Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Birinci Türk-Alman savaşı

MERKEL izlediği politikayla Tayyip Erdoğan’ın karanlık yönünü açığa çıkartıyor.

Türk Başbakanı bu yönünü gösterdikçe, Merkel için, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğine direnmesi daha kolaylaşıyor.”

Almanya’nın en yüksek tirajlı Das Bild gazetesinde dün yayınlanan bu yazı “Erdoğan gerçekten ne istiyor?” başlığını taşıyor. Yazı Erdoğan’ı tartışıyor.


“O ülkesini AB üyeliğine, modern ve demokratik bir ülkeye, İslam ile Avrupa arasında bir köprüye mi taşıyor, yoksa İran türü İslam Cumhuriyeti’ne mi dönüştürmek istiyor?”


Ve başka örnekler. İsrail politikasından bizim basında onu eleştirenlere karşı tavrına kadar, Alman Basını Erdoğan’ı hallaç pamuğu gibi atıyor.

PALAVRA HABERLER


Olay, Erdoğan’ın, “Almanya’da Türk lisesi açılsın” sözüne Merkel’in karşı çıkması ve buna Erdoğan’ın sert yanıtıyla alevleniyor.


Alman Basını Erdoğan’a ateş püskürürken, Türkiye’deki yandaş medya da, Almanlar’dan geri kalmıyor. Palavra haberler ve yakışıksız manşetlerle.

Merkel iç politikada sıkışmış da, AB politikası iflas etmiş de, şimdi Erdoğan’a saldırarak, puan topluyormuş da, falan filan.


Oysa, gerçek öyle değil.

1- Merkel’in FDP ile kurduğu koalisyon son derece uyumlu. Şu ana kadar koalisyon aman aman puan kazanmıyor ama, kaybetmiyor da.

2- Almanya’daki Türkleri her parti iyi tutmaya çalışıyor. Örneğin, Kuzey Ren Vestefalya’da yapılacak seçimler için, SPD adayı Türklerle birlikte camileri ziyaret ediyor. Buna karşılık, Merkel’in partisi Türklerle özel toplantılar düzenliyor.

3- Ayrıca, Yunanistan ekonomik krizine bulduğu çözümle, Merkel AB içinde sözü en çok geçen lider olduğunu kanıtlıyor.

4- Nasıl ki, bizde Erdoğan’ı eleştirenler varsa, orada da Merkel’i eleştirenler var. Ama, bunun bir anda parlayan milliyetçilikle ilgisi yok.


DÜĞÜM AB


Resmi ziyaret öncesinde, Erdoğan sonunda bunu da başarıyor.


Ortaya attığı bir tezin kabul görmeyişi karşısında, her zaman olduğu gibi, bu kez de Merkel’e celalleniyor. Ama, Merkel de geri adım atmıyor.


Sanki savaş var. Birinci Türk-Alman Savaşı. Her yer öfkeden çatlıyor.


Sorunun özü başka. Merkel, Türkiye’nin AB’ye üyeliğini engelliyor, bunu ısrarla vurguluyor. Bu da, Ankara’yı kızdırıyor.


Karşılıklı öfke saçmak yerine, iç içe geçmiş bin tane sorun var, onları ele almak varken, tamtam çalmak çok anlamsız.


Kaldı ki, kartlar Almanların elinde, sonuçta kaybeden yine biz oluruz.

 

‘Büyük Buluşma’ çok renkli, çok gençli

 

15 milyon el ilanı dağıtılıyor. Bir milyon davetiye çıkartılıyor. Otuza yakın hazırlık toplantısı düzenleniyor.


Demokrat Parti
uzun yürüyüşüne, İstanbul’da düzenlediği “Büyük Buluşma” ile adım atıyor.


DYP-ANAP birleşmesi sonrasında sesi pek çıkmayan DP önceki gün perdeyi genel başkan Hüsamettin Cindoruk’un konuşması ve 7 Bölge 7 Renk folklor gösterisiyle açıyor.


Salonun tepesinde Demirel-Özal, birbirine eğilmiş, derin sohbete dalmış, fotoğraf hemen göze çarpıyor. Abdi İpekçi spor salonu, içi-dışı tıka basa dolu, kırmızı beyaz DP bayrakları herkesin elinde. Bir zamanlar ANAP’ın, bir zamanlar DYP’nin kongreleri gibi. Ateşli, canlı, renkli ve daha önemlisi çok genç var.

Bir ara kaybolan, AKP’ye kayan o taban sanki geri geliyor gibi.


Salonda bir pankart dikkatimi çekiyor: “Yıl 1453 İstanbul’un Fethi, Yıl 1994-2010 İstanbul’un Katli.”


Kürsüde Cindoruk, bu pankartın mantığına uygun, iktidara vuruyor ve vuruyor. Her gün yaşanan bir başka gerginlik, Anayasa taslağı, iktidarın uygulamaları, tek adam rejimi ve “iktidara gelirsek, yapacağımız ilk iş bunlardan hesap sormaktır” deyince, salonda kıyamet kopuyor.


Demirel’in DP’lilere bir öğütü var, “nutuklarla, kağıtlarla kongre ve seçim kazanamazsınız, kazanmak için halkın ayağına gidin”.


DP’nin “Büyük Buluşma” töreni halkın ayağına gitmenin başlangıcı. Başka çareleri yok, çünkü anketlere göre, DP yüzde 10 barajı henüz aşmış değil.


Aşmak için, “Büyük Buluşma” heyecanını Anadolu’ya yaymak gerek. Yani, halkın ayağına gitmek. 

X