Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Biraz da felsefe

Serdar TURGUT

Hepimizin bildiği üzere Türkiye felsefi açıdan anlamsız bir ülke olma yolunda hızla ilerliyor.

Gerçi eskiden de bu ülkenin, örneğin ‘‘hayatın anlamı’’ üzerine kapsamlı bir felsefi ekol yaratılması açısından çok elverişli bir ortam sunmadığı da malumunuzdur.

Ancak son zamanlarda bu konuda da kendimizi aştık ve sonuçta Dadaizm bile bu memleketin gündelik yaşamı karşısında abukluk ölçeğinde yetersiz kalmaya başladı.

Ne yazık ki gündelik makale yazarları memlekete bu konuda hizmet etmekten çok uzaktalar. Felsefi konulara değinen hiç yok.

Makale yazarları da iki kategoriye ayrılmış durumdalar:

1- Darbenin ne zaman geleceğini tahmin eden makale yazarları.

2- Darbenin daha ne kadar ertelendiğini tahmin eden makale yazarları.

Siz de kabul etmelisiniz ki ‘‘darbe’’ konusu felsefi derinliği yeterli olan bir mesele değil.

Özet olarak verdiğim bu durum karşısında memlekette felsefi konular yeterince tartışılmamakta, entelektüel gelişmeye susadığını hayatın her aşamasında neredeyse haykıran halkımız da bunlardan mahrum kalmaktadır.

***

Bu nedenle bugün ben yurtsever, cumhuriyetçi (Aman yanlış anlaşılmasın, tabii ki Birinci Cumhuriyetçi), milliyetçi ve laik br yazar olarak felsefe konusunda yazmaya karar verdim.

Yaklaşık 43 yıldır çözülemeyen bir felsefi mesele var.

Bu konuda defalarca yazılmış olmasına rağmen muamma çözülemedi.

Konu şu: 1946 yılının o Ekim ayının bir günü, Cambridge'de ‘‘Felsefenin Metodları’’nın tartışıldığı o konferansta, Ludwig Wittgenstein, kürsüde konuşmakta olan Karl Popper'ın üzerine yürüdü mü?

Ve hemen bununla bağlantılı diğer bazı sorular...

Wittgenstein, Popper'in üzerine yürümekle kalmayıp neden bir de köşedeki şöminede durmakta olan kızgın maşayı alarak Popper'ın üzerine salladı?

Eğer ortalarında oturmakta olan Bertrand Russell araya girip, ‘‘Saçmalama Ludwig, koy o maşayı yerine’’ diye Wittgenstein'ı azarlamasaydı, acaba o, Popper'ın kafasını dağıtacak mıydı?

Ve son, ama son olmasına rağmen katiyen önemsiz olmayan soru: Bu iki adamı böylesine kızdıran şey neydi?

***

Şimdi biliyorum, yazıyı yazan ben olduğum için bunları espri olsun diye kafadan uydurduğumu sanıyorsunuz.

Ama hayır, ne yazık ki öyle değil. Bunlar aynen gerçekleşti ve hatta bugün felsefi tartışmalarda bazı tıkanmalar varsa, işte nedeni de bu yukarda anlatığım olayın gerçek nedeninin tam olarak anlaşılamamasıdır.

Olay hakkında çeşitli teoriler var.

Bunlar en basitten en karmaşığa doğru giden açıklamalardır.

En basit teoriye inananlara göre, Wittgenstein, maşayı eline almıştır, ama onu sallaması Karl Popper'ı tehdit etmek için değildir.

Adamcağızın sadece eli yanmıştır ve hareketinin anlamı da budur.

Karmaşık teoriye göre ise, Wittgenstein felsefi bir teoriyi açıklamak üzere maşayı örnek vermek için eline almıştır.

Olur mu böyle şey, maşa da felsefi örnek olur mu demeyin. Felsefe tarihi anlamsız örnekler üzerine kurulmuş bir sürü örnekle doludur. Hatta en anlamlı felsefeler, en anlamsız örnekler üzerine kuruludur.

***

Ben olayın açıklanmasında karmaşık teoremi savunanlardan yanayım.

Çünkü olayın sonuçlanma biçimi, bu tür bir karmaşık süreçle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.

Olay şöyle bitiyor: Hangi nedenle olduğu tam bilinmemekle birlikte Wittgenstein, Popper'a doğru elindeki maşayı sallayarak yürümektedir.

Ve ‘‘Ahlaki bir kural örneği ver bana, haydi çabuk’’ diye ona bağırmaktadır.

Popper ise ona ‘‘Ahlaki kural, misafir olarak çağrılan bir konuşmacıyı eline maşa alarak tehdit etmemeye özen göstermektir’’ der.

Bnun üzerine Wittgenstein elindeki maşayı fırlatır ve odadan çıkar.

Çıkarken de Popper'ı ‘‘meseleleri birbirine karıştırmakla’’ suçlar.

Bunun üzerine Bertrand Russell da kapıya çıkar ve Wittgenstein'ın arkasından ‘‘Asıl meseleleri birbirine karıştıran sensin’’ diye bağırır.

***

Evet, bütün bu olay yıllardır akademik çevrelerde tartışılıyor.

Ben de tam ne olduğunu anlamış değilim.

Ancak bildiğim tek şey var.

Eğer Popper ile Wittgenstein'ın arasına girip bütün o gıcıklıkları yapan insan Bertrand Russell değil de sıradan bir kişi olsaydı, Wittgenstein'ın onu bir güzel, evire çevire döveceği de kesindi.

Olaydan sadece bu dersi çıkarmak bile bence yeterli olabilirdi, ama ne yaparsınız ki felsefeciler bu kadar basit bir ders ile yetinecek olsalardı zaten daha baştan felsefeyle uğraşmazlardı, değil mi ama?

***

Ve bir felsefi olay daha.

Albert Einstein'ın öldükten sonra yapılan otopsisinde, orada bulunan doktor tarafından beyninin bir bölümünün çalındığını...

Doktorun yıllarca bunu sakladığını... Sonra bir gazetecinin bu doktoru bulduğunu...

İkisinin Einstein'ın beynini yanlarına alarak Amerika'yı bir baştan öteki uca arabayla dolaştıklarını...

Bu arada merhaba demek için uğradıkları William Burroughs'un da yanlarında Einstein'ın beynini taşıdıklarını öğrenince onlara tüfekle ateş ettiğini... Sonra da gazetecinin bütün bu gerçek olayı Harper's Dergisi'ne yazdığını biliyor muydunuz?













X