"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Bırak, yazsın İsmet

YAZARLIK hayatımı şu cümleyle özetlesem yeridir:<br><br>Gelen vurdu, giden vurdu...

Eh, benim elim de armut toplamıyordu... 


“İyi / kötü”
mukabelelerde bulundum, bazen misliyle karşılıklar verdim.


İlk günlerin cevvaliyeti ve masumiyetiyle “taktik”, “strateji” falan dinlemeden salladım durdum kalemi...


Bugün geriye baktığımda...


“Yenilgiler”
de görüyorum, “zaferler” de...


Bazen yarış bittikten sonra da koşmuşum, bazen daha yarışın başında diskalifiye olmuşum...


Bazen haksızlıklar yapmışım, bazen haksızlıklara maruz kalmışım.


Bazen kıskanmışım, bazen kıskanılmışım...

* * *


Öyle “iddialı” tiplerden değilim.


Kusurum çok... Hatam gani...


Ama bir hususta çok iddialıyım:


Kimsenin elinden kaleminin alınmasını istemedim...


Asla istemem de...


Velev ki hakkımda çok çirkin, çok bayağı, çok rezil şeyler karalamış olsun...


Velev ki kalleşlik yapsın, iftira atsın, küfür etsin, belden aşağı çalışsın...


Hiç ama hiç önemli değil...


Yazıyla yapılan rezilliğin hesaplaşması yine yazıyla olur...


Şunu çok iyi biliyorum:


Rezilliği yapanın elinden kalemi alınırsa, benim elimden de “hesaplaşma hakkı” alınmış olur...


Oysa ben hesaplaşmak isterim...


Zekamla, söz söyleme kudretimle, haklılığımla, rezilliği ortaya koyabilecek becerimle, yani yazı aracılığıyla hesaplaşmak isterim...


Yenerim ya da yenilirim...


Hiç önemli değil...


Önemli olan delikanlıca hesaplaşma hakkımın her daim korunmasıdır.

* * *


Radikal Gazetesi
’nde bir yazı çıktı hakkımda...


Okurken mide kaldıran, çirkin, bayağı bir yazıydı...


Duydum ki...


Radikal’in
Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan, o yazıyı yazan adamın çıkışını vermiş...


İşten atmış yani...


Zerre kadar dahlim olmayan bir tasarruf bu...


Ama madem olayın bir ucunda ben varım...


O halde buradan İsmet Berkan’a bir çağrıda bulunabilirim:


Bırak, yazsın İsmet...


Senden bütün içtenliğimle aldığın kararı gözden geçirmeni istiyorum.


Bırak, yazsın...


Bu talebim “alicenaplık gösterisi” ya da “yüce gönüllük şovu” falan değildir.


Aslında gayet bencilce bir taleptir...


Unutma:


Onun elinden kalemi aldığın andan itibaren, benim elimden de hesaplaşma hakkını almış oldun...


Bırak, o yazsın, ben de yazayım...


Nasıl olsa
“aradaki fark”ı fark edecek çapta, nezakette ve zekada okurlarımız var...

 

Başbakan için 9 hayat düsturu

 

BİR: Muhalefet yükseltir, iktidar düşürür...


İKİ:
İstişare yapmak, kutsal bir eylemdir.


ÜÇ:
Mevlana için toplanan insanların önünde bile “çatışmacı bir dil” kullanırsan, mehter marşının çalındığı yerlerde kimseyi tutamazsın.


DÖRT:
Polemiği muhalefet çıkarır, iktidar bastırır... Eğer polemiği iktidar çıkarırsa çarşının karışması kaçınılmaz olur.


BEŞ:
Kendin için istediğini halkın için de istemezsen iyi bir Başbakan olamazsın...


ALTI:
Bir savaşı önlemek için attığın adımlar, o savaşı daha da körüklüyorsa bir yerlerde yanlış yapıyorsun demektir.


YEDİ:
Etrafına baktığında seni eleştirenlerden çok övenleri görüyorsan, yanlışı fark etme ihtimalin epey düşmüş demektir.


SEKİZ:
Bazen bağırırsan etkili olur... Ama hep bağırmaya kalkarsan etkini kaybedersin...


DOKUZ:
Düştükçe tahammülün azalırsa bunu herkes hoş görebilir... Ama yükseldikçe tahammülün azalıyorsa en azından yadırganırsın.

 

Zekat kime düşer?

 

BUGÜNLERDE köşelerinden espri yapmaya çalışan, laf çakma çabasına girişen, ironi denizlerine dalma alıştırmaları yapan bazı arkadaşların acıklı çırpınışlarına bakıp...


“Arkadaşlar! Ne yapıyorsunuz? Nedir bu acıklı çırpınışlar?”
diye sorsak...


Alacağımız yanıt şu olabilir:


“Zekamızın zekatını veriyoruz... Malum mizah zekanın zekatıdır.”


Bu durumda onlara verilmesi gereken cevap, sanırım şudur:


“Aman arkadaşlar... Boşuna uğraşmayın... Acıklı çırpınışlarınıza bakıp hüküm verebiliriz: Size zekat düşmez.”

X