"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

Birkaç günlük ihtiyaç molası veya her gün yazmak çok sıkıcı!

Bu iki başlık da bu yazıya uyar.<br><br>Çünkü ben artık eskisi gibi değilim ve yeni kendimle gurur duyuyorum.

Eskiden -ki bu eskiden son derece kısa bir zaman öncesine kadardı- ölüyor olsam aksatmayacağım, bekletmeyeceğim, kendimi paralayarak da olsa yapacağım ne çok şey vardı anlatamam.

 

Artık yok.

 

Yani var ama, ben onlar hakkında daha sakinim.

Daha seçiciyim.

Dahası bir karar verince uyguluyorum.

 

Yoksa size bu köşeden yazdıklarımın hepsi yalan olur zaten. Ben de yalancı.

 

Hani diyorum ya: “Aman hayatı sevin kendisi pek kısa, bolca yaşayın, önce kendinize önem verin, sevdiğiniz şeyleri aklınıza esince yapın ve saire” diye, e ben size dediklerimi kendim yapmazsam eğer: “Söyleyene bak!” demez misiniz bana?

 

Karışık bir hayatım ve bu birbirinden son derece alakasız iki iş yapma olayı sandığımdan daha çok zorluyor beni. Kafam yanıyor bazen. Bazen anne olmak da çok yoruyor beni. Ne zor ve ne detaylı bir iş, kaçsam kaçamam. Zaten bunu dedikten iki dakika sonra dediğime pişman oluyorum. Öylesine de seviyorum anneliği! Her şey mi bu kadar ikilem dolu olur bir insanın hayatında. Oluyor demek ki...

 

Ve ayıptır söylemesi ama her gün yazmak çok sıkıcı.

 

İnsan doğallığını yitirip her duyduğu kelimeye, her gördüğü şeye “Tam yazmalık!” diye bakar hale gelebilir. Ve inanın bana bu çok berbat bir samimiyetsizlik halidir. Her arkadaşına, her olaya, her söze “Acaba bunu yazsam mı?” diyerek bakıyorsan, ya da her filme ve her okuduğun satıra ve hatta hatta çocuğunun sana söylediği sana özel hatıraya yazı konusu gibi davranıyorsan gidisat iyi değildir.

 

Vakit mola vaktidir.

 

Bu hafta sonu baktım ki benim de bir molaya ihtiyacım var. Kalbim öyle söylüyor yani bana; “Yonca azıcık boşver. Bak yine her şey çok anlamsız gelmeye başladı sana, yazılan yazılar, yaşanan saçmalıklar, sağa sola takmaya başladın yine, bu hep böyle başlar sonra tüm bünyeni kaplar...” diyor.

 

Eşime de: “İçimden tek kelime yazmak gelmiyor. Yazılar da anlamsız gelmeye başladı bana, herkes her gün sürekli yazıyoruz, bir çoğumuz hiç de acayip ilginç bir şey de yazmıyoruz! Ortaya gündem yem gibi düşüyor biz de balıklar gibi dalıyoruz. Acaba kendimizi önemli hissetmek için mi yazıyoruz? Biraz saçma değil mi sence de?” dedim.

 

“Canım felekten günler çalmak istiyor.” dedim.

 

O da şöyle bir baktı bana, çok ilginç bir adam bu kocam aslında; “Yonca bir anneler günüydü bundan tam 4 sene önce yazmaya başladın. O günden beri hiç es vermedin. Her gün yazıyorsun. Es verdiğin her gün büyük acı çektin. Sürekli kendini sorumlu hissettin. Hasta oldun yazdın, uykusuz kaldın yazdın. Sana bir de laf edenlere kızmadan açıklama yaptın. İki tam zamanlı işi bir arada nasıl götürdüğünü zaten hiç anlamıyorum. Ama arada es vermen lazım. Es ver ki yaptığın işten zevk aldığını hatırlayacak, yazmayı özleyecek halin kalsın. O zaman yaptığın işin anlamsız olduğunu değil, çok anlamlı olduğunu da hatırlar, bir daha da hiç unutmazsın!” dedi.

 

Derin bir nefes aldım.

Cep telefonumu kapadım.

Bilgisayarımı hiç açmadım.

Kulaklarımı da tıkadım.

Bir tek koşmayı ve pilatesi bırakmadım. Ha bir de hayal kurmayı...

Bunların bağımlısıyım.

Rahatladım.

 

Anneliğimin 10. yılına girmeye hazırlanırken,

 

Hakettiğim moladayım.

 

Yonca

“1.durak”

X