« Hürriyet.com.tr

Bisiklet üzerinde dört günlük Adana- Antalya yolculuğu

Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Erdoğan Bada ve Öğretim Görevlisi Zekeriya Kazancı, Adana’dan bisikletle yola çıktı ve dört günde Antalya’ya ulaştı. Yorucu ama zevkli bir yolculuktu bu. Zekeriya Kazancı, bu dört günü anlatıyor.

Hürriyet Haber
X
1. GÜN: SİSLİ BAŞLANGIÇ

Heyecanlı olacağını düşündüğüm bir günün sabahında saat 04’te uyandım. Yatmadan önce bisikletimin elden geçirmiş ve bazı gereksiz malzemeleri ağırlık yapmaması için çıkarıp çantamı yeniden yerleştirmiştim. Evimin az ilerisindeki buluşma noktasında, saat 04.25’te, üniversiteden hocam olan ve bana bisikletle ilgili her konuda bilgi ve tecrübelerini aktaran Yard. Doç Dr. Erdoğan Bada ile buluşacaktık. Bu geziyi onun düşüncesiyle, beraber planlamıştık.

Tam saatinde, 04.30’da Erdoğan Hoca geldi ve heyecanlı bir selamlaşmadan sonra yola çıktık. Gezimizin resmi başlangıç noktası olan Atilla Altıkat köprüsünden yola koyulduk. İlk durağımız, 33 kilometre uzaklıktaki Yenice’ye kadar yollar oldukça düzdü. Ancak bir süre sonra yoğun bir sis tabakasına girdik. Yenice’ye ulaştığımızda bisikletler ve üzerimizdekiler neredeyse ıslaktı. Yenice’de, daha önceki Tarsus gezimizde de mola verdiğimiz Kalender Usta’nın Yeri’nde ilk molamızı verdik ve birer tuzlu ayran içtik. Yaklaşık 15 dakika dinlenip, sonraki durağımızı Tarsus olarak belirleyerek yeniden yola çıktık.

Güneşin kendini biraz göstermesiyle birlikte sis dağıldı ve görüş mesafemiz açıldı. Ancak hava henüz sıcak değildi. Rahat bir yolculukla vardığımız Tarsus’ta ilk olarak Roma Yolu’na gittik. Şehrin merkezinde böyle bir kazı yapılıp, böyle tarihi bir yolun ve diğer kalıntıların ortaya çıkması bana ilginç geldi. Orada, geniş asfaltın geçtiği yerin sadece birkaç metre altında binlerce yıl önce yine geniş yollar geçiyormuş meğer... Umarım bu tarihi miras tamamen gün yüzüne çıkarılıp yerli ve yabancı turistlerin ziyaretine açılır. Roma Yolu’nda birkaç fotoğraf çektikten sonra Aziz Paul Kuyusu’na ve Kleopatra Kapısı’na gidip kısa bir mola verdik. Artık hedefimizi Mersin’ndi.

Yavaş yavaş güneş kendini hissettirmeye başlamıştı. Yol kenarındaki banketler bazen genişliyor ve Erdoğan hocamla yan yana bisiklet sürüp sohbet etme şansı veriyor, bazen de incelip kayboluyor ve bizi arka arkaya gitmek zorunda bırakıyordu. Mersin’e yaklaşık 10 kilometre uzaklıktaki Viranşehir’de sütunlu yolu bulmamız çok zor olmadı. 200 sütundan sadece 33’ü ayakta kalabilmişti.

PARKTA BALIK EKMEK MOLASI

Erdemli’de, deniz kıyısındaki parkta, balık ekmekten oluşan öğle yemeğimizi yiyoruz. Biraz dinlendikten sonra, hedefimizi Silifke. Yolda birçok küçük iniş ve çıkış var. Tırmanışlar bizi yavaşlatıyor ve artık hava kararıyor. Nihayet saat 21.30’da Silifke’ye giriyoruz. Hemen girişte bir petrol istasyonunun yanında kamp kuruyoruz. Sabah 04.00’te yeniden yoldayız. Silifke’den sonra ise bitmek bilmeyen uzun tırmanışlar başlıyor. Hem yoran, hem zaman kaybettiren tırmanışlar. Aydıncık’a 62 kilometre kala bir mola veriyoruz. Sanırım burada artık zirvedeyiz, sonrasında inişler bekliyoruz. Beklediğimiz gibi uzun inişlerin yanı sıra hafif tırmanışlar ve düzlükler var. Yeşilovacık’a kadar rahat bir yolculuk yapıyoruz. 16.45’te ulaştığımız Aydıncık’ta konaklamaya karar veriyoruz. Denizde yüzüp, parktaki hortumla duş alıyoruz. Burada bizi bir sürpriz bekliyor: Saatlerdir güneşin altında bekleyen hortumun içinde sıcak su var! Geceyi, konuksever itfaiye erlerinin kaldığı ranzalarda geçiriyoruz. Oldukça derin ve rahat bir uyku çekiyoruz.

3. GÜN: İNİŞLER ZEVKLİ TIRMANIŞLAR İŞKENCE

Sabah erkenden yola çıkıyoruz, çünkü uzun tırmanışları sabah serinliğinde yapmak çok avantajlı. Bozyazı’ya kadar yine uzun tırmanışlar ve inişler var. Yaklaşık üç saat pedal çevirdikten sonra Bozyazı’da çorba molası veriyoruz. Çok su kaybettiğimiz için, sulu gıdalarla beslenmek, tabii bol bol da su içmek gerekiyor. Günde 10 litreye yakın su tüketiyoruz.

Artık hava çok ısındı. Uzun tırmanışlarla inişler birbirini takip edip duruyor. Sürekli deniz seviyesine kadar inip yeniden dağlara tırmanıyoruz. İnişler çok güzel oluyor ve hızımız saatte 50-55 kilometreye ulaşıyor. Ancak bu zevkli inişlerde içimizi sızlatan bir şey var: Tekrar tırmanacağız!

Kaledran’dan ayrıldıktan sonra da yokuşlar bitmek bilmiyor. Erdoğan Hoca bana göre çok iyi bir performans gösteriyor. Bense artık sık sık küçük molalar vermek ve bazı yerlerde bisikletten inip yürümek zorunda kalıyorum. Erdoğan Hoca bir yöntem öneriyor: Onun tam arkasından gideceğim ve bisikletinin arka tekerinden başka bir yere bakmayacağım! Çünkü başını kaldırdığınızda kilometrelerce uzayıp giden yokuşları görmek insanı psikolojik olarak olumsuz etkiliyor. Yöntem çok işe yarıyor. Gazipaşa’dan sonra Antalya’ya kadar ciddi bir tırmanış olmadığı müjdesinden sonra iyice rahatlıyorum.

Ama burada başka bir problemimiz var. Yol için yanımıza fazla miktarda para almadık, ATM’lerden çekebileceğimizi düşündük. Ancak Aydıncık’ta ve sonrasında bir türlü ATM bulamıyoruz ve nihayet Gazipaşa’ya vardığımızda tüm paramızın bittiğini fark ediyoruz. Saat 21.15. Bu durum maceracı ruhumuza uysa da aç ve yorgun olduğumuz için bir an önce bir şeyler yapmamız lazım. Yol üstünde güzel bir

lokanta görüp kredi kartı kabul ettiklerini umarak içeri giriyoruz. Ancak ne yazık ki etmiyorlar. Lokanta sahibi bizi ağırlıyor ve lokantanın yanında çadır alanı gösteriyor.

4. GÜN: AMACA ULAŞMAK GÜZEL

Güzel bir uykudan sonra Gazipaşa’dan ayrılıp Alanya’ya doğru yola çıkıyoruz. Bugün hedefimiz artık Antalya. Alanya’ya kadar hafif inişler ve çıkışları olan ancak genelde düz bir yolu fazla zorlanmadan geçip Alanya’ya ulaşıyoruz. Yolda bizi en çok şaşırtan, Alanya gibi turizm beldesine ulaşan yol boyunca bir taneden başka yol levhası olmaması...

Alanya’dan Antalya’ya kadar yol oldukça rahat, genelde uzun düzlükler, kısa ve rahat iniş ve çıkışlar var.

Geçtiklerimizden sonra bu tırmanışlar bizim için çocuk oyuncağı. Yolumuzun üzerinde Aspendos var. Yolumuzdan dört kilometre sapıp Aspendos’a gidiyoruz. 2000 yıllık tiyatro gerçekten büyüleyici. 12’nci Opera ve Bale Festivali gösterisi için prova yapıldığından içine giremiyoruz ancak arkasındaki tepeye tırmanıp kuş bakışı görüyoruz, hem de civardaki diğer eserleri inceliyoruz.

Ve nihayet zafer: Saat 23.15’te yani dört gün içinde Antalya levhasının önündeyiz. Bu gerçekten çok güzel bir duygu. Birbirimizi tebrik ediyoruz. Gezimizin amacı Adana’dan Antalya’ya bisikletle gitmek ve yol boyunca tarihi yerleri görüntülemek ve insanlarla tarih, doğa ve bisikletle ilgili görüş paylaşımında bulunmaktı. Artık amacımıza ulaştığımızı düşünüyoruz ve dört günde geldiğimiz Antalya’da yarım gün kalarak 12.00 otobüsüyle dönüş yoluna çıkıyoruz. Dönüşteki sürpriz ise şu: Otobüs ilk molayı Gazipaşa’da, bize ücret almadan yemek ısmarlayan lokantada veriyor. Biz de hemen tadı damağımızda kalan kuru fasulye ve pilavdan yiyoruz ama tabii bu sefer parasını ödeyerek...

Kaynak:

Seyahat HaberiSeyahat Haberi
En çok gidilmek istenen ülke belli oldu!
GezginGezgin
Cennetten düşen bir damla: Ohrid
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Avrupa'nın en ucuz tatil yerleri
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Hasankeyf'te 11 bin 500 yıllık yerleşim yeri bulundu
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Sosyal medyada en popüler 7 yurt dışı tatil noktası
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Tepeden bakıldığında plaj gibi görünen havuz