"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Bireysel başvuruda yetki dışına çıkılıyor

GEÇEN eylül ayındaki referandumda kabul edilen anayasa değişikliği paketinin en önemli unsurlarından biri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) alanına giren konularda Türk vatandaşlarına Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkını tanımasıydı.

Böylelikle, vatandaşlara AİHS çerçevesinde bir hak ihlaline uğradıklarını düşündükleri durumlarda Strasbourg’daki Avrupa İnsan Hakları Mahkeme si’ne (AİHM) gitmeden doğrudan Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurma kapısı açılmış oluyor.

AYM’İN İPTAL YETKİSİ OLMALI MI?

Avrupa ülkelerinde bugün giderek güçlenen yöneliş, AİHM’yi ilgilendiren şikâyetlerin Anayasa Mahkemelerine başvuru yoluyla ulusal hukuk sistemi içinde çözüme bağlanması.

Dolayısıyla, bireysel başvuru konusunda yapılan düzenlenmenin Avrupa hukukuna uyum sağlamak açısından doğru yönde atılmış bir adım olduğunu teslim etmemiz gerekiyor.

Ancak...

Hükümetin anayasa değişikliğini yasaya uyarlamak amacıyla hazırladığı yeni Anayasa Mahkemesi Kanunu’na gösterilen tepkilere bakılırsa, bazı düzenlemeler başlangıçtaki iyi niyetli amacın oldukça dışına çıkan bir içerik taşıyor.

Tasarıya getirilen en önemli itiraz, AYM’e Yargıtay, Danıştay ve Askeri Yargıtay kararları üzerinde iptal yetkisinin tanınmış olması.

Tasarının 50’nci maddesinde çok açık ifadelerle “İhlal bir mahkeme kararından veya idari işlemden kaynaklanmışsa, ihlale konu olan kararın veya idari işlemin iptaline karar verilir” deniliyor.

REFERANDUMDA YETKİ ALINMADI


Bu maddenin kritik önemi, AYM, Yargıtay ve Danıştay arasındaki eşitliği bozarak, AYM’i diğer iki mahkeme üzerinde “son inceleme ve karar mercii” haline getirip, daha üstte bir statü veriyor olmasıdır.

AYM, Yargıtay ve Danıştay arasındaki ilişkiler, Anayasa’nın temel felsefesi ve mimarisi içinde düzenlenmesi gereken bir alan. Bu hassas alanın anayasa değişikliğine gidilmeden yasa değişikliği yoluyla şekillendirilmeye çalışılması, öncelikle Anayasa’ya ters düşen bir adımdır.

Kaldı ki, hükümet böyle bir düzenleme için referandumda halktan yetki almış da değildir. Aksine, anayasa değişikliği metninin 18’inci maddesi “Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz” hükmünü taşıyor.

Teknik dilde “Kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda...” ifadesiyle kastedilen, bir üst mahkemeye itiraz, yani iptal seçeneğini de içeren temyiz yoludur. Anayasa’nın 148’inci maddesine eklenen bu ifade, AYM’in bireysel başvuru alanındaki yetkisini AİHS çerçevesinde ihlal kararı vermek ve tazminata hükmetmekle sınırlandırıyor.

Yasa tasarısıyla gelen düzenleme ise bu sınırlamanın tam tersi yönünde iptal işlemi öngörüyor.

Bu konuda gerek eski AİHM Yargıcı Rıza Türmen gerek Taha Akyol gibi yazarların bu düzenlemeye önemli itirazlar getirdiklerini hatırlatmamız gerekiyor. Her ikisi de yasa ile AYM’e verilen iptal yetkisinin Anayasa’nın 148’inci maddesiyle bağdaşmadığını kuvvetli ifadelerle kayda geçiriyor.

HÜKÜMET ACELE ETMEMELİ


Hükümet, bu düzenlemeyle ne yapmaya çalışıyor? Adalet Bakanlığı, bu maddeyi tasarıya, hiç istemediği halde Anayasa Mahkemesi’nin ısrarları sonucu mu koydu?

Yoksa hükümet, yasama faaliyeti yoluyla sonuç alamadığı bazı konuları (kamusal alan, türban gibi) üye yapısı itibarıyla kendi dünya görüşüne yakın bir çizgiye çektiğini düşündüğü AYM’den çıkaracağı iptal kararları üzerinden mi çözüm yoluna sokmaya çalışacak?

Ya da kendisine direnç gösterdiğini düşündüğü Yargıtay ve Danıştay’ın sistem içindeki gücünü bu yollardan zayıflatmayı mı hedefliyor?

Bu yöndeki bir düzenleme ister istemez bu tür soruların da ortaya çıkmasına yol açacaktır.

Ancak meselenin topluma yapılan taahhütler bağlamındaki önemi bu gibi tartışmaların üzerindedir. Hükümetin işin başlangıcında AYM’i iptal yetkisiyle güçlendirmek gibi bir niyeti var idiyse, bunu referanduma giderken Türk halkıyla paylaşması daha doğru olmaz mıydı?

Yok niyet değişikliği sonradan ortaya çıktıysa, -başta söylenmediği için- hükümet toplumu yine yanıltmış duruma düşmüyor mu?

Yüksek yargının temel dengelerini ilgilendiren bu kadar yaşamsal bir konunun aceleye getirilmemesi ve etraflı bir şekilde tartışılmasında yarar vardır.
X