Eğitim Haberleri

    Biri ‘engel’ mi dedi?

    Prof. Dr. Dilara ÖZER - İstanbul Gedik Üniversitesi
    02.10.2017 - 09:10 | Son Güncelleme:

    Dünya Sağlık Örgütü’ nün, 2011 Dünya Engellilik Raporu’na göre dünya nüfusunun yüzde 15’i bir tür engellilik durumu ile yaşıyor. Bu oranı Türkiye’ye uyarladığımızda yaklaşık 12 milyonluk bir nüfusun, bir tür engellilik durumu ile karşı karşıya olduğunu varsayabiliriz. Bunların ortalama 4 kişilik bir ailede yaşadıklarını düşünürsek de, neredeyse Türkiye nüfusunun yarısının bu durumdan doğrudan etkilendiğini söylemek yanlış olmaz. Bu oran bir toplumu oluşturan insan çeşitliliği hakkında bilgi vermesi açısından son derece önemli bir bilgi bizim için.

    Peki toplum, insan çeşitliliği içinde bu farklılıkları nasıl karşılıyor? Kabulleniyor ve benimsiyor mu?  Diğerleri ile eşit koşullarda toplumsal yaşama katılım olanakları tanıyor mu?  Eğitim sürecini ele alacak olursak; anaokulundan başlayarak tüm kademelerdeki okullar farklı gelişen çocuklarımızı ve onların ebeveynlerini diğer çocuklar gibi sevinçle karşılıyor mu? Okullarımız bu çocuklarımızın ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde tasarlanmış mı? Diğer çocuklar farklı gelişen çocuklarla okulda, mahallede birlikte oynuyorlar mı? Arkadaşlık yapıyorlar mı?

    Okullardaki eşitsizliği, hatta ayrımcılığı Antalya’da görev yaparken 20 yıl önce ilk kez down sendromlu sporcularımız İsmail ve Okan’ın annelerinden dinlemiştim. Çocukları aynı özel eğitim sınıfına giden iki anne diğer öğrencilerin İsmail ve Okan’ın gittikleri tuvaleti kullanmak istemediklerini, su içtikleri musluğa dokunmaktan kaçındıklarını, bu arada da diğer velilerin özel eğitim sınıfının kapatılması için imza topladıklarını isyan ederek anlatmışlardı. Sonra buna benzer yüzlerce hikâyenin dinleyicisi oldum.

    Son dört yıldır dinlediğim hikâyelerden biri de üniversitemizin yürüttüğü İstanbul Kalkınma Ajansı (ISTKA) destekli ‘Aktifim Toplumun İçindeyim’ projesindeki çocuklara ait. Geçen yıl beni etkileyen bir hikâye aynı zamanda bir lisede kaynaştırma öğrencisi olan Melisa’ya aitti. Melisa serebral palsi tanısı konulmuş, eklem ve kaslarında hareket kısıtlılığı olduğu için yürüme ve konuşmada orta derecede zorluk çeken bir öğrencimizdi. Beden eğitimi öğretmeni bu zorlukları nedeniyle beden eğitimi dersine katılamayacağını düşünüyor ve sınıfta soru çözmesini istiyordu. Arkadaşları büyük bir neşeyle koşa oynaya beden eğitimi dersi için bahçeye inerken, Melisa sessizce onları izliyordu. Daha sonra usulca pencere kenarına yanaşarak ders boyunca onlara gözleriyle eşlik ediyordu.

    Kalplerde taht kurdular

    Memnuniyetle belirtmek isterim ki bu iki öyküde de çok sevindirici gelişmeler oldu. Örneğin, İsmail ve Okan sekiz yıllık eğitim süreçlerini tamamladılar. 12 yaşında spora başladılar; düzenli olarak basketbol, voleybol, yüzme gibi sporlara katıldılar. 2002’de halter çalışmalarına başladılar ve 2003 yılında o zamanlar ‘Zihinsel Engelliler Spor Federasyonu’ adını taşıyan federasyonun öncülüğünde bu branşta Dünya Özel Olimpiyat Oyunları’na katılan ilk sporcular olarak Türkiye’ye dördüncülük başarısını getirdiler. Konuşma becerileri yok denecek kadar sınırlı olmasına rağmen mimik ve jestleri bolca kullanarak kendi aralarında dakikalarca süren sohbetleri hep ilgimi çekti. Bulundukları ortama getirdikleri neşe ve mutlulukla insanların kalbinde taht kurdular.

    Melisa’ya gelince, sınıf arkadaşlarına yapılan bir farkındalık çalışması sonucu hayatında inanılmaz bir değişim oldu. Bu çalışmayı takip eden ilk derste, arkadaşları her zamanki gibi sırasında oturan Melisa’nın koluna girerek bahçeye indirdiler ve beden eğitimi öğretmenlerine, “Bundan sonra Melisa olmadan asla” dediler.  Bu olayı anlatırken Melisa’nın mutluluğu görülmeye değerdi. O gün bugündür, Melisa ve arkadaşları birbirlerine daha yakınlaştılar ve gerçek arkadaş oldular.

    Sonuç olarak toplumun çoğunluğundan bazı yönlerden farklılık gösteren insanlar benzer hikâyelerin öznesi oluyorlar. Diğerleri ile eşit koşullarda aynı imkânlardan yararlanmak için hem kendileri hem de aileleri diğerlerinden daha fazla mücadele vermek zorunda kalıyorlar. Başarıya ulaşmak kuşkusuz herkes için çeşitli zorluklar içeriyor. Ancak toplumun çoğunluğundan çeşitli derecede farklılık gösteren kişiler için bu zorluklar çok çok daha fazla ve çok daha şiddetli. “Normal” olarak tanımlanan kişilere soruyorum; siz dahil yakın çevrenizde kaç kişi dünya spor oyunlarında derece yaptı? Kaç kişi 20 kadar enstrüman çalabilir? Üst  düzey el becerisi gerektiren büyük bir sanat eseri olan maket evler yapanlar?  300’e yakın konser verenler ya da Google’dan doktora bursu alanlar?  

    Google’a isimlerini yazmanız yeterli

    Ben hemen birkaç isim sayabilirim: Korhan Yamaç, Türkiye’nin paralimpik oyunlar tarihini başlatan bir sporcu. Türkiye’yi temsilen 2004 Atina Paralimpik Oyunları’na katılımı ile atıcılıkta altın madalya kazandırarak Türkiye’nin ilk olimpiyat madalyalı paralimpik sporcusu unvanına sahip olan ilk isim.

    Gizem Girişmen, 2008 Pekin Paralimpik Oyunları’nda okçuluk branşında altın madalya kazanan ilk Türk kadın sporcu. Türkiye’de paralimpik oyunlar tarihinde Laureus Dünya Spor Ödülleri’ne aday gösterilen ilk Türk sporcu. Uluslararası Paralimpik Komite (IPC) Sporcu Konseyi üyesi.

    Rabia Aytek, 20 yaşında. 20 farklı enstrüman çalan ve şarkı seslendiren bir sanatçı. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Türk Müziği Bölümü’nde misafir öğrenci. Beşiktaş Musiki Cemiyeti ve Pendikliler Derneği Türk Sanat Müziği Korosunda solist.

    Bir toplum gönüllüsü olan Yaşar Morpınar 10 yıl önce 12 gençten oluşan ‘Bremen Mızıkacıları Perküsyon Grubu’ adlı bir  grup kurdu. Bu grup şimdiye kadar 260 konser verdi.  Zaman zaman ailelerini de dahil ederek konserlerini çeşitlendirdiler.

    Selahattin Genli bateri çalıp, ahşaptan maket evler üreterek yaşamını sürdürüyor. Yaptığı maket evleri sergilemek için birçok şehirde sergi açan Genli, eserlerini artık dünyanın çeşitli ülkelerinde insanların beğenisine sunmak istiyor.

    Muratcan okula zekâsı nedeniyle üçüncü sınıfta başlatıldı ve tüm okullardan birincilikle mezun oldu. Google’dan burs alan ilk Türk olan Muratcan Çiçek, Amerika’da yapay zekâ üzerine doktora yapmaya gitti. 

    Ben burada sadece başarılarından ve birçok şeye rağmen, hiçbir bahaneye sığınmadan ulaştıkları hedeflerinden söz ediyorum. Nelere rağmen bu başarılara ulaştıklarını merak ediyorsanız Google’a isimlerini yazmanız yeterli.

    Başarı hikâyelerine çok ihtiyacımız var

    Çağı yakalamaya çalışan bir ülke olarak başarılı insan modellerine ve başarı hikâyelerine çok ihtiyacımız var. Başarı hikâyelerinin kahramanları olan bu kişiler geçen yaz, 2014 yılında kaybettiğimiz, ardında özel gereksinimli insanlara sunulan hizmetlerin geliştirilmesi gibi çok önemli bir misyonu bize bırakan Vala Gedik anısına düzenlenen ödül töreninin baş konuklarıydı. Ödüllerini İstanbul Gedik Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Hülya Gedik ve Rektör Prof. Dr. Berrak Kurtuluş başta olmak üzere sanayi, medya ve eğitim dünyasının önde gelen isimlerinden aldılar. Cesaret, azim ve kararlılıkları ile tüm davetlilerde hayranlık uyandırdılar. Bu başarılara tanık olan konuklar, “Farklıyız ama eşitiz, birlikte daha güçlüyüz” duygu ve düşüncesi ile törenden ayrıldılar.

    Görüyoruz ki, insanlar ebediyete intikal ettikten sonra da onlarla ilişkilerimiz bir şekilde devam ediyor, hatta gelişiyor. Bu insanlar bıraktıkları eserler ve insan hayatına yaptıkları katkılarla aramızda yaşamaya devam ediyorlar. Biz de bu şekilde onların varlıklarını yakından hissediyoruz. Bu ödül töreni ile Vala Gedik hala topluma katkı yapmaya devam ediyor. Gedik Eğitim Vakfı varlığını sürdürdükçe de bu katkılar artarak devam edecek.

     

     

     

     

    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı