Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Birincilikler şampiyonu

    Hürriyet Haber
    31.01.1999 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Tarih 3 Ekim 1976. Dünya Boks Şampiyonu Muhammed Ali Clay, sabaha karşı Yeşilköy havaalanına indiğinde ortalık birden ana baba gününe döner. MC hükümetinin Başbakan Yardımcısı Prof. Necmettin Erbakan, Muhammed Ali'yi uçağın merdivenlerinin dibinde beklemektedir. Coşkuyla Muhammed Ali'yi kucaklar.

    Uçak pisti, İslamiyeti seçen dünya boks şampiyonunu karşılamaya gelmiş olan Milli Selamet Partisi taraftarlarıyla doludur. Kargaşayı izleyen gazeteciler arasında bu satırların yazarı da vardır.

    Bu izdiham içindeki aktörlerden biri de gri takım elbiseli, gözlüklü ve aşırı ciddiyetiyle dikkat çeken modern görünüşlü bir gençtir ve tabloyla büyük bir tezat oluşturmaktadır.

    Bir taraftan Erbakan'la Muhammed Ali arasında kendisine yer açmaya, diğer taraftan itiş kakış içinde ayakta kalmaya çalışmaktadır. Aslında tam sınırdadır.

    Bu mücadeleyi verirken, soğukkanlılığını kaybetmeden Erbakan ile Muhammed Ali arasında din kardeşliği teması üzerinde odaklaşan konuşmaların çevirisini yapmaktadır.

    Dışişleri Bakanlığı, Muhammed Ali'ye refakat etmek üzere genç bir diplomatı görevlendirmiştir: Mehmet Ali İrtemçelik...

    İrtemçelik, o izdiham içinde diplomasi kariyerinin fizik güç kullanmak zorunda da kaldığı ilk zorlu sınavını verir. Aynı sınavdan ertesi gün binlerce insanın toplandığı Sultanahmet Camii'ndeki Cuma namazında bir kez daha geçer.

    İrtemçelik, hayatında tanıdığı ilk siyasi olan Necmettin Erbakan'ın karşısına yıllar sonra büyükelçi unvanıyla çıkacaktır.

    Daha sonra da ANAP lideri Mesut Yılmaz'ın daveti üzerine 11 Ocak 1999 tarihinde Dışişleri Bakanlığı'na istifa dilekçesini verip, İstanbul'dan milletvekili adayı olarak siyasete soyunacaktır.

    Bozdoğan’dan Cihangir’e

    İstanbul'da Unkapanı'ndan Aksaray istikametine doğru çıkarken, Bozdoğan kemerine gelmeden bir önceki sokaktan sağa sapacaksınız. Burası kolacılar sokağıdır. Bu mahalle Zeyrek'le Fatih'in sınır çizgisi üzerindedir.

    Mehmet Ali İrtemçelik, bu sokakta 1 Kasım 1949 tarihinde dünyaya geldiği iki katlı evin bugün yerinde durup durmadığını bilmiyor. Tek hatırladığı, kapısına her iki taraftan da merdivenle çıkılan eski tip ahşap bir ev olduğu ve küçüklüğünde bu evin penceresinin parmaklıklarından ayaklarını sarkıtarak sokaktan geçenlere baktığıdır.

    Babası Hamit Bey, Sultanhamam'da kağıt tüccarıdır. Baba tarafından dedesi Rasim Bey, Osmanlı Donanması’ndan subay emeklisidir. Annesi Perihan Hanım, Halep Jandarma Komutanlığı da yapmış olan Albay Ahmet Sedat Bey'in kızıdır.

    Su kemerlerinin hemen bitişiğinde geçen ilk çocukluk, daha sonra taşınacakları ve geride kalan fertlerin halen yaşadığı Cihangir'in Susam Sokağı’ndaki bir aile apartmanında devam edecektir.

    Ve Galatasaray... İrtemçelik'in kimliğine en kuvvetli damgayı vuran olgu, Galatasaray'dır. Toplam 12 yıl okuduğu bu okulun manevi otoritesi, Dışişleri'ndeki makam odasında hemen yanı başında asılı duran büyük fotoğraftan içeri yayılarak onu yalnız bırakmaz.

    Aslında, İrtemçelik, o fotoğraftan güç alır. Onun için Galatasaraylılık herşeyden önce bir dayanışma duygusudur:

    ‘‘Yani birimiz hepimiz için, hepimiz birimiz için duygusu. Birisinin hüznü veya sevinci, benim de hüznüm veya sevincim oluyor. Ya da benim hüznüm ve sevincim onların da hüznü ve sevinci oluyor. Bütün bunlardan bir güç çıkıyor. Bu insanı çok zenginleştiren birşey. Ancak bu daha çok yatılılıkla ilgili bir olgu. Yatılı olmakla, olmamak iki ayrı hayat tarzıdır. Dünyaya kırk kez gelsem ve keşke 40 kez de Galatasaray'da okuyacak kadar şanslı olsam...’’

    İrtemçelik, Galatasaray'a 1956-57 döneminde Kabataş'taki ilkokul bölümünde yatılı öğrenci olarak başlar. Henüz okuma yazma bilmeyen küçük adayların girdiği zeka ve genel yetenek testini ikincilikle kazanır.

    Galatasaray'a girişindeki ikinciliği, İrtemçelik'in hayatındaki ilk ve son ikinciliktir. Gerek öğrencilik hayatında, gerek diplomasi kariyerinde bir daha ikinci olmaz.

    Galatasaray'ın edebiyat bölümünden birincilikle mezun olur. Boğaziçi'nde kamu yönetimi bölümünü birincilikle bitirir. Dışişleri Bakanlığı'na girişinde, hem yazılı, hem de sözlü sınavı birincilikle kazanır. Başkatiplik sınavının birincisidir. Çok genç sayılabilecek bir yaşta, 41 yaşında büyükelçi olduğunda, kendi kuşağında ilk büyükelçi unvanını kazanan diplomattır.

    Ve Galatasaray'daki öğrencilik yıllarında sınıf mümessilidir; yani iktidardadır. Üstelik sınıfın en küçüğüdür.

    İrtemçelik'e sorarsanız, Galatasaray'ın onda bıraktığı zenginlik, yalnızca dayanışma duygusu değildir:

    ‘‘Bir o kadar önemli olan Galatasaray'ın sizde özgür ve geniş düşünme yeteneğini geliştirmesi, bilimsel şüphecilik, araştırma hasletlerini kazandırmasıdır. İşte Galatasaray'dan bende kalan, bunlardır. Bu vasıflara sahipsem, bunu Galatasaray öğrenciliğime borçluyum. Ve özellikle de Pierre Dubois'dan aldığımız kuvvetli felsefe eğitimine...’’

    Ve Beyoğlu'ndaki ilk gençlik yılları. Kendi ifadesiyle, ‘‘Geceleri okuldan kaçıp Beyoğlu'nda etrafa delikanlılık tafraları saçtıkları dönemler...’’

    Galatasaray'ı 1968 yılında bitirdiğinde Fransa'ya felsefe ya da siyaset bilimi okumaya gitmek ister. Babasını o yıl kaybetmiştir, annesinin itirazıyla karşılaşır. Robert Kolej'in üniversite kısmının sınavını kazanır ve kamu yönetimi bölümüne kaydolur.

    İrtemçelik, kendisini İstiklal Caddesi'nin hayatın bütün kargaşa ve yoğunlunu taşıyan yüksek temposundan sonra birden Rumelihisarı'nın Boğaziçi'ne bakan tepesinde çok farklı, çok dingin bir mekanda bulur.

    Fransız kültürüyle yoğrulmuş İrtemçelik, burada Amerikan kültürüyle karşılaşır. Bu okulda Galatasaray'ın dayanışma ruhu yoktur. Kendi ifadesiyle, ‘‘Burada gemisini kurtaran kaptandır...’’

    Bir yıl İngilizce hazırlık okuduktan sonra kamu yönetiminde üç kişilik bir bölümde Prof. Oğuz Arı, Prof. Vakur Versan, Prof. Suna Kili ve Prof. Üstün Ergüder'in öğrencisi olur. Ve o da kolejin akşamcı takımının devam ettiği ‘‘Nazmi’’nin müdavimleri arasına girer.

    O yıllar Türkiye'nin büyük çalkantılar yaşadığı, öğrenci hareketlerinin ortalığı kasıp kavurduğu bir dönemdir. Robert Kolej, bu çizginin gerisindedir. Okuldaki aktivist öğrenciler iki gruba bölünmüştür. Bir tarafta Marksistler, diğer tarafta Sosyal Demokratlar. İrtemçelik, Sosyal Demokrat gruba katılır. Bir keresinde trene binip Ankara'ya giderek, özerk üniversite mitingine katılırlar.

    Robert Kolej özerkleşmez, ama devlete bağlanır. Kolejin üniversite bölümü 1971 yılında Milli Eğitim'e devredilir ve adı Boğaziçi Üniversitesi olur. İrtemçelik, diplomasını 1973 yılında Boğaziçi mezunu olarak alır.

