Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Birazcık sağduyu

İNSANIN bunlara, “Biraz aklınızı başınıza toplayın. Anayasa Mahkemesi’nin kararını sizin ‘siyasi’ diye nitelendirmeniz onu gerçekten ‘siyasi’ bir karar haline getirmiyor. Nitekim siz de sonunda onun ‘hukuki’liğini zımnen (örtük şekilde) kabul ettiniz” diye lafa başlayıp biraz olsun özeleştiri yapmalarını tavsiye edesi geliyor.

Elbet lafın gerisi var:

Biliyorsunuz Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan DTP’nin Genel Başkanı Ahmet Türk dün basının karşısına geçerek, “Kendisinin ve DTP milletvekili olan arkadaşlarının ne kadar barıştan, demokrasiden, kardeşlikten yana olduklarını” ballandıra ballandıra anlattı. İki gün önce özetle “Arkadaşlarımız sadece kendi aralarında değil, halkımızla, sivil toplum örgütleriyle de konuştular. Artık bu Meclis’te bulunmanın anlamı kalmadığı sonucuna vardık ve istifaya karar verdik” demişti.

Dün, ise aynı cümleleri söyleyip bu defa “Demokratik mücadelemizi sürdürmek için Meclis’ten çekilmeme kararını verdik” dedi.

Kendisini önceki gün “istifa ettikleri için” alkışlayanlar ise dün de “istifa etmedikleri için” alkışladılar.

Çünkü “istifa” kararını -ki zaten hem gereksiz hem de yanlıştı- kendi başlarına (yani İmralı’daki liderlerine sormadan) almışlardı.

Hani hep “demokrat”lıktan dem vuruyorlar ya!

İmralı’daki zat, “emr-i yevmi”sini (günlük talimatını) avukatları aracılığıyla gönderip “İstifa etmek yanlıştır. En azından henüz zamanı değildir” deyince halkı malkı unutup “Başüstüne”yi çekerek geri döndüler.

Görüyorsunuz değil mi ortadaki maskaralığı!

İşin kötüsü, eylemlerinin sözlerinin “hukuk” karşısındaki anlamını da ya düşünmüyorlar yahut da şaşkınlıktan ne dediklerinin farkında değiller.

Anayasa Mahkemesi’nin Demokratik Toplum Partisi’yle ilgili kararının gerekçesi her ne kadar resmen bilinmiyorsa da herkes bu partinin “terör örgütü ile bağlantılı olduğunu ortaya koyan eylem ve beyanların” bu sonucu doğurduğunu biliyor.

Başka bilinenler de var ama şimdi yeri değil. Onlara girmeyelim. Bu durumda eski DTP’lilerin, yeni üye olacaklarıBarış ve Demokrasi Partisi’nde (BDP) politika yaparken “terör örgütüyle de teröristlerin başı Abdullah Öcalan’la da bir ilişkileri olmadığını” göstermeleri gerekmez mi? (Dahası var ama yer yok.)

Sonunda kabul ettikleri “hukuk” bunu demiyor mu?

Hayır! Sanki tam tersi gerekliymiş gibi, “Abdullah Öcalan’ın da avukatları aracılığıyla açıkladığı görüşlerini dikkate alarak, BDP üyesi sıfatıyla Mecliste kalmaya karar verdiklerini” söylüyorlar. Yani, “Biz terörle de teröristlerin başıyla da bağlantımızı sürdürüyoruz” diyorlar.

İşte o zaman insanın “A sevgili kardeşim! Bak daha önce kurduğumuz 6 adet parti kapatıldı diye şikayet ediyorsun. Oysa onların 6’sının da aynı nedenle kapandığını biliyorsun. Şimdi 7’ncisinin de aynı şeyi yaptığını daha ilk gün ilan ediyorsun. Bu yaptığının akılla, iz’anla, sağduyu ile ilgisi var mı? Aleme ders vereceğine biraz da sen yaşananlardan ders alsana!” diyesi geliyor.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI