Bırakın yelkeni deniz öğretsin

Yaz bitti. Güzel havalarda sakinleşen internet üzerindeki tartışma forumları, yeniden canlandı. Marinalarda, tekne havuzluklarında yapılan tartışmalar sanal ortama kaydı.

Siz belki farkında değildiniz ama, geçen haftanın en önemli konusu yelken eğitimiydi, daha doğrusu yelkeni nasıl öğrenmeli sorusuna cevap arandı.

Ve, her nedense, bu asude konuya ilişkin tartışmalarda bile saflar sıklaştı hemen. Diller keskinleşti, hava sertleşti.

*

Yelkenin, resmi diye tanımlayacağım bir öğrenme süreci olması gerektiğini savunanlar bir grubu oluşturdu. Bunlar yelkende bir devletçi düzenden yana neredeyse. Her şey zabturapt altına alınmalı; kim alacak o belli değil ama alınmalı. Ve hatta, yelken becerisinden emin olunmayan kişi denizlere salınmamalı.

Bir diğer grup ise yarı devletçi; onlar sanki piyasanın bozulmasını engellemeye çalışıyorlar. Bu grup, yelkenin yaygınlaşması ile pıtrak gibi ortaya çıkan eğitim sektöründe denetim istiyor. Sanki birileri, kendi deyişleriyle ’marina parasını çıkartmak için yelken eğitimi verenlerin’ yarattığı rekabetin, fiyatları aşağı çekerek, sektörün taze şirketlerini zorlamasından korkuyor.

Öbür grup, Amatör Denizcilik Federasyonu tarafından sınavla verilen Amatör Denizci Belgesi’nin biraz daha uygulamaya dönük olarak yeniden kurgulanmasından yana.

Son grup ise, liberaller. Belgeye bile gerek olmadığını düşünen bu grup, işi yaparak öğrenmenin erdemlerini sayıp döküyor, devletin müdahaleci elinin denize, yelkene uzanmasına zinhar karşı.

*

Uzun zaman önce İngiltere’deki yüzlerce yelken okulundan birini rastgele seçmiş ve tekne içindeki bireysel çatışmalara rağmen, kan dökmeden ve birçok şey öğrenerek karaya yeniden ayak basmış bir adam olarak, temel eğitimin önemini biliyorum. O temel eğitimin önemli bölümünü kitaplardan desteklediğimi de anımsıyorum.

Ama bir yandan da, isterseniz işin akademisini bitirin, denizi; onun ve yeteneklerinizin elverdiği ölçüde denizde öğrenilebileceğine inanıyorum. Dünyanın büyük yelkencilerinin okulda değil denizde piştiklerini, dünyayı gezenlerin ellerindeki resmi belgeleri sigortacılar, gümrükçüler, sahil güvenlikçiler için aldıklarını anımsayınca tartışmanın yararsızlığını da görüyorum.

Yağmurlu havada, tıkalı yolda, saatte 120 kilometreyle emniyet şeridinden gidenlerin, bomboş TEM’de takla atacak kadar beceriksiz olanların otomobil kullanmaya ehil oldukları ve ehil kaldıkları bu cennet vatanda, denize çıkmak için şimdikinden daha kapsamlı bir ehliyet istemek haksız ve yersiz.

Yelken yapmanın dışsal maliyeti sıfıra yakın çünkü. Vereceğiniz zarar en fazla kendinize ve sizinle tekneye binme cesareti gösterenlerle sınırlı genellikle. Otomobil gibi, dışsal maliyeti çok fazla bir aracın kullanımında bile istenmeyenleri, denize çıkanlardan istemek neden gerekli olsun ki?

Yani, tekneniz varsa kendi kendinize, isterseniz bir kurt yelkenciyle, isterseniz bir yelken eğitmeniniyle çıkın denize; ama riski ve tehlikeyi öğrenmeniz zaman alacaktır. Denizde, her koyun gerçekten kendi bacağından asılır.

Sonuç: Bırakınız denize çıksınlar, deniz onlara istedikleri tempoda öğretsin.

Galip sayılır bu yolda mağlup

Uluslararası başarı ama ondan önce uluslararası katılım, yarış yelkenciliğinde bir ülkenin ulaştığı seviyeyi göstermesi açısından büyük önem taşır. Olimpik sınıflarda uluslararası katılımın yüksek maliyetini federasyon karşılar. Yat yarışçılığında ise daha da büyük olan maliyeti, ekip sahibi üstlenir. Türkiye’de yat yarışçılığında kazanan marka haline gelen Team Oğuzhan, Miami’de yapılan Farr 40 Rolex Kuzey Amerika Şampiyonası’na katıldı.

Sedat Gülçağlayan’ın sahibi olduğu Team Oğuzhan, geçen hafta Miami’de katıldığı 6 yarışın tümünü kaybedip, sonuncu oldu. Ancak davet ile girilebilen bu yarışa katılmak için, Amerika Birleşik Devletleri’nde bir Farr 40 tekne alıp, adını OZ koyan ekibin yaşadığı, aslında beklenen bir hayal kırıklığıydı. Ama buna rağmen, Miami’de Türkiye’den bir ekibin, TUR 1 yelken numarası ile yarışması, ülkenin yat yarışçılığında görülen ilerlemenin bir işareti aslında.

Bu yarış, dünyanın en başarılı ekiplerinin davet edilmiş olması nedeniyle önemliydi. Dünya şampiyonu olmuş teknelerde dümen tutmuş, rota ve taktik vermiş isimlerin yönetimindeki teknelerle yarışan OZ ekibinde liderliği, ekip sahibi Sedat Gülçağlayan ve Haluk Babacan, taktisyenliği ise Arda Baykal yaptı.

Farr 40 tipi tekneler, dünyanın en yaygın tek tip yarış tekneleri. Birbirlerine su damlası kadar benzeyen bu teknelerde, 9 kişilik ekiplerin yelken becerileri ve deneyimden kaynaklanan uyumları başarıyı getiriyor.

Team Oğuzhan, Istanbul’daki Oğuzhan Too teknesi ile yarışıp sürekli kazandıkları için büyük deneyim sahibi olsalar da, yarış öncesinde açıkladıkları gibi zorlanacaklarını bilerek Miami’ye gittiler. İç denizden açık denize çıkmanın doğal bir sonucuydu zorlanma belki de.

Sonunculuğun aslında pek önemi yok. Dünyanın en önemli yelkencilerinin katıldığı bir yarışa davet edilmek çok değerli. Yat yarışçılığına Türkiye’den başlayıp, önce Akdeniz’e uzanan, sonra da Miami’ye davet edilen Oğuzhan Too, 2 günlük bu yarışları neden kaybettiğini eminim çok iyi değerlendirip, önümüzdeki yıllarda gerçekten rekabetçi yarışlar çıkartacaktır.

Ne diyelim; galip sayılır bu yolda mağlup.
Yazarın Tüm Yazıları