    YILMAZ’LA OTOMOBİL YOLCULUĞU

    Üniversiteyi bitirdiğinde, hayatta ne yapacağına henüz tam karar vermiş değildir. Önce akademik kariyer yapmak ister. İngiltere'ye giderek Manchester Üniversitesine siyaset bilimi alanında master öğrencisi olarak kaydolur. Bir dönem okuduktan sonra Türkiye'ye döner.

    O dönemin tekstilde en büyüklerinden biri olan Akfil Kumaş'ın personel müdürlüğü için açtığı sınavı kazanarak özel sektöre adım atar. En çok üç ay çalışabilir. Özel sektör onun yeri değildir.

    Sonunda kararını verir. Siyaset Bilimi doktorası yapacaktır. Bunun için o dönemde siyaset biliminde mutlak üstünlüğü olan Mülkiye'yi seçer ve Ankara'ya taşınır. Başkentte Tunalı Hilmi Caddesi’nde Galatasaray'dan sınıf arkadaşı olan ve bir yıl önce Dışişleri'ne girmiş olan Ecvet Tezcan'la aynı evi paylaşmaya başlar.

    Ancak doktora öğrenciliği de onu doyurmamaktadır. İrtemçelik, o günleri hatırlarken, ‘‘Çok boş zamanım vardı, daha önemlisi, üzerinden atlamaya heveslendiğim bir çıta, engel yoktu’’ diye konuşmaktadır.

    Bu arada, ev arkadaşı Ecvet Tezcan'ın (Şimdiki Bakü Büyükelçisi) Dışişleri'ne girmesi yönündeki telkinlerine muhatap olmaktadır. Tezcan, ısrarla ‘‘Sınava bir gir, burası senin yerin’’ demektedir.

    Bu, belki de devletin ona çağrısıdır.

    Sınava girmeye karar verir. Ancak Dışişleri girişinde sınavı yapılan disiplinlerin çoğunu Boğaziçi'nde okumamıştır; Devletler Hukuku, Siyasi Tarih, Medeni Hukuk gibi...

    İki buçuk ay eve kapanarak günde 17 saat olmak üzere kendisini sınava hazırlar. Mart 1975'te, birincilikle girdiği Dışişleri Bakanlığı'nın Uluslarası Kuruluşlar Dairesi'nde genç bir aday meslek memurudur.

    Ertesi yıl, Çanakkale 116. Jandarma Er Eğitim Alayı'nda gerçekleşen bir tanışıklık, sonradan İrtemçelik'in hayatının yörüngesinde önemli bir değişikliğe yol açacaktır. Eğitim alayında kısa dönemli askerlik yapanlardan biri de, Mülkiye mezunu genç bir işadamı olan Mesut Yılmaz'dır.

    Hafta sonu izni için Nizamiye kapısından ayrılırken tesadüfi bir karşılaşma, Mesut Yılmaz'ın Çanakkale-İstanbul yolculuğunu İrtemçelik'in kullandığı Renault marka otomobilde misafir yolcu olarak geçirirmesiyle sonuçlanır.konuk. İrtemçelik, o yolculuğu şöyle hatırlamaktadır:

    ‘‘Birbirimizi çok iyi tanıdığımız söylenemezdi. Bir şekilde İstanbul'a benim arabamda gittik. Tek hatırladığım, yolculukta dört saat boyunca sadece Türkiye'yi konuştuğumuzdu.’’

    Bu konuşma, her ikisinde de kalıcı bir iz bırakacaktır. Askerlik bittiğinde uzun yıllar yolları kesişmeyecektir. Bu arada, İrtemçelik ilk yurtdışı görev olarak (1977) Chicago'ya konsolos olarak gönderilir, ardından 1980 yılında kendi isteği ile Sovyet işgali altındaki Kabil'e gider.

    İrtemçelik, 1982 yılında Türkiye'ye döndüğünde, Avrupa Konseyi dairesinde çalışmaya başlar. Bu daire, askeri rejim nedeniyle Türkiye'nin Avrupa ile ilişkilerinde yaşadığı sıkıntıların bakanlıkta en çok hissedildiği birimdir.

    1983 seçimleri olur ve ANAP iktidara gelir. Başbakan Turgut Özal, kabinesinde hükümet sözcülüğüne 34 yaşındaki genç bir politikacıyı getirir: Mesut Yılmaz...

    Zaman zaman Dışişleri Bakanı'na da vekalet eden Yılmaz, askerlik arkadaşını karşısında Avrupa Konseyi dosyasıyla bulur. Ve Çanakkale-İstanbul yolculuğunda dört saat süren bir Türkiye sohbeti ile başlayan dostluk yeniden kaldığı yerden güçlenerek devam eder.

