği de önemli. Mevcut başkan, iki eski başkan ki, biri Nobel Edebiyat Ödülü Başkanı, iki başkan yardımcısı, uluslararası sekreter, Lübnan, Norveç, İsveç PEN merkezlerinin başkanları, Uluslararası PEN’in yönetim kurulu üyesi, Kürt asıllı romancı Burhan Sönmez ki, kendisi seçilerek değil davetle kurula girdi, İstanbul ziyaretine katılan heyetin içinde. Türkiye şu anda Mısır’dan kötü durumda. Bu bizim için inanılmaz bir durum.

    KÖYLERI YIKMAK YENİ TERÖRIST YARATMAKTAN ÖTEYE GITMEZ

    Bu tarihi delegasyonu bir araya getiren, yaklaşık 150 gazeteci ile akademisyen ve yazarların cezaevinde olması, değil mi?

    - Elbette ama bunların yanı sıra insanların gözlerini buraya çevirmesinin bir başka sebebi, Türkiye’nin herkesin görmek istediği, hayranlık duyduğu bir ülke olması. Müthiş bir kültürünüz var. Coğrafi olarak da sıradışı bir yer. Nobel ödüllü sanatçılarınız var. PEN, yazarları hangi ülkeden olduğuna göre değerlendirmez, biz büyük bir aileyiz. Ve ailemizin cezaevindeki üyelerini oradan çıkarmak istiyoruz.

    Önümüzde bir de anayasa referandumu var...

    - Anayasa refendumu konusu da endişe verici. Bu konunun toplumda tartışılabiliyor olması gerekir. Medyanın büyük bölümü kapatılmışsa, düşünenler hapse atılmışsa halk nasıl fikir sahibi olabilir, geleceğini nasıl tartışabilir? Kürt belediye başkanların, Kürt siyasetçiler hapiste. Terörist yaratmanın en iyi yolu şiddete başvurmaktır. İki teröristle mücadele etmek için köyleri yıkarsanız tek yaptığınız 20 terörist yaratmak olur.

    Bugün Silivri’ye gittiniz ancak cezaevindeki gazeteci-yazarları görme fırsatınız olmadı...

    - Silivri’ye otobüste Nazım Hikmet’in ‘Severmişim Meğer’ şiirini okuyarak gittik. Hayır, bizi içeri sokmadılar, cezaevinin önünde çekmeyi planladığımız fotoğrafı çekmemize izin vermediler. PEN delegasyonları, 100 yıldır hapishanelerin önünde duruyor. Biz özgürürüz ve onlar duvarın arkasında. Bu bizim için duvarın arkasındakilerle dayanışma biçimi. Her zaman yapmaya devam edeceğiz.

    TÜRK HALKI REFERANDUMDA VERECEĞİ KARARI CİDDİYE ALMALI

    Hükümet yetkilileri ile de görüştünüz... Nasıl geçti?

    - Dün, Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı ile görüşmemiz vardı. PEN’e ne kadar saygı duyduklarını görmek hoşuma gitti. Bunu hem hükümet hem de muhalefet yetkililerinde gördüm. Bence her iki taraf da, böyle bir delegasyonun çok çok endişeli olmadığımız sürece Türkiye’ye gelmeyeceğinin farkında. Çok çok endişeliyiz ve herkes bunu anladı.
    Peki endişenizi dile getirdiğinizde hükümet kanadından nasıl bir cevap aldınız?

    - Referandumdan evet oyu çıkıp anayasa değiştiğinde işlerin daha iyi olacağını söylüyorlar. Ama biraz tarih bilginiz varsa, bu kadar büyük bir adımı değişim yönünde bir fikirbirliği ve diyalog olmadan atamayacağınızı görmeniz gerekir.

    Bundan sonrasi için ne planlıyorsunuz?

    - Referanduma kadar sorunla ilgili farkındalık yaratılması için çalışacağız. Darbe ve terör ne kadar büyük bir travma olsa da insanların bu yeni anayasa ile özgürlüklerini kaybedeceklerini bilmesi lazım. Ben olsam öyle bir ülkede yaşamak istemezdim. Referandumun geçmeyeceğini ve demokrasinin yeniden hakim olacağını, düşünce özgürlüğü ortamının sağlanacağını umuyoruz. Umarım Türkiye halkı referandumda vereceği kararı ciddiye alır.

    İçinde bulunduğumuz baskı ortamı, edebiyatı nasıl etkiler sizce?

    - Türkiye zaten cezaevine girmiş, orada eser vermiş onlarca büyük edebiyatçıya sahip. Ortaya muhteşem bir edebiyat çıkmış ama üzücü aynı zamanda. Sizinki bir hapishane edebiyatı.

     

    

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı