Gündem Haberleri

    Birbirimize alışmak zorundayız

    Hürriyet Haber
    24.10.2003 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Birbirimize hala düşman gibi bakıyoruz. Sanki bu ülke sadece bize aitmiş ve karşı taraf, uzaydan gelen büyük bir tehlike oluşturuyormuş, ülkeyi elimizden alacaklarmış gibi davranıyoruz.Bizler korkularla büyütüldük, böyle eğitim gördük.Ülke bize emanet edilmişti.Yabancılar kötü insanlardılar. Sadece ülkemizi parçalamayı , kanımızı emmeyi düşünürlerdi. Onlardan da uzak durmak gerekirdi.Bir de Ticaniler vardı. Bunlar da, Türkiyemizi karanlıklara boğmak, din baskısıyla bizi çağ dışına itmek isteyen insanlardı. Çocukluğumuzdan itibaren bu “Ticani’lerin” kimler olduğunu pek anlayamadık. Genel bir kavramdı. Çember sakallı, elinde tespih ve arkasında baştan aşağı kara çarşaflara bürünmüş kadınların yürüdüğü bir tip...Son korkumuz ise, adlarından özellikle söz edilmemeye çalışılan bir grup olan Kürtlerdi. Kürtler ikiye ayrılırdı. Bir bölümü çok sadık, çok namuslu olanlar, diğer bir bölümü ise gaddar ve kötüydüler.İşte bütün bu tehlikelere bizler göğsümüzü gerip direnecek ve düşmanlarımıza karşı vatanımızı koruyacaktık.Bütün eğitimimiz bu temeller üzerine otururdu.Böyle büyütüldük.Bizler, laik Türkiye’nin savunucularıydık.Kimimiz bu görev dağılımını çok ciddiye aldı. Değişime direndi ve kayıtsız şartsız Cumhuriyet ilkelerine bağlandı.Kimimiz değişen dünya’nın gerçeklerini gördü. Türk toplumunun da değiştiğini anladı ve yeni koşullara uyum sağladı.Toplumun bir bölümü hala direncini sürdürüyor. İslami çevreler veya din unsurunu ön plana çıkaranlar, muhafazakarlar ile köktendinciler arasında hiçbir fark gözetmiyorlar. Tesettürlü kadınların özel giysileriyle denize girmelerini hala yarı hayret, yarı olumsuz gözle izliyorlar. Bu çevrelerin varlıklarını dahi hazmedemiyorlar. Oysa bakıyorsunuz ki, Türkiye’yi yönetenlerin büyük bölümü artık muhafazakar çevrelerden oluşmuş. Toplum değişmiş, yepyeni kavramlar gelişmiş.Yabancılar deseniz, onlar da artık dışımızda değil, içimizde bizimle birlikte yaşıyorlar. Dünya öylesine birbirine bağımlı bir düzene girmiş ki, aksine uluslararası camianın içine girebilmek bir avantaj sayılır olmuş.Kürt kökenli vatandaşlar deseniz, öylesine bir bilinçlenme, öylesine bir siyasi ağırlıklarını hissetme noktasına gelmişler ki, onları dikkate almadan adım atmak giderek zorlaşıyor.Türkiye böylesine hızla değişirken, bizim kuşakların bir bölümü gerçekleri görmek yerine, tam aksine direniyorlar.Birbirimize alışmak ve birlikte yaşamaktan başka çaremiz olmadığını anlamak dahi istemiyorlar. “Vatan elden gidiyor (!)” çığlıklarını giderek yükseltiyorlar. Giderek azınlığa düştüklerini görmek ve yeni düzene uyum sağlamak yerine, direnmeyi tercih ediyorlar. Yani dengelerin oluşturulma gereğini dahi göremiyorlar.Yazık değil mi? * * *TUTAMAYACAĞIMIZ KIRMIZI ÇİZGİ ÇİZMEYELİMToplum olarak çok yanlış bir alışkanlığımız var.Çok çabuk ayaklanıyor ve nereye varacağını bilmeden, arkasında durup duramayacağımızı hesap etmeden KIRMIZI ÇİZGİLER çiziyoruz.Bu alışkanlık toplumdan kaynaklanıyor ve hayatın her kesimine yayılıyor. Yıllar içinde bir de sistem oluştu. Medya körüklüyor, Devlet havaya girip uyguluyor. Manşetlere baktığınız zaman, hangi Kırmızı Çizgilerin çizilmek istendiği hemen anlaşılıyor: “KÜRT YİNE İTİRAZ ETTİ” “ABD’NİN TUZAĞI” “TÜRKMENLER YOK EDİLMEK İSTENİYOR” . İlginçtir, Asker veya Dışişleri Bakanlığı olsun, medya’daki bu havadan etkileniyor. Olayın gerçek nedenleri, atılacak adımın getirecekleri hiç düşünülmüyor ve tartışılmıyor. Hele bazen medya’da öylesine bir rüzgar estiriliyor ki, elinde hiçbir veri olmayan, konuyla ilgili hiçbir bilgisi bulunmayan kimi muhabir veya yazar, hatta sözde bilim adamları tümüyle yanlış, cehalet kokan yorumlar yapıyorlar.İşin bir de Devlet yanı var ki, oradaki durumda içler acısı…KIBRIS VE EGE’DEKİ KIRMIZI ÇİZGİLER NE OLDU?Aslında, Kırmızı Çizgi çizme merakı Kıbrıs ile başlar. Önce, “Kıbrıs Türktür ve Türk kalacaktır” diye başladık, bugün Denktaş’ın çözümsüzlük inadından dolayı neredeyse Ada’nın tümünü kaybedeceğiz.Yunanistan’ın Ege’de 12 mil’e çıkmasının savaş nedeni olacağını söyledik, hatta Meclis kararı dahi aldık. Kıta sahanlığı nedeniyle savaşın ucuna kadar geldik. Kardak için neredeyse vuruşacaktık. Bugün, havası suyu, denizin dibiyle bir paket anlaşma pazarlığı yapıyoruz.IRAK’TAKİ KIRMIZILARI DA UNUTMAK ZORUNDA KALDIKAncak Kırmızı Çizgi maceramızın en kötü örneklerini Kuzey Irak’ta yaşadık. Hele Kuzey Irak politikası 1996’da Genelkurmay’a bırakıldıktan sonra durum daha da vahimleşti.Nelen neler söyledik.Ardından Amerikalı geldi, kafamıza çuval geçirdi ve susturdu. Ne efeliğimiz kaldı, ne de boşa savurduğumuz tehditlerimiz.Şimdi bakıyorum medya’da yavaş yavaş yine bir dayılanmalar başladı. Gariptir, daha çok eski solcular, ulusalcılar, asker’e tapınanlar, ülkücüler aynı telden çalıyorlar. Komplo teorileri diz boyu. Cehalet yine gündemin başında.Hiç birimiz ders alamıyoruz. Gerçekleri göremiyor burnumuzu kaf dağından indiremiyoruz. İnşallah bir daha kafamıza çuval geçirtip kendimizi küçük düşürtmeyiz.* * *(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com.) yayınlanmaktadır.)
    Etiketler:

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı