"Ayçe Dikmen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayçe Dikmen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayçe Dikmen

Biz anneleri de alın askere

GERÇEKTEN acılar üst üste geliyor. Geliyor gelmesine de ne kadarı Allah’tan ne kadarı akılsızlığımızdan tartışılır.

Önce şehitler; Savaşın, şiddetin her türlüsü kötü... Bırakın savaşı, rekabetten bile hiç ama hiç hoşlanmayan benim gibi biri için olanı biteni anlamak çok zor.
Şehit haberleri, ah o şehit haberleri... Ben bakamaz, izleyemezken cenazeleri; aileleri nasıl katlanıyor düşünemiyorum bile... Ne denir ki bu ailelere, o annelere... Allah hepsine dayanma gücü ve sabır versin.
Hepimiz vatanı ve milleti seviyoruz. Uğruna canımızı vermeye hazırız ama eğer SON ÇAREYSE...
Şehit haberleri tüm anneleri etkiliyor ama oğlan annelerini 2 kat etkiliyor. Öyle ya, bizim çocuklarımız da birkaç yıl sonra askere gidecek. Ve maalesef, umarım çözülür ama büyük ihtimalle, hala bu sorun devam ediyor olacak. Geçtiğimiz günlerde, oğlumun sınıf arkadaşlarının anneleri ile birlikteydim. Oğlu olanlar karmakarışık duygular içindeydi. Size konuşulanları aktarmak istiyorum...
Evet, ortada halledilmesi gereken bir sorun var. Gönül her şeyin iyilikle hallolmasını istiyor. Ama olmuyorsa, bütün annelerin dile getirdiği sorular şunlardı; Bunun önlenmesi için güç gerekiyorsa bu güce birkaç ay eğitim alan gencecik çocuklar da dahil edilmeli mi? Hayatlarında silah görmemiş belki de bir kavgaya bile karışmamış çocuğun birkaç ay içerisinde cepheye sürülmesi, birilerini öldürmesi, bir anda hem de hiç bilmediği ve alışık olmadığı doğa koşulları içinde, gerçek bir savaşta var olmasını mı beklemeliyiz? Eğer gerçekten bir savaşın içindeysek, bu konuda daha tecrübeli, uzman çözümler bulunması daha doğru olmaz mı? Bunun gibi daha birçok soru. Ama sonuçta varılan nokta aynıydı...
Biz kadınlar, askerlik yapmadık bilemiyor ve anlayamıyor olabiliriz... Ama eğer çocuklarımız da anlayamadan ve yeterli hale gelmeden cepheye gideceklerse, biz anneleri de alın askere de, ne olacaksa bize de olsun...

Dünyada deprem riski taşıyan 9. şehir İzmir

GEÇEN yıl Dokuz Eylül Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Başkanı ve Deprem Araştırma, Uygulama Merkezi (DAUM) Müdürü Prof. Dr. Zafer Akçığ ile bir röportaj yapmıştım... İstanbul ve İzmir’in Norveç merkezli GeoHazards Uluslararası Araştırma ve Eğitim Enstitüsü’nün hazırladığı rapora göre, dünyada deprem riskinin en büyük olduğu 20 şehir arasında olduğunu, İzmir’in ise 9. sırada yer aldığını söylemişti.
Amacım uykularınızı kaçırmak değil, benimki de yeterince kaçıyor bu yüzden... Ama kendimizi kandırmayalım ve yapabileceğimiz bir şey varsa durmayalım, yapalım... Prof. Akçığ, röportajda DAUM’un, Deprem Performans Analizi ile eski binaların bugünkü durumlarını, depreme dayanıklılıklarını saptadıklarını ve Hüseyin Aslan’ın bir konferansta dile getirdiği “Denetleyenleri de denetleyelim”  sözüne kesinlikle katıldığını söylemişti. Bilimin hiç itibar görmediği şu günlerde yapılması gereken bilime
hakkını teslim etmek ve
gösterilen çözümü ne pahasına olursa olsun yapmaktır.
Yoksa daha çok ‘Deprem öldürmedi, bina öldürdü’
diye dövünürüz...

Bina öldürür deyip de çürük binalarda yaşamak

Ah Van, vah Van... Yine içimiz yanıyor; şu yazıyı yazarken bile kim bilir göçük altında kimler bekliyor, can çekişiyor düşüncesi hiç aklımdan çıkmıyor...
Devamlı deprem öldürmez, bina öldürür diyoruz ama hala çoğumuz sağlam olduğundan emin olmadığımız binalarda oturuyoruz. ’99 depreminden sonra söyleyin kaçımızın binasında doğru düzgün kontroller yapıldı?  Van’da da yapılmamış ki yine bazı binalar ayaktayken diğerleri yıkılıyor. “Tüm binaları kontrol etmek kolay mı, hem kontrollerde çoğu çürük çıkınca ne olacak? O insanlar nereye taşınacak” düşüncesiyle asla meselenin köküne inilmiyor. Sadece “mış gibi” yapılan göstermelik çözümlerle göz boyanıyor. İyi de, sosyal devlet bizim tek başımıza çözemeyeceğimiz sorunları çözmek için yok mu? Biz deprem ülkesiyiz, her binanın kontrol edilmesi gerekiyorsa, edilsin. Bunun için insan gücü ve para ayrılması gerekiyorsa ayrılsın... Nerelere büyük bütçeler ayrılmıyor ki? Yerel yönetim ya da devlet ayrımı yapılmadan birlik olup bu konunun üstesinden gelelim artık...

Ah Yunus, sen beni bitirdin!...

YÜREK dayanır mı o görüntülere, o insan hikayelerine... Seyretmemek için televizyona bakmamaya çalışıyorum hatta devamlı dışarı çıkıp aklımı başka şeylere vermeye çalışıyorum, ’99 depreminden sonraki ruh halim üzerine danıştığım psikiyatrist bir arkadaşımın tavsiyesine yeniden uyarak... Ama Yunus’u görmüştüm enkazdan o pırıl pırıl gözleriyle bakarken, hemen kaçtım sonu kötü bittiyse dayanamam diye. Eşim seslendi sonradan “Gel, gel kurtardılar, iyi” diye. Her çıkan için olduğu gibi onun için de şükretmiştim, ama olmamış. Yunus çıktıktan sonra iç kanamadan hayatını kaybetmiş.
Ah Yunus ah, şimdi dünyanın bütün acıları senin gözlerin oldu benim için...Buna yürek dayanır mı?

İzmirli çocuklardan Vanlı çocuklara yardım


TÜM Türkiye’de Van’a yardım etmek için herkes uğraşıyor, eşya topluyor ve gönderiyor. Ama en anlamlısı, henüz hayatlarının baharında başka çocukların çektiği acılara tanık olan ve duyarsız kalmayan çocuklarınki.. İzmir’deki her okul Van için seferber, ama işte benim elime ulaşan İzmir Yöneliş Koleji öğrencilerinin kampanyası... Küçücük elleri ve yürekleriyle yardım torbalarını okullarına getirmişler, Vanlı kardeşlerine ulaştırmaya çalışıyorlar. Gün; büyük, küçük herkesin sorumluluk alma günü...

X