Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bisikleeeeeeeeeeeet (1)

Muhtemelen dünyanın en meşhur spor müsabakalarından birisi, ilk düzenlendiği tarihten tam yüz dört yıl sonra, çarşamba günü mortoyu çekti.

Serbest tercüme ediyorum, Yves Montand’ın söylediği ve Francis Lai’nin bestelediği "Bisiklet Üzerinde" adlı harikuláde şarkı şöyle der:

"Cambazımız pedal ustaydı / Yolumuz kır patikasıydı / Ayağını yere koyan yandı / Güzel Polet bisiklet aşkımızdı."

Sonra nakarat "bisikleeeeeeeeeeeeeet" diye uzayıp gider.

Güfte küçük çocukların dağdaki ve bayırdaki velosipet gezintilerini anlatır.

Yaz, çiçek, neşe, masûmiyet ve de tabii ki bisiklet kokar.

Hani şu mahalle benzincisinden yalvar aldığımız ve daha hızlı gideceğini umduğumuz için zincire sürdüğümüz gres yağı vardır ya, işte ondan kokar.

Hayır, bu eski şarkıyı, önümde bir kadeh pastis rakısı ve bir dilim keçi peyniri, "derin Fransa"nın bir köy kahvesine çöreklenip, sonra da kendimin Kızıltoprak-Erenköy arasında pedal çevirdiği çocukluk nostaljiyalarına daldığım için hatırlamadım.

Keşke böyle bir tatil yapabiliyor olsaydım.

Sadecene, o Fransa’nın adını taşıyan efsanevi "Bisiklet Turu" öldüğü için hatırladım.

TUR KOMAYA GİRDİ

Evet evet, muhtemelen dünyanın en meşhur spor müsabakalarından birisi olan yarışma, ilk düzenlendiği tarihten tam yüz dört yıl sonra, çarşamba günü mortoyu çekti.

Daha doğrusu, tabut henüz "ebedi istirahatgáh"ına defnedilmedi ama, soğuk kadavra cenaze levazımatçısının mahzenindeki masaya yatırıldı.

Ben bu satırları yazdığım sırada "Tur"un iptali resmen açıklanmadıysa da, siz şimdiden öyle varsayın.

Zaten aslına bakarsanız da ecel meleği hanidir kılıcını sallıyordu.

Bugüne dek can çekişmesi dahi özünde bir koma durumuna, bir sûni teneffüse tekabül ediyordu.

Neden mi?

Çünkü yıllardır ve yıllardır doping öylesine ayyuka çıkmıştı ki; çünkü bedenine hormonlu iğne şırıngalamayan hemen tek yarışmacı kalmamıştı ki; çünkü alavere dalavere o raddeye varmıştı ki, "Fransa Bisiklet Turu" denildi miydi "sokaktaki adam" hemen bıyık altından müstehzi bir edá takınıyordu.

Nitekim, çarşamba akşamı bisikletçi káfilesine zaptiye baskını ve hekim tahlili falan, şu an "sarı mayo"yu sırtında taşıyan Danimarkalı muhterem dahil, hazretlerin yine hap yutmuş olduğu saptandı ki, dediğim gibi, yüz dört yıldır düzenlenen müsabaka da bu sayede hapı artık tam yuttu.

Ruhuna el Fatiha, dünya spor tarihinde çok önemli bir sayfa kapanmış oldu.

Yukarıda "sokaktaki adam" ifadesini kullandım ya, eh zaten adı da "Fransa Bisiklet Turu" olduğuna göre, çok muhtemelen bu tanımla Paris başkentli devlet ahalisini kastettiğim sanılacaktır.

Yani, baget ekmeğin kırıntısından siyah berenin yatıklığına, şovenliği dillere destan altıgen ülke ahalisi içindeki genel "ortalama" zikrettiğim tahmin edilecektir.

Hayır, yanlış değil ama tam da öyle değil!

HOP OTURUP HOP KALKANLAR

Kabul, söz konusu "ortalama"nın, Roland Barthes’in deyimiyle modern "Fransız mitolojileri" arasında yer alan "T-U-R"un üzerine titrediği; hatta ve hatta, bütün bir yıl temmuz ayının gelmesini bekleyip kah radyo ve televizyon başında, eğer tatildeyseler de kah bizzat güzergah üzerinde hop oturup hop kalktığı doğrudur.

Zaten, fabrikadan çıkan işçinin alelacele ünlü spor gazetesi "L’Equipe"i alıp sonra kahve tezgáhında, bir önceki etabı kazanmış bisikletçi hakkında uzun tartışmalara girdiği de diğer bir modern mitolojidir.

Fakat iş bu kadarla kalmıyor.

Çünkü, Türkiye’dekinden çok farklı olarak bisiklet; dolayısıyla onun sporu; daha dolayısıyla da söz konusu sporun zirveleştirildiği "Fransa Turu" aslında bütün Avrupa’yı ilgilendirir.

Belçika ve Hollanda en az o Fransa kadar; İtalya’sı, İspanya’sı, Portekiz’i, Almanya’sı, Danimarka’sı da onlara çok yakın ölçüde "pedal kültürü"nün zincirini oluştururlar.

Daha doğrusu, artık epey bir zamandır "oluştururlardı" demek gerekiyor.

Evet oluştururlardı demek gerekiyor ki, madem şimdi yaz ve de madem bu mevsim bisikletle özdeşleşiyor, nedenlerini gelecek pazara bırakıyorum.

Eski çocukluk nostaljiyalarımda Kızıltoprak’tan Erenköy’e doğru pedal çevirirken de, "Cambazımız pedal ustaydı / Yolumuz kır patikasıydı / Yere ayak basan yandı / Güzel Polet bisiklet aşkımızdı" diyen Yves Montand şarkısını mırıldanıyorum.

Bisikleeeeeeeeeeeeeeeeeeeet?
X