"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Birisi açıktan tehdit ediyor

BİZ burada “Ne güzel... Türkiye demokratikleşiyor... Eleştiremeyeceğimiz kurum ve kişi kalmıyor... Tahammül almış başını gidiyor... Aman ne güzel...” falan diye sevinirken...

Türkiye’yi demokratikleştirdiği iddiasında olan “iktidar”a sırtını dayamış bir “gazeteci”, zerre kadar utanıp sıkılmadan, çekinmeden, alabildiğine pervasızca, etrafımdaki insanlara, “Ben Ahmet Hakan’ı bitireceğim... Onun yanında yer alanları da bitireceğim... Şunu iyi anlayın... Bu bir savaş...” falan diye tehditler savuruyor.

Bir değil, iki değil... Defalarca yapıyor bunu.

Konuştuğu kişilere “Aramızda kalsın” notu falan düşmüyor...

Tam tersine... Benim işitmemi sağlamaya özel bir itina gösteriyor.

Sırtını iktidara dayamaktan başka bir özelliği olmayan bir adamın, yazıyla rekabet etmeyi başaramayınca işi tehdit ve şantaja vardırmasını anlayabilirim.

Ama umarım Türkiye, bu türden şantaj ve tehditlerin işe yaradığı bir ülke haline gelmemiştir.

Eğer geldiyse... Böyle bir ülkede değil “yazmak”, “yaşamak” bile mümkün değildir.

* * *

Tehdide ve şantaja maruz kalan birisi ne yapar?

Savcılığa başvurur...

Neden? Tehdidin ve şantajın saptanmasını sağlamak adına... Başına bir iş geldiğinde, nereden geldiğinin bilinmesini sağlamak amacıyla...

Ben de işte bu amaçla buraya not düşüyorum:

Birisi beni açıktan tehdit ediyor... Birisi bana açıktan şantaj yapıyor...

Başıma bir “iş” gelirse, o “iş”in sorumlusu bellidir...

 

Her daim genç bir gazeteci: Nazlı Ilıcak

 

TÜRKİYE’nin en iyi portre yazarı şair Cemal Süreya, gazeteci Nazlı Ilıcak için yazdığı o muhteşem portre yazısında “Türk basınının Ajda Pekkan’ı...” nitelemesinde bulunmuştu...

Hakikaten öyledir Nazlı Ilıcak...

70’lerde gündemdeydi: Fırtına gibi başlamıştı olaya... Havalıydı... Yaşamayı seviyordu... Biraz yaramazdı...

80’lerin başında gündemdeydi: Bildiğini haykırıyordu... Taraf oluyordu... Başı belaya giriyordu... Yetmezmiş gibi eşinin de başını belaya sokuyordu...

80’lerin sonunda gündemdeydi: Biraz durulmuştu... Acılar olgunlaştırmıştı onu galiba...

90’ların başında gündemdeydi: Yine küsmüştü birilerine... Yine taraftardı birilerine...

90’ların ortasında gündemdeydi: Askeri kıpırdanmalar karşısında galeyan hali... Kendisini Refah Partisi saflarında bulmuştu birdenbire... Sosyetik arkadaşların şaşırıp uzaklaşma dönemi...

* * *

Ve geldik iki binlere... Nazlı Ilıcak yine gündemde...

Sırrını çözmeye çalışıyorum onun...

Sanırım büyüsünü şunlar belirliyor: Kararlılık, mücadele azmi, sükûnetten nefret, işini ciddiye alma, düşman kazanma sanatını icrada ustalık, bildiğini okuma, sözünü budaktan sakınmama, nefret edilmekten ürkmeme...

Bir de yeniliğe açık olma...

Geçen gün karşılaştık... “Twitter nedir?” diye sordu... Anlattım... “Ben de girmek istiyorum” dedi... 10 dakika anlattım... Hemen kavradı olayı... Cep telefonundan giriverdi bizim sevgili “cangılımız”a...

Ertesi gün baktım: Başlamış mesajlar göndermeye...

Hem de ne gönderme... Dilini, mantığını, ruhunu gayet iyi kavrayarak...

Böylece ben de “Her daim genç kalma”nın bir sırrını daha öğrenmiş oldum.

 

Haftanın en iyi 5’i

 

BİR: Ayamama Deresi’nin etrafındaki yapıları kararlılıkla ortadan kaldırmaya çalışan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı KADİR TOPBAŞ...

İKİ: “Islak imza” olayında “Asker kendi işine baksın” diyerek gayet sarih ve gayet kararlı bir tavır koyan Cumhuriyet Gazetesi yazarı HİKMET ÇETİNKAYA...

ÜÇ: İç ve dış politika alanında yazdığı ufuk açıcı yazılarla Türk matbuatında bir büyük boşluğu dolduran SEDAT ERGİN...

DÖRT: Sırrı Sakık’ın çizgili şık takım elbisesini görüp, “DTP Milano Milletvekili” diye şahane bir espri patlatan FATİH ALTAYLI...

BEŞ: Kuzey Irak yöne-timiyle yaptığı görüşmelerin ardından kimsenin sesini çıkaramayacak denli şık yanıtlar veren Dışişleri Bakanı AHMET DAVUTOĞLU...

 

Atatürk’e hakaret

 

İSTANBUL Valiliği’nin düzenlediği Cumhuriyet Bayramı Resepsiyonu’nda “Pastadan Atatürk çıkarma” olayını izlerken şunları düşündüm:

Sanki ülkede devrim olmuş...

Sanki “eski lider”i, karikatürize etmek için özel bir gece tertiplenmiş...

Sanki yuhalatmak amacıyla pastadan komik bir figür olarak Atatürk’e hiç benzemeyen bir Atatürk maketi çıkarılmış...

Sanki komedi unsurunu pekiştirmek için Atatürk’e şapka selamı verdirilmiş.

Eğer “Atatürk hakkında işlenen suçlar hakkında kanun”, bu olayda devreye girmeyecekse, ne zaman girecek?

 

X