Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bitmiş ilişki bitmiyor

Başlık bilmece gibi oldu biraz ama konuyu tek cümleyle özetlemeye kalkınca bu çıktı.

Nedir konu?

"Kadın-erkek ilişkisi" pınarından şişelenmiş olan "ilişkinin bitişi", daha doğrusu "bitemeyişi" mevzuu.

Siz de farkındasınızdır... Türkiye’de ilişkiler bitiyor ancak tarafların bunu idrak etmesi zaman alıyor.

Hadi evlileri bir kenara bırakalım, işin içinde para pul konuları, çocuklar falan var fakat evi barkı, kesesi ayrı olan sevgililer de bitiremiyorlar bir türlü aslında bitmiş olan ilişkilerini...

Sürünüyorlar, tükeniyorlar, tüketiyorlar ama kesip atamıyorlar.

Özellikle kadınlar...

"Kız evi naz evi" diye bir laf vardır; biraz kapsamını genişletip biraz da günümüze uydurursak hakikaten kadınlar ilişkiye başlarken de bitirirken de nazlanıyorlar.

Bakıyorsunuz senelerce peşinden koşturan kadın, sonunda senelerce peşini bırakmıyor erkeğin.

Neden acaba?

Şu aşağıdakilerden biri veya birkaçı ya da tamamı olabilir mi nedeni?

3 Kadınlar olaya hálá "vermek" olarak bakarlar ve toplumun "Çok kişiye veren"e iyi gözle bakmadığına inanırlar, bu sebepten iyi-kötü bir ilişkide sebat ederler.

3 Kadınlar erkeklerden daha akıllıdır. Her "yeni"nin bir gün nasıl olsa "eski" olacağını bilir, bildikleri, alıştıkları "eski"de ısrar ederler.

3 Kadınlar ilişki esnasında kendilerini fiziksel olarak salıvermişlerdir. Yeni bir ilişki için tekrar "fit" olmak lazımdır. E, zordur, kim uğraşacaktır.

3 Kadınlarda sahip oldukları her şeyi, parasını, suyunu, b.kunu çıkarana kadar kullanma huyu vardır.

3 Tam kişilik olarak aslına rücu etmek suretiyle rahatlamışken, yeni biri için yeniden "şirinlik muskası" kılığına girmek çok yorucudur.

3 Kadın, erkeğin bir başka kadına gitme ihtimaline karşı, o tarafa hiç olmazsa "son kullanma" tarihi geçmiş bir adamı teslim etmek amacıyla ilişkiyi uzattıkça uzatır.

Kaldırım yazarı

Ele alınan konuların çeşitliliği bakımından "Ortaya karışıkçılar" diyebileceğimiz bencileyin yazarlara bir konuda ihtisaslaşmamız söylense bir gün...

Gerçi kendiliğinden var böyle bir durum.

Kadın-erkekçiler...

Polemikçiler...

Kediciler...

Turistler...

Anneler...

Sevişgenler...

...falan şeklinde sınıflandırılmamız mümkün halihazırda.

Fakat illa resmiyete dökülecek olursa, herkesten kesin olarak bir dal seçmesi istenirse, ben "Kaldırımcı" olmayı tercih ederim.

"Kaldırım yazarı" yani.

Bundan "boş gezenin boş kalfası" olmak istediğim anlamı çıkmasın. Sadece az önce, "engelli kaldırım" yürüyüşü sırasında, engellerden birini aşamayıp düşen bir ruh halini yansıtan bir tercihtir benimkisi.

Yani şu anda haftanın 7 günü 7 gazeteye birden "Kaldırımlar" hakkında yazsam doymam gibi geliyor. Üniversitelerde tez konusu olmalı kaldırımlar...

"Türkiye’nin Kaldırımları."

Fakat kitabı açıp bakıyorsunuz ki kaldırım falan yok!

Heyetler gelmeli dış ülkelerden...

Ha bire hapishanelere bakıp gideceklerine kaldırımlara da bakmalılar biraz. Esas işkence burada. Kaldırım var fakat üstünde yürünmüyor. Hani kırk gündür susuz adama karşıdan su göstermek gibi.

Fotoğraflar çekilmeli...

Hani olur ya... Sonraki kuşakların hiç olmazsa yirmi metre bitmiş kaldırımı olursa bir gün "Nereden nereye gelmişiz" diye baksınlar.

Lütfen birisi bana İstanbul’da kıyısı köşesi, ağacının dibi, bordürü, kapağıyla tamamen bitmiş; çukuru, tümseği olmayan, üzerinde öbek öbek kırık dökük taş artıkları bulunmayan bir kaldırım göstersin!

Abes olan ne biliyor musunuz...

Türkiye’de, üzerinde bu kadar çalışma yapılan başka bir şey yok.

Siz, gelmiş geçmiş herhangi bir belediyenin herhangi bir hususa "kaldırım çalışması"ndan daha fazla önem verdiğini duydunuz, gördünüz mü?

Gelen, kaldırımdan başlıyor, giden kaldırıma bir defa daha el atmadan gitmiyor.

Buna rağmen biz kaldırımın üstünde üç beş metrede bir caddeye inmeden gidemiyoruz.

Bakın, o gün markette toz şeker bulamadı diye bunu memleketin en önemli meselesi olarak ha bire anlatan "kahvehane ihtiyarları"na benzediğimin farkındayım.

Fakat vallahi kaldırım önemli.

MIŞ-MUŞ

Futbol AKP’yi ikiye bölmüş. Döner bıçağıyla mı?

Coca Cola’nın zirvesi bir Türk’e emanetmiş. İster misiniz ilk iş "Coca-Cola"yı "Cola-Turka" yapsın?

Ağca’nın serbest kalmasında hesap yanlışlığı olduğunu savcılık da belirlemiş.

Herkes hemfikir... Bilmeyen, adam tünel kazıp çıktı zannedecek.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI