Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Birkaç film

<B>ÇOK </B>uzun zamandır sinemaya gitmiyordum.<br><br>Özlediğimi fark ettim ve üst üste film seyrettim birkaç gündür.<br><br>Önce bana büyük sürpriz yapan filmi anlatmalıyım.

‘‘BRİDGET JONES'UN GÜNLÜĞÜ’’ gerçekten müthiş bir film. Bayan Jones'u oynayan Rene Zellweger olağanüstü bir performans çıkarmış.

Yüz mimikleriyle bütün filmi alıp götürmüş.

Çok ama çok iyi bir sanatçı o, bu belli. Sıradan olabilecek ve sonuç itibarıyla da kurulan aşk üçgeniyle çok tanıdık formüllerin dışına çıkamayan bu film Rene Zellweger sayesine abartmadan söylüyorum ki çok sempatik olmuş.

Belki de bu kadar şaşırmam filmin yapıldığı kitaba duymakta olduğum önyargıdan da olabilir.

Kitabın adı ve konusundan haberdar olunca bende bir önyargı oluşmuştu bu katiyen okunmamalı diye.

Filmi sevdikten sonra kitabı da şöyle bir karıştırdım, çok komik ve ustaca yazılmış.

Kitabı okuma listeme almış durumdayım.

*

Gittiğim bir başka film ise ‘‘AMELİE’’di. Hayal kırıklığına uğradım ne yazık ki.

Çok fazla övgü yazısı okumuştum bu filme gitmeden.

Ayrıca ‘‘hayatımızı değiştireceği’’ yolunda bir iddiası da vardı filmin.

Amelie'yi oynayan Audrey Toutou'ya hiç ısınamadım. Tamam objektif olarak sempatik bir kız ama ben sevemedim onu.

Belki de Rene Zellweger'den alacağım keyfi ondan da beklemiştim ve bunu bulamayınca tepki gösteriyorumdur, bu da mümkün.

Ama şu da var ki film olarak ‘‘Amelie’’, ‘‘Bridget Jones'un Günlüğü’’nden çok üstün.

Yepyeni, taze, insanın içine mutluluk veren bir üslup denemiş yönetmen Pierre Jeunet.

Ve bu zor işi de mükemmele yakın başarmış.

*

Gitmekten en pişman olduğum film ise ‘‘PANAMA TERZİSİ’’ydi.

Pierce Brosnan'ın oynadığı hiçbir filme gitmeme gibi bir prensip kararım vardı. Onun rol yapmayı kesinlikle beceremediğini ve suratından da aptallık aktığını düşünüyorum.

Bu film için prensibimi ayaklar altına aldım çünkü filme kaynak olan romanı John le Carre yazdı.

Ben o romanı okumuş ve müthiş de zevk almıştım.

Son derece zekice örülmüş bir hikáyesi, sürpriz sonuçları vardı.

Film ise tam bir rezalet. Geoffrey Rush'un terzi rolündeki müthiş performansı bile filmi kurtaramıyor maalesef. Demek ki bir insanda yetenek olunca en berbat durumlarda bile bu ortaya çıkıyor. Yeteneği zaten olmayanlar da Pierce Brosnan gibi hep aynı berbat performansı sergiliyorlar.

Onun bu filmdeki oyunu berbat olmanın ötesinde hemen her sahnede son derece komikti de. Mimik yapmaya her çalışışında elinde olmadan güldürüyor adamcağız insanı.

Bu arada Jamie Lee Curtis de ne kadar yaşlanmış öyle, vay canına yani!

*

Fırsat vardı ama ısrarla gitmeyi reddettiğim film ise ‘‘KOMPLO’’ oldu. Basit bir hikáyesi var filmin ve bu kadar basit bir hikáyeye Robert de Niro, Edward Norton ve Marlon Brando gibi üç dev sanatçıyı angaje ederseniz iş sarpa sarar diye düşündüm.

Bu da bir başka türlü önyargı işte.

Film hakkında okuduklarım pek de haksız olmadığımı söylüyor bana.

*

Yeni başlayan ‘‘SAKIN KONUŞMA’’ adlı film ise bana pek bir standardın altında Hollywood koktu. Bence Michael Douglas da yeni içerikli filmlerde denemeli kendini.

Ama tabii görmeden fazla bir şey de söylemek doğru olmaz .
X