    İrtemçelik, 1984 yazında New York'taki Birleşmiş Milletler delegasyonuna atanır. Buradaki görevi sırasında o tarihte 156 üyesi olan Birleşmiş Milletler Özel Siyasi Komitesi'nin başkanlığına seçilir. Henüz 36 yaşındadır.

    Mesut Yılmaz 1987 Aralık ayında Özal tarafından Dışişleri Bakanı olarak atandığında, ilk yaptığı işlerden biri New York'u arayarak, İrtemçelik'e özel müşavirliğini önermek olur. İrtemçelik, New York'taki görevini tamamlamadan Türkiye'ye döner ve bakanlıktaki en kilit görevlerden biri olan ‘‘Bakan Özel Müşavirliğini’’ üstlenir.

    Diplomasi mi, siyaset mi?

    Bakana giden bütün kriptolar İrtemçelik'ten geçmektedir. İrtemçelik, Yılmaz'ın tam güvenine sahip, kuvvetli bir özel müşavirdir. Yılmaz'ın bakanlıkta en yakın çalıştığı diplomattır.

    Yılmaz'ın 1990 Şubat ayında Dışişleri'nden istifa etmesinden sonra, İrtemçelik bu görevini Prof. Ali Bozer ve ardından Ahmet Kurtcebe Alptemoçin'le de devam ettirir. Yılmaz, 1991 kongresini Özal'a karşı kazanıp Başbakan olduğunda, İrtemçelik'i bu kez ‘‘Başbakan Başmüşavirliğine’’ getirir. İrtemçelik, artık Yılmaz'ın yalnızca dış konularda değil, her konuyu danıştığı en önemli sırdaşlarından biridir.

    Yılmaz, birden erken seçim kararı alır. Milletvekilliği önerdiği ilk isimlerden biri 1987 yılından bu yana en yakınında olan bu danışmanıdır. İrtemçelik, hazırlıksız olduğunu söyleyerek, bu öneriyi nazikçe geri çevirir.

    Aynı yıl büyükelçi unvanını kazanır ve kendisine sunulan muhtelif seçenekler arasından mütevazi bir merkezi, Ürdün'ü seçer. Amman'da göreve başladığında Özal'ın Körfez krizindeki çıkışları nedeniyle ilişkiler soğuk bir havada seyretmektedir. Geriye dönüp Amman'da toplam 3 yıl 8 ay süren görevini değerlendirirken, ‘‘İlişkileri çok soğuk bir şekilde aldık, sıcak bir şekilde devrettik’’ diye konuşmaktadır.

    Rotasyonda yine kendi isteğiyle Bulgaristan'ı seçer. İkinci katipliğinde zor bir post olduğu için Kabil'i seçmesi örneğinde olduğu gibi yine bir iddiayı ortaya koyabileceği bir göreve talip olmuştur. İrtemçelik, şöyle anlatır Sofya dönemini:

    ‘‘Ben, belki de fark yaratabileceğim düşüncesiyle Sofya'ya atanmayı arzuladım. Jivkov döneminde soydaşlarımıza uygulanan mezalimin zehirlediği ilişkilerin artık niteliksel bir değişime uğrayabileceğine inanıyor ve bir diplomat olarak bu sürece katkıda bulunabileceğime inanıyordum. Bu bana heyecan veren bir misyondu. Nitekim, o nedenledir ki, Sofya'daki görev döneminin başlarında Türkiye 1995 seçimlerine giderken ikinci kez aldığım siyasette hizmet çağrısı karşısında özür beyan ettim. Türk-Bulgar ilişkilerinin bugün kazanmış olduğu mükemmel hüviyetin oluşumunda belki çok mütevazi olsa da katkıda bulunduğumu düşünmek bana gerçekten çok haz veriyor.’’

    Bulgaristan'a veda ederken Bulgaristan'ın birinci devlet nişanının ilk derecesi olan Stara Planina (Balkan Sıradağları) ile taltif edilir.

    Türkiye'ye 1997 yazında döndüğünde Doğu Avrupa, Balkanlar ve Kafkasya Orta Asya'dan sorumlu Müsteşar Yardımcılığını üstlenecektir.

    Ve askerlik arkadaşı yine Başbakan koltuğunda oturmaktadır.

    Yılmaz'ın üçüncü kez yönelttiği daveti bu kez duraksamadan kabul eder.

    İrtemçelik, şimdi yeni bir yokuşun başındadır.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı