Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

‘Biz bilek güreşi yapmıyoruz’

Başbakan Erdoğan’ın yerinde olsam, Taksim’e giderim, gençleri ilk elden dinlerim.

*
Taksim’den dün arka arkaya telefonlar alıyorum, gençlerden:
“Buradaki esnaf günlük kazancını günlerdir çıkaramıyor, biz bundan çok üzülüyoruz, esnafın çalışmasını engelleyen, başka slogan atmak isteyenler var, bizim derdimiz bu değil, dükkânların normal çalışmasını istiyoruz”.
Gösteri sonrasında Taksim’de çöpleri toplamak gibi saf bir tavır. Daha sonra Taksim’den bir anne arıyor:
“Biz Taksim’de oturuyoruz. Başından beri eylemi izliyorum. Dükkânlarını açamayan esnaf sinirli hale geliyor, buna çözüm bulunsun lütfen. Ayrıca, Gezi Parkı’nda ambulans ya da itfaiyenin görev yapmasını gerektiren bir olay yaşanırsa, onların oraya girmesi çok güç. Önlem alınacaksa, asıl bunlar için alınsın”.
Telefondaki sesler tedirgin ve heyecanlı. Daha sonra başka biri arıyor, esnafa yardım için aralarında grup kurulduğunu, dükkân sahiplerini tek tek ziyaret ettiklerini anlatıyor.

BİRLİKTE YAŞAMAK

Başbakan Erdoğan’ın yerinde olsam, Taksim’e giderim, gençleri ilk elden dinlerim.

*

Telefonda yine bir başka biri:
“Başbakan’dan uzlaşma bekledik, ama maalesef gelmedi, oysa biz kimseyle bilek güreşi yapmıyoruz. Biz sadece bugüne kadar sahip olduğumuz haklarımızı, kimseye şiddet uygulamadan, hakaret etmeden kullanmak istiyoruz, bu bizim en doğal demokratik talebimiz”.
Ne faiz lobisi, ne kökü dışarıda ajanlar, ne kırıp dökenler, onlar anlaşılmak isteyen insanlar. Telefonda söylediklerini “Taksim Platformu Bildirgesi” başlıklı açıklamaya  dönüştürüyorlar. 
Söylediklerinin hepsi önemli. “Şiddet, küfür ve hakarete karşı çıktıkları” gibi, “Şiddet uygulamak isteyenlere mesafe koyuyoruz” diyorlar. “Barış içinde birlikte yaşamaktan, demokratik siyasetin gereklerinin yerine getirilmesinden” söz ediyorlar.

PLATFORM KAYGILI

Başbakan Erdoğan’ın yerinde olsam, Taksim’e giderim, gençleri ilk elden dinlerim.

*

Başbakan’ın açıklaması onlarda hayal kırıklığı yaratıyor. “Bizi anlamadı” derken, pratik hayatın akışındaki kesintilerden duyduklarını kaygıyı vurguluyorlar.
Ne bir siyasi parti ile bağları var, ne farklı bir ideolojinin peşine düşmüşler, onlar her demokratik toplumda var olması gereken bireysel özgürlüklerini kimseyi üzmeden, kimsenin hakkını çiğnemeden kullanmak istiyorlar. Kendilerine dönük eleştirilerle uzak, yakın ilişkileri yok.
O kadar sade ki, yalın biçimde, “Biz bilek güreşi yapmıyoruz” diyorlar, daha ne desinler.
Eylemin on ikinci gününde, eylemciler üzerine yurtiçinde ve yurtdışında araştırmalar yapılır, eylemin nedeni tahlil edilmeye çalışılırken, onlar döne dolaşa “iktidarın kendilerini anlamadığında” ısrar ediyor.
Haklılar.

Protestocu kendini arabanın önüne attı

AÇLIK grevine başlıyor kadınlar İngiltere’de. Bir, kamusal alanda erkekler sigara içiyor, kadınlara yasak. İki, erkeklerin oy hakkı var, kadınların yok. Yüz yıl önce, 1909’da.
Açlık grevi bir süre sonra siyaset sözlüğüne protesto olarak giriyor. Protesto, yersiz olduğu düşünülen bir uygulamaya karşı çıkmak anlamında. Protesto kavramı bu olayla birlikte doğuyor.
O tarihte kadınlar İngiltere’de protestolarını öyle yükseltiyor ki, bir kadın kendini Kral
V. Georg’un arabasının önüne atıyor.
Kadınlar ne çapulcu, ne marjinal, ne kökü dışarıda. Rejimi değiştirmekle filan en küçük ilgileri yok. Sadece bireysel haklarını istiyorlar. “Ben bunu beğenmiyorum,
beni dinle ve bunu birlikte değiştirelim”
amacına dönük.
İngiliz erkekler ve siyasetçiler bu isteğe fena halde direniyor, kadınlar oy hakkına İngiltere’de ancak 1928’de kavuşuyor.
Protesto hakkı dünyanın her yerine yayılırken, müzik ondan geri kalmıyor. Protest müzik doğuyor.

X