Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Biyolojik terör dehşeti

Zeynep ATİKKAN

Son zamanlarda Bağdat'ta türeyen fıkraların çoğunun Monica Lewinski'yi konu alması hiç şaşırtıcı değil.

İş diplomatların sohbetlerine kadar varmış.

Iraklı bir dışişleri mensubunun keyifle anlattığı fıkra şöyle:

Iraklılar, Clinton'un tasallutta bulunduğu iddia edilen balık eti esmer güzeli Monica'nın Birleşmiş Milletler'e atanmasını öneriyorlar. Monica'nın kimyasal silahların denetimi için Saddam'ın Sarayı'na kolaylıkla girebileceğini söylüyorlar.

Beyaz Saray'da cirit atan Monica'nın bütün başkanlık saraylarına girebileceğini düşünüyorlar. Bu kötü maço fıkra nedense erkekelerin pek hoşuna gidiyor.

İş, Monica'yla sulandırılıyor, ama bu kimyasal silah, biyolojik silah konusu modern toplumların bilinçli biçimde tartışması gereken ürkütücü fakat son derece önemli konular.

Biyolojik silahların kullanılacağı irili ufaklı çatışmalar ya da ne zaman ve nerede başlayacağı belli olmayan biyolojik terör; dünyanın karşı karşıya kalabileği muhtemel facialar.

Olay, Irak'la sınırlı değil kuşkusuz ki. Biyolojik silahların yapımı söz konusu olduğunda Rusya da masum değil, İsrail de. Hindistan da araştırmalar yapıyor bu konuda, Çin de. Libya, Suriye vs. diye uzatmak mümkün listeyi. Ruslar, Amerika'nınn biyolojik silah üretme programından kesinlikle vazgeçmediğini iddia ediyorlar. Soğuk Savaş bitti ama ilginç bir güvensizlik duygusu hakim dünyaya.

Biyolojik silahların tehdidi altındaki bu korkunç dengenin ip uçlarını, Kazakistan kökenli biyolojist Ken Alibek'in Amerikan basınında çıkan söyleşisinde yakalamak mümkün.

Sovyetler dağılmadan önce bu ülkenin biyolojik silah araştırma ve üretme programının başkanı olan Ken Alibek bugün şu ürkütücü açıklamaları yapıyor:

‘Nükleer silahların büyük bir imha gücü var. Koca bir kenti yerle bir edebiliyorlar. Biyolojik silahlar ise daha ekonomikler. Binalara dokunmuyorlar ama hayata yönelik bütün aktiviteleri imha ediyorlar. Hiçbir canlı bırakmamak üzere’.

Pekçok ülke, genetik mühendisliğinin araştırma programlarını biyolojik silahların hizmetine sunuyor. Gen mühendisliği aracılığıyla virüs ve bakteriler, insanları katletme komutunu vereceklerin eline tutuşturuluyor.

Gen mühendisliğinin askeri amaçlı araştırmaları giderek büyük bir güç ve prestij göstergesi haline gelmekte. Özellikle Ruslar, dünyanın en önemli bilim dengelerinde yayınlıyorlar elde ettikleri yeni bulguları.

Kazak biyolojist Alibek, ‘Yeltsin’den başka bir lider iş başına gelirse Ruslar çok kısa sürede biyolojik silah programlarını devreye sokarlar' diyor.

Bilim adamları, biyolojik silahları önlemek için hiçbir teknik yol olmadığını düşünüyorlar. O zaman ne olacak?

Ahlaki çözüm... Peki nasıl?

Bu sorunun yanıtı yok.













X