Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

BİRİNCİ SINIF ÖĞRETMENLERİ DİKKAT!

İnsan hayatının dönüm noktaları vardır. Belki bunlardan en önemlisi okula başlama sürecidir.

Okul ile birlikte, çocuk bilmediği, tanımadığı yepyeni bir dünyaya adım atmaktadır.
İlk kez kalabalık bir ortama girmektedir. İlk kez farklı kişiliklerle, kendisine karşı farklı davranışlarla karşılaşmaktadır. Davranışlarını sınırlayan ve her dediğini dinlemek zorunda olduğu bir otoriteyle, öğretmenle karşılaşmaktadır.
İlk günlerde bu “farklı” dünyadan korkan, kaçan, okula gitmek istemeyen, ağlayan çocuklarla karşılaşırız.
Bazen bu kabullenme süreci uzun da sürebilir.

* * *

Öğretmenlerse çocukların sendrom içinde oldukları bu süreçte çevrenin, idarenin, bazen de ailenin baskısıyla yönlendirebiliyor tutumunu.
Çocuğu bir an önce okur-yazar yapma çabası bunlardan biri.
Aile telaşla bekliyor “bizim çocuk okumayı ne zaman sökecek” diye.
Gelen misafirler çocuğa soruyor “Okumayı öğrendin mi söyle bakalım?”
Daha da kötüsü ve çocuk için yıkım olan “Sınıfında kaç kişi öğrendi?” sorusudur.

* * *

Her sınıfta birkaç çocuğun algılama hızı, öğrenme düzeyi farklı olabilir ve bazen bunlar, öteki çocukların kâbusuna dönüşebilir.
“Öğrenebilenler varsa ben yetersizim” duygusu öğrencinin hayatı boyunca peşini bırakmayacak bir duygudur.
“Ben yetersizim, ben yapamam, ben Ali’den, Ayşe’den kötüyüm” diye inanmışsa bir çocuk, onu yeniden ayağa kaldırmak zordur.
Bir köşede sinmiş, içine kapanmış, okula derin bir mahcubiyet ve korkuyla giden çocuk; kaybedilme sürecine girmiş demektir.

* * *

Her çocuk farklıdır.
Bazılarının geç kavraması, geç öğrenmesi o çocuğun başarısız olduğu anlamına gelmez.
Öğretmenin bu durumu fark etmesi, desteklemesi, bunun normal olduğuna çocuğu ve aileyi inandırması gerekir.

* * *

Birlikte yaşama, birlikte iş yapma, başkalarının haklarına saygı duyma, kurallara uyma, saygılı olma gibi konularındaki eğitimi, çocuğu erken okur-yazar yapmaktan çok daha önemlidir.
Aslında okulun işi, önce çocuğu eğitmek, sonra da alabildiği kadar bilgi vermektir.

HERKES HER ŞEYİ BİLEBİLİR Mİ?

Üç-beş kişinin bulunduğu sıradan bir sohbeti değerlendirdiğimizde bile herkesin her konuda görüş belirttiğine, yorum yaptığına tanık oluruz.
Eğitim, herkesin üzerinde değerlendirme ve yorum yaptığı alanların en başında geliyor.
Dış politika, enerji, din, siyaset, devlet, tıp, hastalıklar, tarih gibi konular da, her ortamda neredeyse herkesin görüş belirttiği, fikir beyan ettiği, yorum yaptığı başlıklardandır.
Hemen hemen hiç kimsenin üzerinde durmadığı, konuşmadığı alanların en başında ise “gönül” kavramı gelmektedir.
İyiliğin erdemi, başkalarının sorunlarına çare aramak, insanların kusur ve zafiyetlerini örtmek gibi başlıklarsa çok az sohbet ortamının konusu olmaktadır.
Asıl uzmanlık alanı ne olursa olsun, herkesin bilmesi, üzerinde düşünmesi ve yeri geldiğinde ısrarla ortaya koyması gereken başlıklar bunlar olmalıdır.
Hele herkesin derin bir bilinçle sahip çıkması gereken bir kavram var ki, çok az sohbetin gündemine giriyor.
Bu kavram “insan onurudur”.

* * *

İnsanın aşağılanması, azarlanması, kişisel bilgilerinin ortaya saçılması gibi durumlar bir yana; bir insanın gözlerinin içine bakmadan konuşmak bile insan hakkı ihlalidir, en azından ayıptır.

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI