Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bismarck’a, İHL’lere ve eğitime dair

ŞU yeni eğitim yasasına ilişkin kavgalar beni yüz, hatta yüzelli sene öncesine götürdü.

Çünkü Prusya şansölyesi Bismarck 1871 yılında Alman İmparatorluğunu kurduğu an Katolik okullara da balta indirmişti. Ders veren Cizvit eğitimcileri bile yaka paça sınırdışı etti.
Ve Cermen tarihinde “Kulturkampf” olarak anılan bu gelişme bir istisna oluşturmadı.

***

OTUZ-kırk yıl sonra, zaten “laikçilik”in anavatanı olan 20. asır başı Fransa’sında da “papaz yiyici” lakabıyla bilinen Başbakan Emile Combes yine aynı okullara balyoz vurdu.
Fakat Katoliklik daha derin kök saldığı için Almanya’dan fazla bir direniş gerçekleşti.
“Okul savaşı” denilen döneme girildi ve orta yol formülü bulunana dek de sürdü.
Aslına bakarsanız da Belçika’dan İsviçre’ye hemen tüm Batı bu ortak süreci yaşadı.
Her defasında da hayati sorun daima, “dini ahlâk” ekseninde eğitim veren kurumların varlığı ve onların devlet tarafından finanse edilip edilmeyeceği denklemine odaklandı.

***

ŞİMDİ belki, “Bunları niye sıralıyorsun? Fi tarihi Prusya’sının Bismarck’ıyla Ankara’nın eğitim yasası arasında ne ilgi var” diyeceksiniz. Var! Hem de bal gibi var!
Çünkü işin esasına bakılırsa, velev ki ülkemiz Hıristiyan değil Müslüman kültüre ait olsun, yeni yasa özünde bir “anti-Bismarck” veya “anti-Combes” gelişmeye tekabül ediyor.
Bununla, “üç defa dört” diye formülleştirilen yeni öğrenim sisteminin bir süredir geri plana düşen İmam Hatip Liselerine tekrar ivme kazandıracak olmasını kastediyorum.
Zaten AKP’ye yönelik ilk eleştirim de bu hedefi dobra dobra ve göğsünü gere gere söylemek yerine o İHL’leri adını anmaksızın havaya bakıp ıslık çalmasından kaynaklanıyor.

***
 
OYSA söz konusu kurumlar yine öz itibariyle Batı’daki Katolik okullarından farklı bir konum arz etmiyorlar. Tıpkı onlar gibi eğitim bakanlığını resmi tedrisatını uyguluyorlar.
Ve tekrar onlar gibi düz liselerin ötesine taşan bir “dini ahlâk” eksenine oturuyorlar.
Fakat bir de imam ve hatip diplomasını verebiliyorlar ki, İsevi Âlem’de buna eşit rolü üstlenmek için özel bir öğrenim gerektiğinden burada Katolik müesseselerden ayrışıyorlar.
Her halükarda “üç defa dört” sistemiyle yine üç ana sorunu çözümlenmiş olmuyor.

***

BİR; en önce, bizim “laikçiler”in İHL’leri “başı takkeli, eli sobalı yobaz” yetiştiren kurumlar olarak algılamaktan ve gizliden gizliye hor görmekten artık vazgeçmeleri gerekiyor.
Oralarda verilen öğretim diğerlerinden ne aşağı, ne de üst düzeydedir! Nokta!
Dolayısıyla bu ilk sorunun çözümü hem o “laikçiler”in “dini ahlâk” eksenindeki eğitimin meşruluğunu kabullenmesinden, hem de buna karşılık söz konusu ekseni sahiplenen iktidar partisinin diğer okullarda daha “lâ-dini” bir uygulamayı onaylamasından geçiyor.
Berlin ve Paris’te daha sonra gelen normalleşmenin “sihirli formülü” de zaten budur!

***

İKİ; fakat bunların gerçekleşmesi dahi adı baştan yanlış konduğu için ikircikli bir kimlik sunan İHL’lerin din adamı yetiştirmek bab’ındaki eksikliğini gidermiyor ve gideremez.
İsim değişikliği zaten bir yana, onların yerini alacak yeni müesseselerde ciddi bir ilmihal programının uygulanması fakat din adamı yetiştirmek iddiasından vazgeçilmesi çok daha makul bir yaklaşım olacaktır. Toplumsal talebi karşılamaktan da geri kalmayacaktır.
Üç; yasa mesleki eğitim yaşını aşağıya çekmektedir. Bu zaaf ise sosyal eşitsizliklerin kemikleşmesine cevaz vermektedir. Alt gelir gruplarında da çocuk denli erginleşirse o kadar “ilmiye”ye yönelmektedir. O halde sınıf atlamak şansını sunmak için tercih geriye itilmelidir.
Şu kesin, Türkiye’nin normalleşmesi eğitimin de normalleşmesini şart koşmaktadır ki, son yasayı destekleyenler de, ret edenler de böyle bir “yeni normal”de uzlaşmak zorundadır.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI